Telgrafhane / Emeğin yanında, Aydınlanmanın izinde

Geçmişten Günümüze Bağnazlık


Rasathanede çalışan âlimler

Orta Doğu devletlerinde gelecekteki uğurlu ve uğursuz günleri tespit etmek amacıyla saraylarda müneccim bulundurulurdu. Osmanlı’da Hicri 1000 yılı yaklaşırken (Miladi 1500’lü yıllar), bir inanca göre bu tarihte kıyametin kopacağı düşünüldüğü için halkı korku sarmıştı. Bunun üzerine III. Murad önde gelen gökbilimcileri çağırarak müneccimbaşı Takiyüddin’e Miladi 1577 yılında dönemin en modern rasathanelerinden birini kurdurdu.

Yeniçeri ayaklanması, yangınlar ve veba salgını baş gösterince, halk bunu kıyamet alameti olarak algılamış ve Tanrı’nın sırları keşfedilmeye çalışılıyor düşüncesiyle rasathanenin yıktırılmasını istemişti. Şeyhülislam da bu yönde fikir beyan edince rasathane yıktırıldı.

Bazı din adamlarının vardıkları taassup öyle boyutlara ulaşmıştı ki ‘’Kahve içmek haramdır’’ fetvasını veren Kanuni’nin şeyhülislamı Ebussuud Efendi bile dinde hafif görülüyor, Mehmet Birgivi gibi bir takım molla tarafından kâfirlikle suçlanıyordu. Kadızadeli tarikatı mensupları verdikleri vaazlarla halkı kışkırtmaya çalışıp isyana teşvik ediyorlardı. Molla Lütfi adında özgür düşünceli bir âlim medreselerdeki eğitimi eleştirince II. Bayezid’e şikâyet edilip yargılatılarak idam ettirilmişti.

Avrupa’da da durum farklı değildi. Galileo, fikirleri kiliseye ters düştüğü için yargılanmış ve düşüncelerinden vazgeçmek zorunda kalmıştı. İtalyan filozof Bruno, Hristiyanlığın dünya merkezli evren teorisinin aksine güneş merkezli evren teorisini savunduğu için Engizisyon tarafından cezaya çarptırılmış ve diri diri yakılarak idam edilmişti. XVIII. yüzyılda paratoner Tanrı tarafından ceza olarak gönderilen yıldırımı engellemenin günah olacağı düşüncesiyle Kilise tarafından reddedilmişti.

Kilise tarafından diri diri yakılarak infaz edilen Giordano Bruno

Daha sonra Avrupa’da ‘’Aydınlanma’’ ile birlikte akıl ve bilim egemen kılınarak köklü değişimler yapıldı. Skolastik düşünceye karşı kuşku, gözlem ve araştırmanın ön plana çıkarılmasıyla bilim, sanat, edebiyat gibi alanlarda önemli eserler verildi. Teknolojik gelişmeler hız kazandı.

Osmanlı’da XVIII. yüzyılda Sadrazam Damat İbrahim’in gelişmeleri takip etmek için 28 Mehmet Efendi’yi Paris’e elçi olarak göndermesi sonucu yeni bir dönem başladı. Bu tarihten itibaren Batı kültürü halkın bir bölümü tarafından kabul görmüş, bir bölümü tarafından Avrupa’dan gelen icatlar dinsizlik sayılmış, matbaanın gelişi de benzer sebeplerden gecikmişti.

III. Selim ve II. Mahmut, yenilikçi padişahlar olarak devletin sorunlarının ve Batı karşısında giderek gerileyişimizin farkındalardı. Bu nedenle III. Selim Nizam-ı Cedit ordusunu ve ilk resmi devlet matbaasını kurdurtmuş, askeri okullara Fransızca eğitimini getirmişti. Ancak yeni düzenin kendileri için bir tehdit olduğunu anlayan yeniçeriler ayaklandı. Şeyhülislam fetvasıyla Padişah tahttan indirildi ve daha sonra öldürüldü.

II. Mahmut yeniçeri ocağını kapatıp Avrupai tarzda eğitim veren Asakir-i Mansure-i Muhamediyye’yi kurarak orduyu çağdaşlaştırmaya çalışmıştır. İlk modern tıp okulunu kurduran II. Mahmut sarık ve kavuğu yasaklayıp ceket ve pantolonla halkın içine çıkmış, sakalını kesip portrelerini devlet dairelerine astırmış ve bu nedenle adı halk arasında ‘Gâvur Padişah’ a çıkmıştır. Fes giymeyi günah olduğu gerekçesiyle o dönem reddedenler 100 yıl sonra da fesin kaldırılmasına karşı çıkacaklardı.

Kılıçzade Hakkı Bey

Fikri tartışmalar Osmanlı’da XIX. yüzyılın başlarından itibaren yoğunlaşmıştır. Bu süreç  Tanzimat, Meşrutiyet ve sonuç olarak Cumhuriyeti getirmiştir. XIX. yüzyılın sonlarında Hüseyin Cahit, Kılıçzade Hakkı gibi garpçılar Aydınlanma Çağı felsefesini savunuyorlardı. Kılıçzade Hakkı’nın ‘’Pek Uyanık Bir Uyku’’ isimli 21 maddelik çağdaşlaşma projesi Atatürk inkılaplarının temeli sayılır. Kadınların tesettürden kurtarılması, Cuma hutbelerinin Türkçe okunması, din ve devlet işlerinin birbirinden ayrılmasıyla ilgili yazılar yazılınca Talat Paşa tarafından uyarılmıştır.

’Kadınlar nazarımızda muhteremdir, mukaddestir. Kadınsız bir millet, millet olamaz. Kadınların eğitim öğretimleri için kendilerine özgürlük vermeliyiz. Onlar biz istemeyiz deseler bile yine de vereceğiz’’

K. Hakkı

’Biz dünya ve ahiret işlerinin birbirinden ayrılmasını istiyoruz’’

K. Hakkı

Ziya Gökalp, Namık Kemal, Abdullah Cevdet ve Kılıçzade Hakkı gibi isimler Mustafa Kemal’i etkilemiştir. Bazı devrimlerde bu isimlerin etkisi görülür. Ziya Gökalp kadın erkek eşitliği, Türk vatandaşlığının tanımı, soyadı kanunu, Türk dili ve tarih tezleri konularında fikir vermiş, Kılıçzade ise Latin harflerinin kabulü, kılık kıyafette batılılaşma, şapka devrimi, tesettürün bırakılması ve medreselerin kapatılmasını önermiştir.

III. Selim’den bugüne bir değişim süreci yaşanıyor. Günümüzde ise geriye gitme özlemi içinde olan bir güruh olduğunu görüyoruz. Bu gruplar Atatürk Cumhuriyetini fethedilmesi gereken bir kale gibi görüyorlar. Avrupa’nın yüzyıllar süren Orta Çağ karanlığından çıktığı gibi biz de bilimin, sanatın, aklın ardından giderek gelişme sürecimize devam edecek, her dönemde rastlanacak olan günümüz Kadızadelilerine fırsat vermeyeceğiz.

twitter.com/HrnYlmz82 

Exit mobile version