Telgrafhane / Emeğin yanında, Aydınlanmanın izinde

Yapay Anayasa Tartışması

Türk hukuk birikiminde sayılı öğretmenlerden Prof. Dr. Tarık Zafer Tunaya, klasikleşmiş yapıtı Siyasal Kurumlar ve Anayasa Hukuku adlı yapıtının başında, sosyal bilimlerin, teknolojik gelişmenin gerisinde kaldığını vurgularken şöyle yazar:

 “İdeolojiler ne kadar çeşitli ve farklı olsalar bile, bu gelişmelerin ((teknolojik gelişmeler GG) önünde değil, peşindedirler. Onların baskısı altındadırlar. Teknoloji, sosyal bilimleri geride bırakmıştır” (Fakülteler Matbaası, 1980: 4).   

Anayasa siyasal yapılar arasında denge belgesidir. Daha da öncesi rejimin belgesidir ve genellikle büyük sarsıntılar (devrim, reform, savaş…) sonucunda yapılır. Temelinde çok ağır yük vardır.  Anayasalar sürekli daha özgürleştirici yönde ortaya çıkarılırlar. Geriye gidişin anayasası olmaz. Olursa bu sahteciliktir. Halka dayatmadır. Birleşik Krallık’ın tarihindeki Magna Carta Libertatum derebeylerinin, kral karşısında hareket alanlarını genişletmiş, adından da anlaşılacağı gibi görece özgürleştirmiştir. Osmanlıdaki Senedi İttifak da aynı işlevdedir.

Gelelim günümüze. Yeniden ısıtılan anayasa tartışması yapaydır. Tam da yukardaki nedenle yapaydır: Anayasalar, geriye götürme metinleri olamaz. Ulus devlet yapıları derebeylik ilişkilerine karşı, sanayi toplumunun, kentsoylu (burjuva) insan ilişkilerinin yaşam alanıdır. 1980’li yıllara kadar emek kazanımlarının parlamenter ortamı da sözkonusu ilişkiler sayesinde sağlanmıştır. Ardından emperyalizm tarafından tüm “hedef” dünyaya dayatılan kimlik siyaseti sınıfsal kazanımları ve ilişki biçimlerini darmadağın etmiştir. Bugün yoksulluk içinde kıvranılmasının, insan onurunun ayaklar altına alınmasının nedeni ve kaynağı bu kimliksel saldırıdır.

AKP gericiliğinin “Anayasayı tanımıyorum” çıkışı bir sır değildir. Aynı zamanda 12 Eylül 1980 faşist darbesinin 1981 Anayasasının onlarca kez değiştirildiği de sır değildir. Peki, bu her şey halledilmiş, sıra anayasaya gelmiş havası neden? AKP Millet İttifakını parçalamak için ortaya “bunlar gizlice anayasa çalışması yaptı” (CHP, İYİ Parti, HDP) savını ortaya attı. Kemal Kılıçdaroğlu savı ret eder bir tavır takındı.

Kuşkusuz, siyasal partilerin anayasa çalışması yapmasından doğal bir durum yoktur. Neden gizlenmeye çalışılır? Burada kara çalmanın aracı HDP olmakta. “Bakın, bu partiler HDP ile birlikteler!” hinliği… Oslo, Habur, İmralı, Dolmabahçe… pikniklerini bir yana bırakıyorum. HDP-PKK olası bağlarına ve HDP’nin kimlik siyasetine, Partinin PKK’ye eleştirisiz tavrına, Türk ulusuna karşı duyarsızlığına karşı yoğun eleştirilerim başka yazılarımda kanıtlıdır. Ne ki HDP anayasal bir partidir. Kıyım örgütüyle ilişkileri kanıtlıysa, Yargıtay Başsavcılığı, Anayasa Mahkemesi gerekli soruşturmaları yaparlar. Kapanması gerekiyorsa ki kanıtlanmışsa elbette kapatılır. Başka adla yenisi kurulurmuş, o işin başka yanıdır. Demem o ki yargı kurumları bir işlem yapamıyorsa benim için yasal, diğerleri kadar meşru siyasal partidir. TBMM’nin her köşesinde yan yana olup da HDP HDP diye çığırtkanlık yapmak ise gülünçtür. Aydın insan soğukkanlı, nesnel insandır. Bu sözüm aynı zamanda, epeydir gericiliğin çarkına su taşıyan Vatan Partisi-Ulusal Kanal kesiminedir. Bu bilimdışı yaklaşımın etkileri yine epey zamandır cahil bırakılmış sıradan insanımıza, gencimize, fındık zamanı işçi çalıştıran Karadenizlimize, tütn zamanı işçi çalıştıran Egelimize, kendini Polat Alemdar sananımıza… yansıyor. Derdimiz bu halkı birbirine önyargılı bakıştan kurtarmak olmalıdır. Bu uyarımız Kürtçü siyasetçi, HDP… için de aynen geçerlidir. Türk ekini ve tarihi için değerli olanlara da bu kesim duyarlı, saygılı davranmalıdır. Örnek mi? Sevr Anlaşmasının uygulanmasını istemek nasıl bir gereksinimin sonucudur? Örnek mi? Azerbaycan-Ermenistan savaşında, işgal edilmiş topraklarını kurtarmak için çabalayan Azerbaycan için “Haklıdır, kıyıma uğramıştır” belirlemesini bir türlü duyamadık, okuyamadık. Bununla da kalınmadı, Ermenistan’dan yana sayılabilecek açıklamalar bile yapıldı. Bu yöndeki tüm sorular geçiştirildi. Zaten Türk ne zaman haklarının ardına düşse, barış barış, diplomasi… çığlıkları ortalığı kaplar. Bu da bir başka hinlik! Geçmişe gidersek daha nelerle karşılaşırız nelerle… Kışkırtıcı, meydan okuyucu, ABD’yi, AB’yi Türkiye’ye çağırıcı…

Bugün yeni anayasa yapmanın sorunları çözecek yakıcı eylem olduğuna kimseyi ikna edemezsiniz. Anayasanın uygulanmamasıdır sorun. Seçim Yasasından söz eden bir muhalefet neden göremiyoruz? Bu işin dünya örnekleri ise birçok tuzakla doludur. Bir bakarsınız ki bir Fin, bir Norveçli, ne bileyim bir İsveçli arabulucu atanmış, kendinizi demokrasi, özgürlük höykürüşleri arasında federasyon içinde bulmuşsunuz. İlk dört madde neden önemlidir, değerlidir? Türkiye toprağında yaşamış ve yaşayan tüm insanların eşit yurttaş temelinde, saygısını kazanmış, sınıfsal haklarını, gönencini (ücret, sendika, parasız eğitim, parasız sağlık…) bugüne göre kat kat üstün düzeyde sağlamış değerlerin, ulusçu devrimin ilkelerini kayıtlar da ondan…

Yeni anayasa kimlik, özerklik, yerel yönetim… cilası altında ağayı, tefeciyi, din tacirini, tarikatı, cemaati, mafyayı daha da egemen duruma getirecekse bu anayasa olamayacağı gibi, Türk Devriminin kanla kazandırdığı ilerici yaşamın imhası, paçasından aşağı çekilmesi anlamına gelir. Bunu yaptırmazlar, yaptırmayız! Hangi kesim isterse istesin, savaşım vermeden yapacağını kimse sanmasın, hayale kapılmasın.

Ne dedik? Anayasalar büyük ilerleme, gerçek özgürlük, devrim sarsıntılarının belgeleridir; aydınlık güçler özgürlüklerini altın tepside teslim etmezler.

Exit mobile version