Yaşlılığın, yalnızlığın ve azınlığın yazarı: Philip Roth

Yaşlılığın, yalnızlığın ve azınlığın yazarı: Philip Roth

Süleyman Kalman:
“Philip Roth’u tanımadan, onun aynı adlı romanından uyarlanan “İnsan Lekesi” filmini izlemiştim. Baş rolünde Anthony Hopkins’in olduğu siyahi olduğunu saklayan başarılı bir öğretim üyesinin hikayesini anlatan filmin konusu aslında yazarın tüm eserlerindeki izleğin kapsamlı bir örneğidir. “

Philip Roth’u tanımadan, onun aynı adlı romanından uyarlanan “İnsan Lekesi” filmini izlemiştim. Baş rolünde Anthony Hopkins’in olduğu siyahi olduğunu saklayan başarılı bir öğretim üyesinin hikayesini anlatan filmin konusu aslında yazarın tüm eserlerindeki izleğin kapsamlı bir örneğidir. “Yaşlılık”, “yalnızlık”, “yaklaşan ölüm”, güçsüzleşen ve eskiyi özleyen “azınlıktaki insan”.

Sonra, filmden daha etkili romanını okudum, ardından da diğer kitaplarını.

Hınzır bir Yahudi idi P. Roth. Şaşılacak kadar açıksözlü, hayrete düşürecek derecede dobra.

Kendisi gibi ihtiyar, hırçın, huysuz, bedeni sonbahardayken baharı yaşamaya çalışan insanın çelişkisini ve zavallılıklarını, zaman zaman trajikomik halini anlatır. Kahramanları da, onun gibi yaşamayı ve kadınları çok severler. Aslında çoğu zaman perdenin arkasında hep o vardır ve muzipçe gülümsemektedir okura.

Ayrıntıyı çok sever, bazen bir Tanzimat edebiyatçısı gibi gereksiz tanımlamalarla konuyu uzatıp, okuru sıksa da, her an insanın kendinden, hayatından, çevresinden bir şeyler bulması ile keyifle okunur.

“Baba Mirası”, onun okuduğum son kitabı.

Romanda, babasının son dönemini açık, yalın, insanoğlunun tüm  zaafları, tüm düşkünlük ve süflilikleriyle anlatır. Yaşlılığın, yalnızlığın ve büyük şehir insanının zavallılığının portresini çizer. Bunu yaparken de, kendi Yahudi kimliğini, azınlık psikolojisinin yarattığı yardımlaşmayı ve kadim doğu halklarının geleneksel aile dayanışmasını vurgular. Yalnız ve problemli Amerikan insanının da hali pür melalini de sunar bizlere. Misal, annelerini kaybetmişlerken, telefonla sürekli arayıp sinir bozucu kahkahalar atan psikopat komşuları gibi. 

(Başkasının elemine gülmek ne büyük bir cezadır bilir misin?)

Ve Philp Roth, 86 yaşındaki babasının dramında, tüm insanlığın evrensel yazgısını sunar bizlere. Giderek güçten, takatten düşen, artık komut almayan bir beden, karısının kaybı ile daha belirginleşen yalnızlık, son dönemde hem toplumsallaşma, hem de ölüm ve yalnızlık kaygılarının dermanı olması için sığınılan din ve ibadet ve kafasının içinde sessiz ve sinsi bir biçimde büyüyen tümör.

P.Roth, babasına deva bulma, destek olma, kafatasının içindeki tümörü ona nasıl söyleyeceğini, sonraki süreçte onu nasıl tedavi ettireceğini bilememe sürecindeki arayışlarını, çaresizliğini, yüklendiği sorumluğun ağırlığını dile getirir.

Ve yaşlılığın, insanoğlunun ne denli evrensel bir çağı olduğunu gösterir bizlere zaman zaman içimizi acıtarak.

Gereksiz tutumluluklar, parayı belki de hayatı uzatabilecek bir güvence olarak görme, üç kuruş tasarruf edeceğim diye her gün aldığı gazeteyi satın almayıp, akşam komşudan artakalanla idare etme uyanıklığı vs…

Sonra geçmişle ve geçmişte yaşamak, yaptıkları şeyleri abartmak, giderek çocuklaşmak ve daha duyarlı hale gelip, olur olmaz şeylere gözyaşı dökmek. ( Gün ortasında telefon ettiğimde onu genellikle uyurken ya da ağlarken buluyordum) 

Ve bütün yoksul büyümüşler gibi yaşlandıkça daha çok cimrileşmek.

P.Roth, orta halli bir insan olan babasından kalacak mirasın abisine ve yeğenlerine verilmesini kabul ettiğinden, sonradan bu feragatten hafif bir pişmanlık duyar. En azından bir takım andaçları (dedenin tıraş takımı gibi) almak ister ve babası biyopsi sonrasında büyük bir utanç içinde pisliğini kaçırıp, tüm banyoyu dışkıya buladığında, kendi kendine biraz da insafsızca itiraf eder: Benim baba mirasım bu işte, bu pislik diyerek…

Sonunda babanın komplikasyonlara, ameliyat sonrası nekahat dönemine dayanamayacağı düşünülerek ameliyattan kaçınılır ve babası 1-2 yıl daha, bakıcısı ve “kız arkadaşı” ile mutlu yaşar ve onun son dönemini hiçbir ayrıntıyı kaçırmadan “hiçbir şeyi unutmamalısın” diye yazmaya çalışan yazar oğluna veda ederek, bu dünyadan göçer.

Ve roman, insanoğlunun yüzyıllardır yanıt aradığı ancak bulamadığı ve belki de tüm geçmişini ve geleceğini karşılık bulamadığı bu soru üzerine kurduğu, en can alıcı cümlesini babanın isyan ve çaresizliğiyle şöyle dile getirir:

“İnsan neden ölmek zorundaydı?”

Not: Bu üretken ve her zaman muhalif, hınzır Çıfıt’ı, 22/ Mayıs/2018’de sonsuzluğa uğurladık. Anısına saygıyla…

Diğer Yazılar