Zülfü Livaneli’nin İtirafları

Zülfü Livaneli’nin İtirafları

Günay Güner yazdı:
“Günümüz koşulları çok yakıcıdır, idareyimaslahatı kaldıracak durum yoktur. Sayın Zülfü Livaneli, özellikle gençlerin bilincinde oluşturduğu aşınmanın bir eleştirel karşılığının olacağını bilmelidir. Gelecekte herkes ama herkes düşünsel hesabını da verecektir.”

İrfan Aktan, Gazete Duvar’da, 03 Temmuz 2021’de Zülfü Livaneli’yle söyleşmiş. “Zülfü Livaneli: CHP’nin Baykal gerçeğiyle hesaplaşması şart” başlığıyla yayımlanan bu söyleşinin en yararlı yanı, geçmişte her birini bir başka yerde, yayında görebildiğimiz Livaneli aymazlığının tümünü tek yerde bulabilmemizi sağlaması olmuştur. Yakın geçmişteki siyasetçilerin beş para etmezliğinden bir biçimde yararlanıyor, kendini bulunmaz kumaş, dürüstlük abidesi sayıyor ve göstermeye çalışıyor; hele solculuk kimseye kalmıyor. Gorbaçov’un, Kemal Derviş’in dostu varken solculuk kimin haddine?..

Teslim edelim, Z. Livaneli haklı olarak diğerlerine birtakım alaycı payeler biçiyor.  Ya kendisi? Çok rahatlıkla bir Kürtçü ya da benzer bilmem neci siyasal yapıda büro şefi olabilirmiş. Onun fırsatçılığı siyasal İslama da cuk oturur da o bölge epey ibadet, ayrı dil, jargon, söylem falan ister, bunları yapamaz. Fıtratını zorlamayalım. Yoksa İslamcı gençlik de onu sevsin, müziğini, kitaplarını satın alsın diye, dinci gericilikle cepheden bir mücadeleye girmemiştir. 1930’lu döneme çamur atması bu kesimce de çok sevilir. Ara ara sempati açıklamaları da cabası.

Devlette göreve talip olmuş Livaneli’nin başkalarını suçlayış temasına bakınız: Türk milliyetçisi! Şöyle diyor:

“Cemaati devlete ilk yerleştiren Tayyip Erdoğan değil, Bülent Ecevit’tir. Uzun lafın kısası, Ecevit, Baykal gibi insanlar sol filan değil, soldan hoşlanmayan, tipik Türk milliyetçileridir.” (Vurgu benim GG).

Livaneli’ye göre Avrupa Birliği (AB) en saygın kuruluş! AKP’yi koşulsuz desteklerken, Atatürk portrelerini indirin, vesayettir, talimatları verirken başka AB miydi? Daha da ağırı var. Ne diyor? 1930’lu yılların özlemcisi olmakla “suçluyor.”

“Tabii! Bunlar birer hata değildi; bu insanların ideolojik konumlanmaları, varoluşları zaten bu yöndedir. Tek tek isimlerini saymayayım ama bunlar, Türkiye’de 30’lar devletinin devamlılığını arzulayan ve bununla görevli olan (vurgu benim GG), devletle halk karşı karşıya geldiğinde devletin yanında duran, bu nedenle de hep korumaya alınmış insanlar. Türkiye’de sol partilerin gelişmemesi için işlevselleştirilen bu insanların hepsi de görevlerini son derece başarılı biçimde yerine getirmiştir.”

Bülent Ecevit’i eleştirirken de şunları söylüyor:

“Ecevit devletin kuruluş ideolojisine uygun Türkçü-laik kesimlerin temsilcisiydi. Rahşan Ecevit’le birlikte yaptıkları buydu.”

“Devletin kuruluş ideolojisi”, “Türkçü-laik kesimlerin temsilcisi olmak” Zülfü Livaneli’nin anlayışında suç! Hemen ardındansa Ecevit’i Gülen cemaatine (şimdiki FETÖ) devleti teslim etmekle bir kez daha suçluyor. Livaneli’nin 1930’lar karşıtlığının nereye hizmet ettiğini sormayacak mıyız? Bu işler o denli basit midir?

