Sağ ve sol bitti mi?

Sağ ve sol bitti mi?

Doğan Ergenç yazdı:
“Sağ ve sol kavramlarından bahsedenlerin 18. yüzyıla hapsolduğu doğru değildir. Ama bu iki kavramın artık geçerli olmadığını söyleyenler otuz yıl öncesinde, yani kapitalizmin sosyalizme karşı zaferini ilan ettiği günlerde kalmıştır. “

Geçtiğimiz günlerde bir toplantıda Kemal Kılıçdaroğlu şunları söyledi: 

“21’inci yüzyılın sorunlarını 18’inci yüzyıl kavramlarıyla mı çözeceğiz? Nedir sağcılığın, solculuğun kriterleri? Solcular kamu adına çalışır. Sağcılar kamu adına çalışmıyor mu? Solcular fakire yardım eder. Sağcılar fakire yardım etmiyor mu? Dolayısıyla bizim 18’inci yüzyıl kavramlarına hapsedilmiş bir siyasetle Türkiye’yi aydınlığa çıkarmamız mümkün değil. Yeni kavramlar üretmeliyiz.” (1)

Kılıçdaroğlu’nun bu sözleri neresinden bakarsanız bakın fena halde hatalı. Kılıçdaroğlu “solcular fakire yardım eder, sağcılar fakire yardım etmiyor mu?” diye soruyor. Sanırım “solcu” olmakla “hayırsever” olmayı birbirine karıştırıyor. Elbette bir sağcı da bir yoksula ya da fakir bir kişiye yardım edebilir. Fakat fakirlere yardım etmek bir kişiyi solcu yapmaz. Bunu geçelim. 

Bizim asıl üzerinde duracağımız konu şu: Kılıçdaroğlu sağ ve sol kavramlarının geçmişte kaldığını, 18. yüzyıla ait olduğunu iddia ediyor ve bugün yeni kavramlar bulmamız gerektiğini söylüyor. Bu konu hakkında birkaç şey söylemek gerekiyor. 

Sağ ve sol kavramları nasıl ortaya çıktı? Modern öncesi dönemde sağ ve sol kavramları yok. Bu iki kavram Fransız devrimiyle birlikte tarih sahnesine çıktı. Fransız devrimi sürecinde mevcut feodal düzenin yani eski rejimin (Ancien Régime)  devam etmesinden yana olan aristokratlar parlamentonun sağ tarafında otururken, mevcut düzenin değişmesini isteyen burjuvazinin başını çektiği grup parlamentonun solunda oturmuştur. Buradan yola çıkarak şunu söyleyebiliriz: Mevcut düzenin devam etmesinden yana olanlar sağcı, mevcut düzenin şu ya da bu ölçüde değişmesinden yana olanlar solcudur. Bu anlamda burjuvazi feodal düzeni yıkıp burjuva toplumunu inşa etmesi bakımından tarihsel anlamda soldadır. 

Elbette az önce yaptığımız ayrım bugün geçerli değildir. Köprünün altından çok sular akmıştır. Kapitalist düzenin egemen olmasıyla birlikte geçmişte “ilerici” bir rol oynayan burjuvazi tutuculaşmış ve mevcut statükonun temsilcisi haline gelmiştir. Bir başka deyişle söylersek, burjuvazi ‘’sağdaki’’ yerini almıştır. ‘’Solculuk’’ kavramı ise mevcut kapitalist düzenin değişmesinden yana olanları tanımlamak için kullanılmıştır.

Şimdi bir tanım yapalım: Kapitalist düzeni şu ya da bu ölçüde değiştirmeyi amaçlayan çevrelere “solcu” denir. Burada hemen bir noktanın altını çizelim: Kapitalist düzenin yerine “sosyalist” bir düzen  kurmayı amaçlayanlar hiç kuşkusuz soldadır. Fakat böyle bir amacı olmayan, kapitalist düzeni kabul eden ama bu düzen içinde emekçilerin lehine birtakım düzenlemeler yapmayı amaçlayan, yani daha adil bir kapitalizm isteyen reformist çevrelerin de “solcu” olarak tanımlanmasında bizce hiçbir sorun yoktur. Anarşistler, komünistler, sosyal demokratlar ya da demokratik sosyalistler sol kavramının içindedir. 

Ya sağcılık? Onu da şöyle tanımlamak mümkün: Sermayeden yana olan, serbest piyasa ekonomisine şu ya da bu ölçüde emekten yana müdahale edilmesine itiraz eden çevrelere sağcı denir. Elbette sağ kavramı da oldukça geniştir ve birçok çevreyi kapsar. 

Peki sağ ve sol kavramlarının tarihe karıştığı neden söyleniyor? Bize göre iki nedenle sağ ve sol kavram çiftinin aşıldığı iddia ediliyor. 

1: Sosyal demokrat partiler ile neo-liberal çizgideki sağ partilerin arasındaki farkın ortadan kalkması nedeniyle sağ ve sol kavramlarının tarihe karıştığı iddia ediliyor. Doğrudur, özellikle neo-liberal küreselleşme süreciyle birlikte sosyal demokrat partiler ciddi bir krize girmiş ve neo-liberal programları şu ya da bu ölçüde kabul etmişlerdir. Fakat sosyal demokratların neo-liberallere benzemesi neden sağ ve sol kavramlarının bittiği anlamına gelsin? Böyle saçmalık olmaz. Sol, sosyal demokrasiden ibaret olsaydı bu söylenen belki doğru olabilirdi ama öyle değil. Komünist partileri ne yapacaksınız? Onlar da mı neo-liberal partilere benzedi? Geçiniz. 

2: Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle birlikte kapitalizmin sosyalizme karşı bir zafer kazandığı ve ‘’serbest piyasa’’ ekonomisinin alternatifinin olmadığı sık sık vurgulanmıştır. Kimse kusura bakmasın ama özellikle koronavirüs salgınıyla birlikte zaten kriz içinde olan ‘’neo-liberalizmin’’ fena halde çöktüğünü herhalde söylemeye gerek yok. Sermaye çevrelerinin bile “neo-liberalizmi” sorguladığı bir dönemden geçerken bu tezin yerle yeksan olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz. 

Sağ ve sol kavramlarının bittiğini iddia etmek, bu kavramların 18. yüzyılda kaldığını söylemek neresinden bakılırsa bakılsın yanlıştır. Siz ‘’sağ ve sol bitmiştir’’ dediğiniz zaman bundan sadece sermaye sahipleri, eşitsizliklere dayanan bu düzenin savunucuları memnun olur. Onlar sizi alkışlar. 

Kapitalist düzen ve bu düzenin yarattığı eşitsizlikler var olduğu sürece sağ ve sol kavramları da var olmaya devam edecektir. 

Son olarak şunu söyleyelim: Sağ ve sol kavramlarından bahsedenlerin 18. yüzyıla hapsolduğu doğru değildir. Ama bu iki kavramın artık geçerli olmadığını söyleyenler otuz yıl öncesinde, yani kapitalizmin sosyalizme karşı zaferini ilan ettiği günlerde kalmıştır. Kılıçdaroğlu üzülecek belki ama gerçek budur.

Kaynakça:

  • https://www.indyturk.com/node/302211/siyaset/cihanerden-k%C4%B1l%C4%B1%C3%A7daro%C4%9Fluna-tepki-sa%C4%9F-sol-kalmad%C4%B1-demek-asl%C4%B1nda-sol-kalmad%C4%B1-sol

Diğer Yazılar