Merhaba Proletarya

Merhaba Proletarya

Doğan Ergenç yazdı:
” Kırk yıllık neo-liberal paradigma duvara tosladı. Sermaye çevreleri bile bugün başka bir modelin mümkün olup olmadığını tartışıyor. İşte bu ahval ve şeraitte sosyalistlerin birinci vazifesi unutulan sınıf kavramını yeniden hatırlamaktır.”

‘’Sınıf’’ kavramının pabucu dama atılalı epey oldu. Özellikle son kırk yıldır her fırsatta sınıfın bittiği şu ya da bu şekilde kulağımıza fısıldandı. İşçi sınıfı endüstri toplumuna ait bir sınıftı; halbuki artık endüstri toplumunun yerini post- endüstriyel toplum almıştı. Bu toplumda işçi sınıfına pek yer yoktu. Devir kimlik siyasetinin, yeni toplumsal hareketlerin öne çıktığı bir devirdi…

Böyle bir süreçte Marksizm çeşitli çevreler tarafından eleştirildi. Örneğin 1985 yılında yayımlanan  ‘’Hegemonya ve Sosyalist Strateji’’ adlı kitapta Chantal Mouffe ve Ernesto Laclau özellikle 1968’den sonra ortaya çıkan ve ‘’yeni toplumsal hareketler’’ olarak adlandırılan eşcinsel hareketi, ırkçılık karşıtı hareket, çevreci hareket gibi hareketlerin taleplerinin Marksizm tarafından görmezden gelindiğini söylediler. Marksizm işçi sınıfına ayrıcalıklı, öncelikli bir konum veriyordu. Yeni sol proje ya da radikal demokrasi projesi ise tahakküme karşı, eşitsizliğe karşı, baskıya karşı mücadele eden bütün grupları bir araya getirmeliydi. Hiçbir gruba ayrıcalıklı ya da öncelikli bir konum verilmemeliydi. İşçi sınıfı da bu projenin bir parçasıydı elbette ama klasik Marksist anlayışta olduğu gibi merkezi bir konuma sahip değildi. Dahası böyle bir ayrıcalıklı konuma sahip olan hiçbir özne yoktu. Yani yeni toplumsal hareketlerin talepleriyle işçi sınıfının taleplerinin birbirine eklemlenmesi gerektiği vurgulanıyordu.

‘’Hegemonya ve Sosyalist Strateji’’nin yayımlamasının üzerinden epey zaman geçti. Köprünün altından çok sular aktı. Chantal Mouffe 2018 yılında yayımlanan ”Sol Popülizm” adlı kitabında daha başka şeyler söylemeye başladı. Örneğin daha önce ‘’yeni toplumsal hareketler’’in taleplerinin Marksizm tarafından görmezden gelindiğini söyleyen Mouffe yeni kitabında bu kez işçi sınıfının taleplerinin görmezden gelinmeye başladığını söylüyor. Şu sözler ona ait:

”Ernesto Laclau’yla beraber ”Hegemonya ve Sosyalist Strateji”yi yazdığımızda, sol siyasetin meselesi ”yeni (toplumsal) hareketler”in taleplerinin farkına varmaktan ve onların talepleriyle daha geleneksel işçilerin taleplerini eklemleme ihtiyacından ileri geliyordu. Şimdilerde bu talepler tanınma ve meşruiyet açısından önemli ilerlemeler kaydetti ve büyük bölümü sol siyasetin gündemine girmiş durumda. Aslına bakarsanız, bugünkü durumla bizim otuz sene önce eleştirdiğimiz durum arasında zıtlık olduğu ve ihmal edilenin artık ”işçi sınıfı”nın talepleri olduğu söylenebilir.” (1)

Haksız mı? Bizce yerden göğe kadar haklı… Kısmette Mouffe’nin söylediklerine katılmak da varmış.

Peki ne yapmalı?

Bizce ne yapılması gerektiği çok açık: Sol, söz konusu kimlik siyaseti olduğunda frene basmalı ve işçi sınıfını tekrar hatırlamalıdır. Kimileri ”canım bu kimlik politikasını sadece sol liberal ya da sivil toplumcu çevreler yapıyor” diyebilir. Biz hiç öyle olduğunu düşünmüyoruz. Sosyalist solun kimi kesimlerinin post-modernizmden ve post-marksizmden şu ya da bu ölçüde etkilendiği rahatlıkla söyleyebiliriz.

Peki sol, söz konusu kimlik politikası olduğunda neden frene basmalıdır. Bizce bunun iki nedeni var:

1: Özellikle etnik, mezhepsel kimlikler üzerinden yapılan politika şu ya da bu şekilde kamplaşmayı, kutuplaşmayı arttırmaktadır. Kimlik politikası yapan çevreler her ne kadar barış, özgürlük, insan hakları gibi kavramları dillerinden düşürmeseler de, böyle bir politikanın tam tersi sonuçlar verdiğini ve vereceğini söylememiz gerekiyor. Yani kimlik politikası barış, eşitlik ve özgürlük getirmiyor. Kimliklerin çatışmasına, kutuplaşmasına ve milliyetçiliğin yükselmesine neden oluyor. Böyle bir durumunun solcular için hiç elverişli olmadığını herhalde söylemeye gerek yok.

2: Kimlikler üzerinden yapılan siyaset emek-sermaye çelişkisinin üzerini örtmekte ve işçi sınıfını bölmektedir. Sosyalist sol işçi sınıfını cemaatlere, mezheplere, etnik kimliklere bölen bir çizgiden uzak durmalı ve hangi kimliğe mensup olursa olsun işçi sınıfının birliğini öne çıkarmalıdır. Kapitalizme karşı mücadele ancak böyle verilebilir. Bu nedenle de kimlik politikasından uzak durulmalıdır.

İnsanlık berbat bir dönemden geçiyor. Koronavirüs salgını bu düzenin ne kadar akıldışı olduğunu bir kere daha kanıtladı. Kırk yıllık neo-liberal paradigma duvara tosladı. Sermaye çevreleri bile bugün başka bir modelin mümkün olup olmadığını tartışıyor. İşte bu ahval ve şeraitte sosyalistlerin birinci vazifesi unutulan sınıf kavramını yeniden hatırlamaktır. Çünkü kriz içindeki bu düzene ne olacağını sınıf mücadelesi belirleyecektir. O halde “elveda proletarya” diyenlere inat haykıralım: Merhaba proletarya!

Kaynakça:

1: Chantal Mouffe, (2019) Sol Popülizm, İletişim Yayınları

Diğer Yazılar