14.04.2015, Salı







ELİT DÜŞMANLIĞI / Mehmet Tanju Akad yazdı…
ELİT DÜŞMANLIĞI / Mehmet Tanju Akad yazdı…
28 Haziran 2014 14:26
Font1 Font2 Font3 Font4

Çok karmaşık ve önemli bir mesele…

 

(1) Bir ülkeyi ileri götüren ve ona temel değerlerini kazandıranlar, o ülkenin seçkinleridir. Bunun hiçbir istisnası yoktur. Dahası, her ülke, ancak elitleri kadar ileri gidebilir. Bu konu elitlerin niteliğini de gündeme getirir.

 

(2) Büyük ülkeleri büyük yapan elitleridir ve krize girdikleri zaman onların yol göstericiliği ile çıkarlar. Türkiye bu nedenle sürekli kriz yaşar.

(2-1) Elitler sadece akıllarıyla değil, daha çok sorunlar karşısındaki tutum ve tavırlarıyla örnek olurlar.

 

(3) Bizim en büyük sorunumuz elit kesimin zayıflığıdır. İkinci büyük sorunumuz da elit sayılabilecek olan az sayıda insanımızın da, dışlanıp kötü gösterilme alışkanlığıdır. Bu durum gerçekten değerli insanlarımızın kenara itilmeklerine, hatta yurt dışında daha fazla itibar görmelerine yol açar. Fazla göze batanlar ise öldürülür ya da kıyıya köşeye sürülür. Geleneğimiz budur.

(3-1) Bu konuyu bilen iktidar adayı kesimler uzun vadede kendi elitlerini yaratmaya çalışır. Pekala bize bakalım. İslami kesimin sözde elitleri evlere şenliktir. Liboşlar haindir ve solculardan onlara özenen az değildir. Sol kesimin elitleri var mıdır? Yanıtı size bırakıyorum.

 

(4) Seçkinlere karşı düşmanlığın  kökü, haklı veya haksız olarak böyle nitelenebilecek kesimlerin ancak yabancı bir kültürle kaynaşarak elit haline gelmelerinde olabilir. Öyle ki, Selçuklu seçkinleri İran kültürüyle, Osmanlı seçkinleri de özellikle ilk başta kısmen Helen kültürüyle, son nesilleri ise Batı kültürüyle yoğrulmuştu. Cumhuriyet elitleri batı kültürüyle yoğrulmaya devam etti. Bu durum daima Anadolu’nun cahil kitlelerine batmış ve Selçukluklardan itibaren isyanlar aralıksız sürmüştür. Benim çocukluğumda Anadolu’da gözlüklülere bile kötü bakarlardı, bu bizden değil, diye. Bunu bizzat yaşamış birisiyim. Yesevilik, Bektaşilik, Mevlevilik ve rafizi sayılan akımların kültürümüzde bu anlamdaki yerlerini tam olarak değerlendirmek kolay değil, çünkü bir kısmı başsız bir halk muhalefetine katılmış, bir kısmı da sistemin parçası haline gelmiştir. Sonradan ahalinin muhalefetine Vahabbi parasıyla baş taktılar ve felaket katlanarak büyüdü.

 

(5) Elitlerin yabancı kültürlerle haşır neşir olmalarının yarattığı tepki bir yana, elit varsayılanların çoğunluğu genelde köksüzdür. Sahip çıkacakları değerleri ve fikirleri son derece yüzeyseldir. Bizde tarih boyunca bürokraside yükselmek seçkin sayılmak için yeterli olmuştur.

 

(6) Öte yandan, bugünün hain liboşları gibi, tamamen teslimiyetçi bir sözde seçkinler grubu da vardır. Öyle olmasalar bile görünüşte seçkinler arasında gösterilirler. Bunlara ihanet seçkinleri diyebiliriz.

 

(7) Konunun bir başka yanı da, örneğin Türk filmlerinde ortaya çıkar. Seçkin olmayan, sonradan görme kentlilere atfedilen dejenere bir yaşam biçimi (ki öylesi gerçek hayatta asla olamaz) seçkinlere atfedilerek onlar kötü gösterilir. Halbuki seçkin kesime mensup olanlar böyle ilkelliklerin yanına uğramaz. Ama çirkin bir imaj, sıradan sinemacılar aracılığıyla yaygınlaştırılmıştır. Bu çirkinliği şimdi ilkel televizyoncular yapıyor. Bunlar işte ahalinin hala var olan seçkinler düşmanlığına hitap ederek seyirci topluyor. Bunu keşfetmiş bulunan gerici ittifak da günlük politikada fazlasıyla kullanıyor. Kendi pislikleri ortaya çıkınca seçkinler diye yaygarayı basıyor. AKP’nin yanında CHP’de kimi zaman bu söylemi kullanıyor, hatta son zamanlarda daha fazla kullanıyor.

