Köyü Canlandırma Projesi: Köy Enstitüleri

Köyü Canlandırma Projesi: Köy Enstitüleri

H. Olcay Taşlı yazdı:
“Oldukça kısa bir süre varlığını sürdürebilmişte olsa, Anadolu’nun devrimci iradesi Enstitülerin açılış yıldönümünü hiç unutmamış ve her 17 Nisan’ı bir eğitim bayramı olarak kutlamıştır.”

17 Nisan 1940’da 3803 sayılı Köy Enstitüleri Yasası kabul edilmiştir.  Yasanın kabul edilişinden altı yıl gibi kısa bir süre sonra, bu büyük eğitim atılımı önce işlevsizleştirilmiş ardından da 1954 yılında kapatılmıştır. Oldukça kısa bir süre varlığını sürdürebilmişte* olsa, Anadolu’nun devrimci iradesi Enstitülerin açılış yıldönümünü hiç unutmamış ve her 17 Nisan’ı bir eğitim bayramı olarak kutlamıştır. Ayrıca bu kurumlar hakkında yüzlerce eser ve binlerce makale yazılmıştır. Yalnız tüm bu çalışmalara rağmen ne ilginçtir ki herhalde yeterince altı çizilmemiş olduğundan olacak ki Enstitüler denilince akla, artık kabak tadı veren bir köy kalkındırma projesi gelmektedir. Hâlbuki* aradan 81 yıl geçmiş olmasına rağmen hala bu yanlışın zihinlerden silinememesi ne tuhaf; muhakkak Enstitülerin kuru bir köy kalkındırma projesi olmadığı anlatılmıştır ama hala akla ilk gelen bu yanlış yargıdır. Öncelikle bu yanlış yargıyı düzeltelim. Öyleyse nedir Köy Enstitüleri? Ya da şöyle soralım, Köy Enstitüleri denilince aklımıza ne gelmelidir?

Yukarıdaki soruların cevabını bize tabii ki Enstitülerin fikirsel öncülüğünü yapmış olan büyük eğitimci İsmail Hakkı Tonguç verecektir:

“ Köy meselesi bazılarının zannettikleri gibi mihaniki surette köy kalkınması değil, manalı ve şuurlu bir şekilde köyün içten canlandırılmasıdır. Köyü öylesine canlandırılmalı ve şuurlandırılmalı ki onu, hiçbir kuvvet; yalnız kendi hesabına ve insafsızca istismar edemesin. Ona esir ve uşak muamelesi yapamasın. Köylüler, şuursuz ve bedava çalışan birer iş hayvanı haline gelmesinler. Onlar da her vatandaş gibi, her zaman haklarına kavuşabilsinler. Köy meselesi bu demektir.” [1]

Tonguç oldukça yalın bir şekilde anlatmış, köy meselesine çözüm getirecek Enstitülerin amacı bir kalkınma değil bir canlanma işidir; Enstitüler ile öncelikle yüzyıllardır otoriteye karşı paslanan bilinçler paslarını atacaklardır. Enstitülüler bir köylü olarak haklarını öğrenecektir; öncelikle enstitülü canlanacak, köylü bilincine, sınıfsal bilince erecek, ardından bu mayayı çalıştığı köye çalacaktır. Maya tuttu mu, köylünün bilinci canlanacak ve köyde canlanıp uyanacaktır.

O dönem köylü, genel nüfusun %80’inin üzerindedir. Halkın büyük çoğunluğu gaflet uykusunda iken Türk Devrimi’nin nihai hedefi olan medeni milletler seviyesine yükselebilmesi mümkün müdür?  Tabii ki sorunun cevabı nettir, hayır.

Soru sormaya devam edelim, peki sadece eğitim yoluyla bir milleti, medeni milletler seviyesine yükselebilmesi mümkün müdür? Ya da Tonguç böyle düşündüğünden mi Enstitülerin fikirsel öncülüğünü yaparak kurulmasını vesile olmuştur?

