Telgrafhane / Emeğin yanında, Aydınlanmanın izinde

80 Yıldır “Şimdi Zamanı Değil”

1940 yılından beri baş aşağı, yokuş aşağı gidiyoruz. Bugün bizi ayakta tutan, Cumhuriyetle 1940 arasındaki topu topu birkaç yılda başarılan devrimdir. Meğer ne güçlü ayaklar üzerine kurulmuş ki dünyada bunca devrimin neredeyse izi kalmamışken, Türk Devriminin kazanımları her engele karşın yaşıyor. Bakmayın bu onyıllların götürdüklerine; belki de bunların yaşanması gerekiyordu.

Peki, sorunun kaynakları devrimin sınıfsal çıkarlarını sarstığı kesimlerden, sağcı, dinci, etnikçi, ağacı, aşiretçi bağnaz kesimlerden mi oluştu, oluşuyor? Yine Atatürk’ün ölümünü beklermiş gibi, hemen o tarihten başlayarak laiklikten, devletçilikten, ulusçuluktan, halkçılıktan, devrimcilikten, cumhuriyetçilikten; kısacası Altı Ok’un tümünden ödün veren CHP’yi nereye koyacağız? Uygulanmış ve halk yararına, ezilen sınıflar yararına sonuçları yaşanmış devrim izlencesi Altı Ok’u görsel olarak tasarlayan, çizen, köy enstitülerinin kurucu babası İsmail Hakkı Tonguç’u, destansı Kültür Bakanı Hasan Âli Yücel’i, dolayısıyla köy enstitülerini timsahların, sırtlanların önüne atmaktan başka seçeneği yok muydu CHP yöneticilerinin? Ne acı ki ilk bakışta birkaç oy daha dindar seçmenden almak kaygısı ağır basmış gibi sanılır ama ana nedenin bu olmadığı da açıktır. Ana neden devrimi, önderi Mustafa Kemal Atatürk denli sahiplenmemektir. Atatürk denli devrimci olmalarını beklemek yersiz sayılabilirse de bu derece devrimi kurban etmek ise fazladır. Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’yü Bağımsızlık Savaşındaki, Lozan Antlaşmasındaki büyük emeğinden, (Mustafa Kemal’in yönettiği) başarısından biliriz, saygı duyarız. Bu başka. Ne ki devrimleri hızla aşındıran işlerin önünü kolaylıkla açmasının “gücü bu kadardı” gerekçesiyle açıklanabilir yanı yoktur. Avrupa faşizmin alevleri, bombaları, kıyım, kırım kampları altında inlerken hür dünya masalına “kulak” verip sözde çok partili demokrasiye geçmesi çok mu yakıcıydı? Hadi diyelim buna direnemedi, halkın vazgeçilmez demokrasi kurumu köy enstitülerinin hiç mi savunulacak yanı yoktu? Halka yalın, anlaşılır dille, “Bu din sömürücüleri, bu tefeci bezirgânlar, bu düşmanla birlik olmuşlar, sizi yeniden kul etmek, hizmetçi yapmak için fırsat kolluyorlar” demeliydi. On kez, elli, kez, yüz kez… İlk ödünlerin dinsel eğitim alanında verildiği bilinir. Adnan Menderes on sekiz yılın ardından ezanı yeniden Arapça okutmaya başlarken CHP de destek verdi. Hiç anlatmadı, anlatmadı… Hangi birini saymalı ki… Atatürk’ün kalıtıyla 1980 faşizmine değin yaşayan Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu’na karşı, gelirden pay alma amaçlı dava açma çabası içindeki partinin CHP olduğunu Usta Yazar Tahsin Yücel belirtir.

Son on yılda ise AKP varken AKP’ye, HDP varken HDP’ye benzeme sözde siyasetiyle tüm inandırıcılığını kendi eliyle yok etmiş bir partiye dönüştürülmüştür. En büyüğünden küçüğüne AKP sözcüleri, üzerine basa basa “Cehape” diye ortalığı inletirken, CHP yöneticilerinin inatla, “Ak Parti” demeleri ağız alışkanlığından, ayırdında olmamaktan kaynaklı değildir. Rastlantı hiç değildir. Yine ne yapıp edip, AKP seçmenine şirin gözükme taktiğidir güdülen. CHP tarihinde, solun tarihinde utanılacak, değişik göstermekten medet umulacak hiçbir durum, olay, yaşantı yoktur. Dinci ve etnikçi gericilik kıyımcılarını bile savunurken, tecavüzcüsüne varıncaya yargıdan kaçırırken, CHP’lilerin bu utanma, saklama, başka görünme çabalarını iyi niyetle açıklayabilmek olanaksızdır.

CHP seçmeni derinliklidir, bilinçlidir; çok kahır çekmiştir. Öyle birkaç günde, yılda iktidara gelinemeyeceğini, aydınlanmaya dayalı yaşamın kurulamayacağını bilir. Onlar yine sabrederlerdi. CHP yönetimlerine düşen tam bağımsızlığı, Altı Ok’ta dizgeleştirilen izlencenin halkın nasıl da gerçek yararını, çıkarını dillendirdiğini, örneklerle, yaşantılarla, sabırla, yeniden, yeniden anlatmaktı, açıklamaktı. Dünyanın örnek, özgün toplumcu uygulaması Türk Devrimini lime lime etmek değildi.

Bugün Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerine destek verirken bile, konu Kâbe silueti diye, aynı çekingen, utangaç CHP… İskilipli Atıf hainine tüm devlet “erkânı” gösteri yaparcasına el pençe dururken, gereğince ses yükseltmekten uzak aynı CHP. Gezi’yi savunamayan, günlerinde de yanında durmamış CHP. “Laiklik tehlike altında değildir” “tarihsel saptamasından” bugünlere geldik; CHP masum öyle mi?..

Şimdi FETÖ’nün eziyet ettiği Sn. Teğmen Mehmet Ali Çelebi ile arkadaşları bu CHP yönetimine tepki gösterdiler. Bu olay karşısında duruma baktık ki tepki bildirisinde laiklik vurgusu bulunmadığı, zamanlamasının yanlış, yarayacağı gücün saray olduğu gün gibi açık. Ayrıca yaklaştıkları, yakın durdukları, hizalandıkları Sn. Muharrem İnce’nin de laiklik duyarlığını (daha doğrusu duyarsızlığını), liderlik gizilgücünü ölçtüğümüz birçok olay yaşadık. Kanıt yeterlidir. Rezilin rezili besleme sözde basına da sömürülecek konu çıkması da cabası.

Başa dönersek bu saatten sonra iki ucu pis değnek ortamındayız. 80 yıldır “şimdi zamanı değil” ucu bir yanda, umut olabilecek, bu bağlamda ortaya çıkabilecek kadroların bulunmayışı, tüketilip yok edildiği gerçeği, özenle yaratılmış Türk Devrimi kazanımlarının çiğnene çiğnene yok edildiği bilgisi öbür uçta.

Herkes devrimci olamıyor!

Exit mobile version