Düşün üretmek de eleştiri de birikim ve tutarlılık ister. Yan yana iki tümceniz taban tabana zıt kuruluyorsa çok sorununuz var demektir. En hafifini söyleyelim: Kafanız karışıktır! Livaneli iyi ki yönetici olmamış…

Türk ulusu, kırıntı kadar bile kazanımı kaldıysa 1930’lu yıllara borçludur. Livaneli yönetime gelseydi, bu kafayla AKP’den, HDP’den ayrı bir iş mi yapacaktı? Gerçekten de HDP’nin önceki biçimlerinde (ya da şimdi HDP’de) neden siyaset arayışında olmamış? Yakışırdı. Şu, ben istemiyordum, sanatçıyım, beni ikna ettiler ayakları ise iyice bayat, geçeceksiniz.  

Hangisini saymalı? O civan yiğitler öldürüldüler ya, Sinan Cemgil’in, Mahir Çayan’ın… arkadaşı kesilebiliyor bugün. Muzaffer Erdost’un adını geçirmesi de garip. Erdost’un yanındakilerden biri bu satırların yazarı olarak benim; Livaneli’yi bir kez bile yakınında görmedim. Muzaffer İlhan Erdost, Livaneli’yi sever miydi, doğrusu kuşkularım var. Türke, ulusçuluğa atıp tutuyor Livaneli. Deniz Gezmişlerin Samsun – Ankara yürüyüşlerinin adını neden anmaz? “Tam Bağımsızlık Türkiye İçin Mustafa Kemal Yürüyüşü” adının ve eyleminin anlamını bilemeyecek bir kişilikle yüz yüze bulunduğumuz açıktır. Kalkıyor solculuk dersi veriyor.

İşin bir başka yanı da var. Livaneli’nin anlayışı on yılı aşkın zamandır Kemal Kılıçdaroğlu yönetimince uygulanıyor. Sonuç? Sınıf bilincini bombalamakta çok yararlı sonuçlar alındığı kesin. Sonuç yaklaşık şudur: Kendini emekçi bilme, o aldatmacadır. Sen Kürtsün, Zazasın, Alevisin, Lazsın, Çerkezsin… Cumhuriyet vesayeti senin kimliklerinin üzerini betonladı. Bırak o modernist işleri. Cumhuriyet dinsel özgürlükleri, tekkeleri, zaviyeleri, tarikatları da betonladı…” Livaneli’nin ağzı ikinci cumhuriyetçi Murat Belge, Cengiz Çandar, Can Dündar, Ömer Laçiner, Tanıl Bora, Nadire Mater, Nuray Mert, Nilüfer Göle… ağzıdır. Bilindiği kadarıyla bu muhteremlerden kimileri, yarattıkları cehenneme katlanamayarak, gönüllü yurtsuz ayaklarıyla, Birleşik Krallık’a, İsveç Krallığı’na, Almanya’ya kapağı atmışlardır. Ne de olsa yoruldular. Ulusalcı karşıtlığı böyle bir şey olsa gerek. İnsanların ulusalcı sözcüğüyle suçlandığı adam gibi bir ülke var mıdır? Yurtsever sözcüğüyle yaklaşık aynı anlamda değil midir ulusalcı sözcüğü? İlla Vatan Partisi aymazlarıyla örtüştürmekten de yarar sağlamanın ardındadırlar, bu da gerçek.

Günümüz koşulları çok yakıcıdır, idareyimaslahatı kaldıracak durum yoktur. Sayın Zülfü Livaneli, özellikle gençlerin bilincinde oluşturduğu aşınmanın bir eleştirel karşılığının olacağını bilmelidir. Gelecekte herkes ama herkes düşünsel hesabını da verecektir.  

Sözün kısası “Dinime küfreden bari Müslüman olsa” ya da “Tencere dibin kara, seninki benden kara.”

Kaynak

https://www.gazeteduvar.com.tr/zulfu-livaneli-chpnin-baykal-gercegiyle-hesaplasmasi-sart-makale-1527348

Diğer Yazılar