Öncelikle neden bu noktaya geldiğimi anlatayım; çünkü Tonguç ile ilgili dolayısıyla Enstitüler ile ilgili bilinen veya iddia edilen başka bir yanlışta budur. Sanki Tonguç, eğitiminin tek başına sosyal yapı değişimlerini gerçekleştirebilecek yeterli bir vasıta olarak görüyormuş ya da sadece eğitim yoluyla bir milleti, medeni milletler seviyesine çıkarabileceğini düşünmüş gibi bu noktadan Enstitülere eleştireler getirmişlerdir. İsterseniz gerçekten Tonguç böyle mi düşünmüş bir bakalım.

Öncelikle Enstitülerin sadece okuma- yazma öğreten klasik bilgi okulu olmadığını belirtelim; zaten Tonguç’a göre klasik bilgi okulları ile köyü canlandırmak mümkün değildir, işte bu konu hakkında Tonguç’un düşünceleri:

“Her bakımdan geri durumda, başka bir hayat düzeni içinde bunalıp kalmış olan köyü okulla beraber, sağlık, modern teknik, bunların çeşitli vasıtaları, modern kültür, ekonomik bilgi götürmeyecek olursa, yalnız okuma yazmaya önem veren bir bilgi okulu ile köy canlandırılamaz.”[2]

Enstitüler verdiği mezunlar ile tam da yukarıda Tonguç’un ifade ettiği gibi köye modern tarım tekniğini götüren, aldığı kooperatifçilik bilinci ile yarın içine dâhil olacakları köy yaşamında, halkın ekonomik olarak sömürülmesinin önüne geçebilecekleri bir yol sunan, köye sağlığı götürecek sınıf bilincine sahip bireylerdir. Enstitülü aynı zamanda okulda kazandığı bir uzmanlık alanı ile köyün ekonomik yaşamına yeni bir katkı sunacağı da biliyoruz. Ne kadar ezber bozan bir yapıya sahip olan bir kurum olursa olsun sadece eğitim yolu ile istenen hedefe varmak mümkün değildir. Aslında 40’lı yıllarda tüm sorumluluk eğitim üzerine bırakılmış değildir. 2. Dünya Savaşı yıllarıdır, Parti liderinin otoritesinin hissedildiği yıllardır. Parti içinde Kemalist Devrimi’nin nihai hedefine ulaşması için çabalayan dar bir zümre partide aktif durumdadır. Ayrıca İnönü’nün desteğini de almaktadır bu zümre, savaş koşullarının da yardım ettiği bir süreçte Devrim için önemli toplumsal reformlar içeren adımlar atılmaya çalışılmaktadır. Bu reformların arasında en önemlisi ise 1945 yılında kabul edilen “ Çiftçiyi Topraklandırma Kanunu” dur. Tonguç enstitüler ile parlayan kıvılcımı harlayacak olan hamleyi büyük bir müjde olarak karşılamıştır. Tonguç’ a göre Kemalist Devrimi sonuçlandıracak hamle bu kanundur, Tonguç’a göre bu kanun: “Cumhuriyet’in en büyük eserlerinden biridir.”[3]

Tonguç, bu kanun çıkarılırken partinin milliyetçi- muhafazakâr kanadının önemli bir direnç noktası oluşturacağını biliyordu, yine iyi biliyordu ki kanunun çıkmış olması yeterli değildir; yine aynı gerici kanat, kanunun yürürlüğünü engellemek için de çabalayacaktır. Bunun için Tonguç, dönemin İlköğretim Dergisi’nde yazdığı makalede eğitmenlere, öğretmenlere ve profesörlere bu kanunun yürürlüğünü sağlamak için, yeni nesle nasıl anlatılması gerektiği ile ilgili tavsiyeler vermiştir.  Özellikle de köy okullarında, ziraat ve köy enstitülerinde, siyasal bilgiler okulunda, hukuk ve iktisat fakültelerinde kanunun kabul edildiği günün yıldönümünde kutlamalar yapılması gerektiğini ve kanunun uygulanması ile ilgili canlı meseleler konuşulması gerektiğini vurgulamıştır.

