Harun Yılmaz’ın Orhan Pamuk Yazısına Yanıt

Harun Yılmaz’ın Orhan Pamuk Yazısına Yanıt

Günay Güner yazdı:
“Sabahattin Ali, Nâzım Hikmet fikrinden dönecek ya da yaltaklanacak kişiler midir? Düşüncesi uğruna ölümü göze alanlar bunu yapar mı? “

Telgrafhane bilgisunar dergisinde, köşe komşum Harun Yılmaz “Neden Sadece Orhan Pamuk?” başlıklı bir yazı yazdı. Yazıdaki savlar oldukça ilginç ve bu savlarda onyılların deneyimi, tartışmaları, kaynakları, kanıtları, belgeleri göz ardı edilmiş. Adeta abeceye a harfinden, yeniden başlar gibiyiz.

Bazıları “örtük”, “imalı” savları özetleyelim. Sayın Harun Yılmaz’a göre, Orhan Pamuk’u eleştirenler genellikle okumadan, önyargıyla eleştirmekteler. Cumhuriyete, Atatürk’e, Türk Devrimine başka tanınmış, usta yazarlar da çok ağır saldırılarda bulunmuşlardır ama onların bu tavırları Orhan Pamuk denli öne çıkarılmamıştır. “Kimi yazarlar o kadar konuşulmazlar veya tartışılma süreçleri geride kalmıştır. Onlar belki kabul görme sürecini tamamladıkları için belki de hayatta olmadıkları için (vurgu benimdir GG) böyle saldırılara pek maruz kalmazlar.” Örneğin Yaşar Kemal, Nâzım Hikmet, Sabahattin Ali böyle yazarlardır. Ve şunu da ekliyor Yılmaz: “Orhan Pamuk belki de halen hayatta olduğu için bu süreçten geçiyor. Ama bu özdeşleşme süreci öyle 5-10 yılda gerçekleşmiyor. Şu an ürettiği, konuşulduğu ve eleştirildiği dönemi yaşıyor. Jose Saramago, İsa’ya Göre İncil kitabını yazdıktan sonra Katolik Kilisesi tarafından aforoz edilmiş ve Portekiz’i terk etmiş, Pablo Neruda 1948 yılında devlet düşmanı ilan edilmişti. Yani yazılanlar yazılıyor, söylenenler söyleniyor ve bir sanatçının değeri konusunda hükmü zaman veriyor.”

Harun Yılmaz konuya çok yalınkat yaklaşmış. Oysa gerçek ayrıntılardadır. Önce şunu söyleyeyim, Orhan Pamuk’u Yılmaz’ın anlattığı yeni romanı Veba Geceleri dışında epey okumuş biriyim. Başka okuyanlar kimlerdi? Örneğin Prof. Fahir İz okudu. Prof. Tahsin Yücel okudu. Fahir iz alanının yetkin uzmanı edebiyat araştırmacısıydı. Tahsin Yücel göstergebilimin babasıydı. Eşsiz bir romancı ve öykücüydü. Yapıtlarıyla yaşıyorlar. Başkalarına hiç değinmiyorum. Bu iki değerli ad, yüz akımız ad eleştirel okumalarında (ki her okuma eleştirel olmalıdır) bir yazınsal değer bulamadıkları gibi, birçok yanlış; kasıtlı, ideolojik, dayanaksız söyleyiş belirlediler. Atatürk büstüne keyifle kuş pisletmesinden tutun, Müslüman kesimi asıl hedef pazar kitlesi saydığı belli olan Pamuk’un şerefeye, minarenin balkonu demesine kadar, neresinden tutacaksınız?!.. Hele o Kar romanındaki laiklik altında ininm inim inlemiş İslamcı – yapıştırma, zorlama izlekleri… Bunun üzerine Orhan Pamuk’un Nobel öncesi aymazca Ermeni, Kürt savlarını, yetmedi, daha yakın zamandaki, Beşar Esad’a “ayar verme” bildirisindeki çirkin biçemi ve saldırısını da eklemelisiniz. Emperyalizmin bombaları altında ezilen yurdunu korumaya çalışan Esad’ı tehdit etmek bir romancının işi midir? Yüreği ve ahlakı varsa tem tersini yapması gerekmez mi? Neden şaşırıyoruz ki insanlığın ilk antiemperyalist savaşını “başarmış” Türk ulusuna bakışı çarpık olan Suriye halkına saygı mı duyar? Şimdi bu koşullarda okurun okumama hakkını kullanmasına neden karşı çıkılsın? Çünkü bir insan yazar da olsa bütünlüklü bir yapıdır. En azından böyle olması bilimsel gerekliliktir. Kafasında birçok tuhaflık bulunan, bir yanı bir yana, diğer yanı diğer yana çeken muhteşem inceyazıncı, görkemli romancı nesnenin doğasına terstir.

