Satrancın Hristiyanlaştırılması

Satrancın Hristiyanlaştırılması

Harun Yılmaz yazdı:
“Bilindiği gibi satranç oyununun tarihi çok eskilere dayanır. 6. Yüzyıldan önce oynandığına dair söylentiler olsa da bununla ilgili güçlü bir kanıt yoktur. MS. 6. yüzyılda Hindistan’da oynandığı, oradan İran’a ve Araplara geçtiği bilinmektedir. Avrupa’ya gelişi ise Emevilerle birlikte İspanya’dan yayılmasıyla olmuştur. Oyunun icadıyla ilgili buğday efsanesinden bahsetmeyeceğim.”

Dök zülfünü gel meydane

Sür atını gel ferzâne

Âşık Hıfzi’nin bu dizeleri satrancı düşünerek yazdığı söylenir. At, oyun ortasında merkeze ilerleyince çok güçlü olduğu, ferzâne yani vezir gibi tehditler yarattığı için şairin bu benzetmeyi seçtiği düşünülmektedir.

Son günlerde herkesin beğeniyle izlediği ve birçok kişiyi satranca heveslendiren ‘’The Queen’s Gambit’’ dizisi her gün yeni izleyicilerle buluşmaya devam ediyor. İsmindeki queen ile Beth Harmon’a atıf yapılmasıyla birlikte Queen’s Gambit yani Vezir Gambiti satrançta çok popüler bir açılış. Batı dünyasında, bizde eril olan vezir taşı dişil, kraliçe olarak adlandırılıyor. Aslında konu erillik dişillikten daha öte. Türkler, Araplar, Ruslar bu taşı vezir olarak adlandırmış. Batı dünyası ise kraliçe…

The Queen’s Gambit dizisinde Beth Harmon karakteri

Bilindiği gibi satranç oyununun tarihi çok eskilere dayanır. 6. Yüzyıldan önce oynandığına dair söylentiler olsa da bununla ilgili güçlü bir kanıt yoktur. MS. 6. yüzyılda Hindistan’da oynandığı, oradan İran’a ve Araplara geçtiği bilinmektedir. Avrupa’ya gelişi ise Emevilerle birlikte İspanya’dan yayılmasıyla olmuştur. Oyunun icadıyla ilgili buğday efsanesinden bahsetmeyeceğim.

Endülüs Emevi Devleti ile Avrupa kıtasına gelen bu Müslüman oyunu Katolik Kilisesi tarafından uygun bulunmuyordu. Satrancın boş bir uğraş olduğunun düşünülmesi, kumara dönüştüğünün söylenmesinin arkasında aslında oyunun Araplardan gelişinin etkisi büyüktü. Üstelik taşların isimleri de şah, vezir, fil, gibi doğuyu simgeleyen figürlerdi. Bu nedenle bir süre sonra satranç Avrupa’da yasaklandı. 11. yüzyılda satranç oynayanlar aforoz edilmeye başlandı.

Ancak bu oyun soylular arasında çok seviliyordu. Avrupa’da satranç gizli oynanmaya başlandı. Bu durumun böyle gidemeyeceğini görenler buna bir formül buldular. Satranç Hristiyanlaştırılacaktı. Şah yerine kral (king), vezir yerine kraliçe (queen), fil yerine piskopos (bishop), at yerine de şövalye (knight) isimleri kullanıldı. Böylece oyun oynayanlar kâfir olmaktan kurtuluyorlardı (!)

Bugün satranç tüm sınırları ve engelleri aşmış olmakla birlikte en yaygın zihin sporu olarak yerini korumaktadır.

Adana’da Cumhuriyet’le Yaşıt Bir Satranç Emekçisi – Mehmet Emin Güzelsoy

Kahraman Olgaç Anma turnuvasında Mehmet Emin Güzelsoy turnuvayı başlatırken

Değinmek istediğim bir konu da Adana satrancının en önemli isimlerinden Mehmet Emin Güzelsoy. Bizim deyişimizle Mehmet Amca. Kendisi Cumhuriyetle aynı yaşta. Onu Adana’da belediyenin satranç merkezine gittiğimde tanımıştım. 2004-2005 yıllarıydı. Hafta sonları satranç oynamak için gittiğimiz satranç merkezinde her daim tıraşlı, düzgün giyimli, seksenli yaşlarda birini görüyordum. Tek başına oturuyordu. Bir gün ona ‘’siz de oynuyor musunuz?’’ diye sorduğumda ‘’ben sadece öğretiyorum’’ demişti.

Karşısına oturdum ve bana satranç soruları sormaya başladı. Pozisyonları tahtaya hafızasından diziyordu. Hatta bir gün bana çok zor bir oyun sonu problemi sordu. Bu Richard Reti’nin ünlü ‘’beyaz oynar berabere yapar’’ problemi idi. Mehmet Amca’nın hafızası beni çok etkilemişti. Böyle bir insanın orada tek başına oturmasına ve gelen olursa bir şeyler öğretmesine çok şaşırmıştım.