Tonguç Canlandırılacak Köy adlı eserinde Cumhuriyet’in toprak meselesi hakkındaki düşüncelerini şu sözlerle dile getirmiştir:

“ İhtiyaca kafi toprağı olmayan veya toprağı verimsiz olan köylü bedbahttır. Köylülerimizin oldukça mühim bir kısmı topraksızlık veya toprak azlığı sıkıntısı çekmektedir… Nüfusa nispetle miktarı pek çok olan verimli topraklarımızın çoğu bunları işletemeyen veya bu vasıta ile köylüleri istismar edenlerin elindedir. Cumhuriyetin halletmeye mecbur olduğu en büyük iş, toprak meselesidir. Bu iş düzenlenmedikçe Türk halkını mesut bir hale getirmenin imkânı yoktur… Bu müşküllere bir de mevcut suların mülkiyeti ve bu sulardan faydalanabilme meselesi karışınca iş büsbütün içinden çıkılmaz bir hale gelmekte… Köylünün canı mesabesinde olan sulara temellük meselesi de tıpkı toprak işi gibi mutlaka devletin el koyarak halletmesi gereken milli davalarımızdandır. İşe yarayacak vasıf ve kuvvetteki hemen bütün sular sömürücülerin elinde bir tahakküm vasıtası olarak kullanılır… Köylülerimizin genel hatlarıyla birlikte memleketin hayatına şekil veren bu problemleri oldukları gibi kabul ederek köylüyü sadece okutmaya kalkışmaktan ne kazanılabilir?[4]

Belki sadece bu alıntıyı bile okumak, Tonguç’un, Anadolu’yu sadece eğitim ve kültürel anlamda atılacak adımlarla canlandırma ve uyandırma peşinde koşan bir hayalperest olmadığını göstermiştir; ama biz yine de önemli bir son ekleme ile bu konuyu bağlayalım. Hindistan ülkesinde uygulanabilecek devrimci bir model arayışı içindedir. Unesco’nun önerisi Köy Enstitüleri olmuştur. Hindistanlı yetkililer Tonguç’a ulaşıp, onunla görüşmüşlerdir. İşte bu görüşmenin sonunda Hindistanlı yetkililere şu tavsiyede bulunacaktır Tonguç:

“ Ekselans, toprak reformu gerçekleştirilmeyen hiçbir ülkede köy enstitüleri gibi geniş kitleler yararına ilerici kuruluşları yaşatmaya olanak yoktur.”[5]

Demek ki Tonguç’un hedefi ne köyü kalkındırmakmış ne de Tonguç eğitimin sosyal yapıyı tek başına değiştireceğini inanan bir hayalperestmiş.Unutmayalım ki kuruluşlarının 81. yıl dönümünü kutlayacağımız bu kurumlar sadece altı yıl gibi kısa bir süre eğitim vermesine rağmen ( Unutmayalım ki 1946 yılında bu kurumlar işlevsizleştirilmişti) günümüzde bile yerküreye ışık saçmaya devam etmiyor mu? Nitekim 2015 yılı Nobel Kimya Ödülü’nü kazanarak Türk halkını da gururlandıran Aziz Sancar, başarısında köy enstitülü öğretmenlerinin payının büyük olduğunu söylememiş midir.


[1] Canlandırılacak Köy, İsmail Hakkı Tonguç, 1. Basım, Remzi Kitabevi, 1939, s: 88

[2] Eğitim Yoluyla Canlandırılacak Köy, İsmail Hakkı Tonguç, 3. Basım, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı, Ankara, 1998, s: 547

[3] Kitaplaşmamış Yazılar Cilt: 1, İsmail Hakkı Tonguç, 2. Basım, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı, Ankara, 1997s:341

[4] Eğitim Yoluyla Canlandırılacak Köy, İsmail Hakkı Tonguç, 3. Basım, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı, Ankara, 1998, s:48-52

[5]  Haşim Kaynar’la yapılan bir söyleşi, alıntı  Mehmet Cimi’nin Tonguç Baba adlı eserinden, s: 287

Diğer Yazılar