Gelelim asıl usta yazarlarla ilgili savlara. İşte asıl onlar yaşamlarının kısa bir döneminde bocalamış da olsalar, yaşamlarının ve birikimlerinin, yaratılarının, kalıtlarının tümü göz önüne alındığında Türk Devrimini, Atatürk’ü anlamış, ulusa hizmet etmiş; giderek, daha da önemlisi o üstün kişiliklerine koşut olarak son derece yetkin ve üstün sanatları, yapıtları ve yaşamlarıyla özlerini kanıtlamış ve benimsenip sevilmiş yazarlardır. Orhan Pamuk bu düzeye gelsin, kişiliği gelişip anlamaya başlasın diye beklemek, zaman gerek diyor ya Harun Yılmaz, sezgi ve kanıtlarımla söylüyorum: öyle bir gün hiç gelmeyecek! Yaşar Kemallerle, Sabahattin Alilerle, Nâzım Hikmetlerle… yan yana konamaz; hiç adil olmaz. Onlar uluslarının bağımsızlığı, gönenci, özgürlüğü, eşitliği derdini ömürleri boyunca dert edindiler. Türkçeyi tutkuyla sevdiler. Uluslarına söverek paye peşinde olmadılar. Onlar için “fikirlerinden sönerler” demek en hafifinden, kabul edilemezdir.   

Yaşar Kemal’in hiç katılmak zorunda olmadığım (ki o da bunu bilir, kabul ederdi) o birkaç yazısı ve görüşü dışında Cumhuriyetten, Mustafa Kemal’den yana bir dolu yazısı, konuşması vardır. Bu kişiliğiyledir ki öyle ipe sapa gelmez durumlara fazla takılıp kalmamıştır. Özellikle de son döneminde… (Nobel konusunda Kürtçü kesimden deyim yerindeyse yediği kazık ise iyi bilinir).

Sabahattin Ali, Nâzım Hikmet fikrinden dönecek ya da yaltaklanacak kişiler midir? Düşüncesi uğruna ölümü göze alanlar bunu yapar mı? Kemal Bayram’ın Sabahattin Ali Olayı adlı kitabında birçok ayrıntı vardır. Önemle salık veririm. Ayrıntılardan biri de şudur: Dönemin bakanı Atatürk’e gider ve Sabahattin Ali’nin Atatürk’e hakaretten hapis yatması nedeniyle, yeniden göreve başlatmak için Atatürk’ün onayını almak istediğini bildirir. Bunun üzerine Atatürk, yaklaşık, Nasıl böyle düşünürsünüz? Yeterlilik yönünden bir engeli yoksa, bana hakaretinin ne önemi var? diyerek, hemen göreve başlatılmasını ister. Ve ardından Konservatuarda Carl Ebert’e çevirmenlik yapar, yıllarca çalışır.

Sabahattin Ali’yi öldüren, cumhuriyet, devrim değildir. Daha Atatürk yaşarken bile hilelerle, sinsice yönetime egemen olmaya çabalayan faşist güçtür. Halk kendi yararına, çıkarına sahip çıkmadıkça, Atatürk nereye kadar devrimini yaşatabilecekti? Bu başka bir konu.

Nâzım Hikmet’in şiirleri otuzlu yılların sonuna kadar, izleyen on yıllardaki gibi yasaklı mıydı? Toptancıların hiç bu ayrıntılarla işi yoktur. Hiçbir kaynak olmasa, Orhan Karaveli’nin öz tanıklığına dayanan Nâzım Hikmet kitabındaki, yurt sevgisine, Atatürk’e ilişkin bilgiler yeter. Kaldı ki Kuvayı Milliye Destanı’ndan, Türk Bayrağına ilişkin övgü konuşmalarına kadar sayısız kanıt ortadadır. Nasıl Orhan Pamuk’la eş tutulur? Yine benzer diğer adları da içeren Taylan Özbay’ın Edebiyatımızın Ustalarının Gözünden Atatürk ve Devrimin Yönü adlı kitabını da önemle salık veririm. Sait Faik, Orhan Veli, Aziz Nesin, Halikarnas Balıkçısı…

Yazının bir yerinde Yılmaz şunu da yazıyor: “Jose Saramago, İsa’ya Göre İncil kitabını yazdıktan sonra Katolik Kilisesi tarafından aforoz edilmiş ve Portekiz’i terk etmiş, Pablo Neruda 1948 yılında devlet düşmanı ilan edilmişti. Yani yazılanlar yazılıyor, söylenenler söyleniyor ve bir sanatçının değeri konusunda hükmü zaman veriyor.” Jose Saramago kiliseyle, bağnazlığın kurumlarıyla çatışan bir yazar. Pablo Neruda’yı anlatmaya gerek var mı? USA hizmetçisi faşist darbecilere karşı savaşan bir yazar, Allende’nin dostu bir ozan. USA yetiştirmesi Orhan Pamuk’la bu adları nasıl bir araya getirirsiniz? Olacak iş değil…

Eminim, Orhan Pamuk, hiçbir zaman Yılmaz’ın beklediği yere, anlayışa gelmeyecek ama yine minim ki Harun Yılmaz gelecekte şu andaki yaklaşımından uzaklaşacak. 

Diğer Yazılar