 

(8) Çoğu ülke elit bir kesim yaratmaya çalışır ama bu nesiller boyu süren bir iştir. İnsanları okula sokup elit yapamazsın. Ama aralarından bir kısmı kendilerini geliştirir. Ayrıca, okulun yanında kişinin  aileden bazı değerler alması, iyi bir çevrede yetişmesi, kütüphane ve müzeleri gezmesi, tiyatro seyretmesi, konser dinlemesi gerekir. Böylece yüksek değerlere sahip olunur ama bu yetmez. Fikri bir terakki de gerekir. Bu nedenle seçkinlerine sahip çıkan ülkeler, rejimler değişse bile kısa sürede tekrar toparlanırlar. Seçkinleri zayıf olan veya kenara itilen ülkeler ise toparlansalar bile tekrar dağılırlar. Türkiye, İran ve Afganistan bunun farklı düzeylerdeki örnekleridir. Üç ülke de bir dönem çağdaş bir hayata yaklaşırken tornistan ettirildi. Bunu yapanlar, batının desteği olsun veya olmasın, söz konusu ülkelerin seçkinlere düşman olan bağnazlarıdır. Ülkelerinin seçkinlerini boğmaya giriştiler.

 

(9) Nitelikli insanlarımızla halk arasındaki mesafe, bağnazlarla halk arasındaki mesafeden daha fazladır ne yazık ki. Bu nedenle yüksek değerleri benimseyenler çoğunlukla yalnızdır. Bu nedenle hukuka saygı yoktur. Gene bu nedenle canlı hayatı en hızlı yok eden toplumlardan bir tanesiyiz. Bakınız, doğasını ve tarihini en çok koruyan ülkeler seçkinleri köklü olanlardır. Seçkinleri tarihi olarak bürokrasiye dayanan ülkelerde doğa koruması yoktur veya çok azdır.

 

(10) On bir yıllık büyük savaşlarımızda, seçkinlerimiz olarak niteleyebileceğimiz Galatasaray lisesinden birçok gencimiz cephelere gönüllü giderek şehit olmuştur. Fenerbahçe’nin eğitimli gençleri de çok şehit vermiştir. Anadolu’nun büyük kentlerinin okumuş gençleri de gönüllü olmuşlardır. Bunlar aldıkları kültürle vatanlarını ve özgürlüğü canlarından aziz bilmişlerdi. Osmanlıların altın nesli bize iyi bir şeyler bırakmaya çalıştı ama yeterince güçlü değillerdi. Ülke cahil çoğunluğun yağma hırsı içerisinde boğulmaktan kurtulamadı. 1968 sonrasında hayatlarını yitirenlerin ve işkence tezgahlarına sokulanların öncü kesimi de çoğunlukla en iyi okullarda okuyan ve ülkenin seçkinleri arasına girmekte olan gençlerdi. Ne var ki yüksek değerleri kitlelere aktaramadılar. Belki de kitleler kabul etmedi. Zaten bu süreç başlar başlamaz güdümlü katliamlar önünü kesmeye girişti.

 

(11) Seçkinlerini büyük ölçüde yok etmiş olan Rusya’nın durumu ve büyük tarihi geleneğine rağmen seçkinleri bürokrasiye dayanan Çin’deki gelişme/doğa katliamı ikilemi üzerinde acele sonuca varmak istemiyorum. Ama gelenek, örneğin Yunanlılarda olduğu gibi Ortodoks kilisesi aracılığıyla da korunmuş olabiliyor.

 

Bu son derece karmaşık ve önemli bir meseledir. Ne var ki Türkiye bin bir güçlükle yetiştirdiği seçkinlerini öldürmüş, yakmış, işkenceden geçirmiş, hapiste çürütmüş, dışarıya sürmüş, işten atmış, kıyıda köşede kalmaya mahkum etmiş, kurumlarını yeteneksizlerle doldurmuş ve felakete yürümüştür. Şimdi geride kalanların öne çıkma vaktidir diyoruz ama çıkanları yıpratan bir cadı kazanı hiç durmuyor…

 

 

Mehmet Tanju Akad

Telgrafhane.org

 



Yukarı Geri Ana Sayfa

x

Telgrafhane'yi Facebook'tan takip edin



Telgrafhane'yi Twitter'dan takip edin

x
Telgrafhane facebook uygulamasına
bağlan
69 Sorgu Yapıldı. 0,267 Saniyede Oluşturuldu.