Sosyalizm ve demokrasi

Sosyalizm ve demokrasi

Doğan Ergenç yazdı:
“Sosyalistler ifade özgürlüğü, proletarya diktatörlüğü, liberal demokrasi, insan hakları, çok partili düzen gibi başlıklar üzerine “aman bana ‘liberal’ derler” korkusuna kapılmadan tartışmalıdır. Örneğin; “proletarya diktatörlüğü” dönemi illa tek partili olur başka türlüsü olmaz” demek ne kadar mümkündür? “

Geçtiğimiz günlerde ABD’de ilginç gelişmeler yaşandı. Trump yanlısı bir grup faşist ABD Kongresi’ni bastı. Ölenler ve yaralananlar oldu. Bu olay zaten önemli ölçüde itibar kaybına uğrayan liberal demokrasinin yeniden tartışılmasına neden oldu. 

Oysa her şey çok güzel olacaktı. Sovyetler Birliği’nin çözülmesiyle birlikte otoriter ve totaliter rejimlerin yerini demokrasiler alacaktı. Planlı ekonomi devri bitmişti, serbest piyasa ekonomisinin alternatifi yoktu. Adına küreselleşme denilen dönemde refah, barış, demokrasi ve özgürlük olacaktı. 

Bugün bu söylenenlerin hiçbirinin gerçekleşmediğini görüyoruz. Küreselleşme süreci gelir dağılımındaki adaleti fena halde bozdu. Liberal demokrasi ise ciddi bir güç kaybına uğradı. Birçok yerde demokrasiyi, insan haklarını ortadan kaldıran neo-faşist partiler yükselişe geçti. 

Liberal çevrelerin sık sık altını çizdiği bir nokta var. Şöyle: “Kapitalizm olmadan demokrasi olmaz. Demokrasi ancak kapitalizmle birlikte var olabilir.” Dünyanın bugünkü haline baktığımız zaman tam tersini görüyoruz: Kapitalizm varsa demokrasi yok! O halde sosyalistler lafı hiç eğip bükmeden “nasıl bir demokrasi” istediklerini cesurca tartışmalıdır. 

Demokrasi söz konusu olduğunda bizce uzak durulması gereken iki çizgi var. Şöyle özetlemek mümkün:

1: “Demokrasi” kavramını duyduğunda tüyleri diken diken olan, demokrasiyle şu ya da bu ölçüde ilişkisi olan herkese “liberal” diyen bir çizgi… Zamanında Yalçın Küçük bir televizyon programında kendisine “sen demokrat değilsin” diyen bir kişiye “ben demokrat değilim, demokratlığı hakaret sayıyorum” demişti. Evet, bu çizgi demokrasiyi tam tamına hakaret saymaktadır. 

2: İkinci çizgi ise az önce yukarıda bahsettiğimiz demokrasiyi hakaret sayan çizginin tam karşıtıdır. Bu çevreler sabah akşam demokrasi demektedirler. Sosyalizm ise liberal demokrasinin derinleşmesiyle birlikte ortaya çıkacaktır. Bunun adına radikal demokrasi de denebilir. 

Bu çizgilerden birincisini sosyalist soldan kimi çevreler savunurken, ikincisini ise sol liberal, post-marksist çevreler savunmaktadır. 

Bize göre ikisinden de uzak durulmalıdır. Şundan: Birinci çizgi şu ya da bu ölçüde demokrasi, özgürlük, insan hakları vurgusu yapan kim varsa ona “liberal” demektedir. Halbuki “otoriter kapitalizm” günümüzün en önemli gerçeğidir ve demokrasiyi tehdit etmektedir. “Hele bir iktidarı alalım sen o zaman demokrasiyi gör” demek doğru değildir. Bugün de demokrasi adına, özgürlükler adına, insan hakları adına yapılacak epey şey vardır. 

İkinci çizginin ise kapitalizmi aşma gibi bir ufku yoktur. Piyasa ekonomisine kimi eleştiriler getirilmekle birlikte en fazla önerilen bir tür refah devletidir. 

Peki ne yapmalı? 

Oluşmasında işçi sınıfının da büyük katkısının olduğu liberal demokrasinin (çok partili düzen ve insan hakları) kazanımları savunulmalıdır. Çünkü bugün bu kazanımlardan adım adım geriye doğru gidilmektedir. Yanlış anlaşılmasın, sosyalistler liberal demokrasiyle yetinsin demiyoruz. Bu tür bir demokrasinin kazanımlarına sahip çıkılsın ve daha ilerisi aransın diyoruz. Ama inkar edilmesin. Bunun hem bugün için hem de sosyalist iktidar dönemi için olması gerektiğini söylüyoruz. 

Son olarak şunları söyleyelim:  Sosyalistler ifade özgürlüğü, proletarya diktatörlüğü, liberal demokrasi, insan hakları, çok partili düzen gibi başlıklar üzerine “aman bana ‘liberal’ derler” korkusuna kapılmadan tartışmalıdır. Örneğin;  “proletarya diktatörlüğü” dönemi illa tek partili olur başka türlüsü olmaz” demek ne kadar mümkündür? Çok partili bir düzen sosyalizme ters midir? Ya da “ben iktidar olduğumda ifade özgürlüğü falan tanımam, kapitalizmi savunan kim varsa doğduğuna pişman ederim” demek ne kadar doğrudur? Bize göre hiç değildir. Geleceğin sosyalizmi çoğulcu, insan haklarını güvence altına alan ( mülkiyet hakkından bahsetmiyoruz elbette) bir çizgi tutturmalıdır. 

Diğer Yazılar