Üstelik Mehmet Amca satranç dersleri için tek kuruş para almıyordu. Ayrıca entelektüel bir insandı. Yanına oturduğunuzda sürekli faydalı şeyler öğrenirdiniz. Yukarıda bahsettiğim satrancın Hristiyanlaştırılma hikâyesini ve Hıfzi’nin şiirini ilk ondan duymuştum. Bunlar gibi birçok hikâyecik anlatırdı.

Mehmet Güzelsoy

Nadiren takıldığı yerde cebindeki küçük not defterinden hamlelere bakardı. Bir gün bana ‘’zihnimde bir sürü satranç sorusu var ama ihtiyarlıktan unutuyorum’’ demişti. Mehmet Amca’nın hafızası gençliğinde çok iyiymiş. O bununla övünmezdi ama biz anlattığı hikâyelerden anlardık.

1957 yılında satrançla ilk tanıştığında Beyoğlu’nda bir kitapçıdan bulduğu Selim Palavan’ın kitabına heyecanla çalışır. Bundan sonra gecesi gündüzü satranç olur. Ancak bir sorun vardır. Adana’da satranç oynadıkları kahvede gün içinde oluşan konumlar aklından silinmeyen Mehmet Amca geceleri uyuyamamaya başlar. Sağa döner, sola döner uyku yok. Zihninden olası varyantları hesaplamaktadır.

Buna engel olamayınca bir psikiyatriste gider. Psikiyatrist Mehmet Amca’ya bir ilaç verir ve böylece uykulu gecelerine geri döner. Aradan bir süre geçtikten sonra bir doktor arkadaşına bu olayı anlatması üzerine arkadaşı ona psikiyatristin hangi ilacı verdiğini sorar. İlacı gösteren Mehmet Amca’ya arkadaşı ilacın bir plasebo (içinde etken madde bulunmayan, hastaları psikolojik olarak rahatlatmak için kullanılan sözde ilaç) olduğunu söyler ve uykusuz geceler yeniden başlar.

Bunun üzerine ilacın mahiyetinin bir doktor tarafından açıklanmasına şaşıran Mehmet Amca’nın psikiyatristi ona satranç oynamamasını tavsiye eder. Böylece 1972 yılından itibaren Adana’da satrancı yaymaya kendini adar. Bazen kahvelerde, dernekte, sonradan açılan benim de Mehmet Amcayla tanıştığım belediyenin satranç merkezinde… Yoldan geçenleri bile çağırıp satranç öğrettiği herkesçe bilinir.

Mehmet Emin Güzelsoy genç satranççılarla birlikte

Gelelim belediyenin satranç merkezinin ismine. Buraya Adana satrancının bir başka önemli ismi olan Kahraman Olgaç’ın adı verilmiştir. Kahraman Olgaç, Mehmet Amca gibi 1923 doğumlu ve Adana Erkek Lisesi’nden Mehmet Amcanın tanıdığıdır. Olgaç her ne kadar Satranç federasyonunun kurulmasına öncülük etmiş ve federasyon başkanlığı yapmışsa da 1979’da Adana Satranç derneğini kuran, belediyenin bu merkezinde hafta sonları bireysel olarak bu kadar çabalayan biri olarak merkeze Mehmet Emin Güzelsoy ismini vermek daha doğru olurdu.

Yazıyı Mehmet Amca’dan dinlediğim bir hikâyecik ile bitireyim. Bir gün 1894-1921 yılları arasında dünya şampiyonluğunu elinde bulunduran Emanuel Lasker bir satranç kulübüne gider ve burada güçlü bir oyuncunun kulüptekileri yendiğini görür. Yalnız bu adam herkese karşı bir kale eksik oyuna başlamaktadır ve buna rağmen rakiplerini yenmektedir. Lasker bu adamla eşit taşlarla oynamak isteyince mağrur adam bunu reddeder.

Karşısındakinin dünya şampiyonu olduğunu bilmiyordur. Bir müddet daha izleyen Lasker’in aklına bir fikir gelir ve adama ‘’Senin hileni buldum! İnanmıyorsan ben de sana karşı bir kale eksik oynayayım ve göstereyim’’ der. Meraklar içinde bunu kabul eden adam oynamaya başlar ve bir kale eksik oynayan Lasker’e yenilir. Ortada bir hile falan olmadığı bilindiği için adam hayretler içerisinde karşısındakine kim olduğunu sorar ve dünya şampiyonu ile tanışmış olur. Lasker ince zekâsıyla güzel bir ders vermiştir. Bu hikâyenin biraz daha farklı halleri internette dolaşmaktadır ve gerçekten olup olmadığı bilinmemektedir ancak bir anekdot olarak güzeldir.

Mehmet Emin Güzelsoy bugün 98 yaşında. Umarız yetkililer isminin kalıcı olması için bir girişimde bulunurlar.

Diğer Yazılar