Telgrafhane / Emeğin yanında, Aydınlanmanın izinde

Bilinç Çağı

“Azınlık Raporu”; Steven Spielberg’ün yönetmen koltuğuna oturduğu, aksiyon filmlerinin her daim yıldızı Tom Cruise’un başrolde olduğu sürükleyici bir polisiye bilim kurgu. 2002 yılı yapımın ilk izleyişimden sonra, yani yaklaşık 19 yıl önce belliğimde kalan izleri sadece havada uçuşan ekranları, mekânsal kurgusu.  Cinayet örgüsü pek aklıma kazınmamış nedense.

Çok yakın bir zamanda filmi yeniden izledim. O yıllar çok uzak gelen ve heyecan veren dokunmatik ekranlar, sanal gerçeklik [virtual reality], şimdilerde artırılmış gerçeklik [augmented reality] bir de bakmışım hayatımıza girmiş.

Teknoloji devriminin ilk yıllarında çekilmiş filmin amacı izleyiciyi 2054 yılına götürmek. İzlemeyenler için  konusu özetle “suç öncesi biriminin” merkezinde gelişen olaylar.  Üç medyum aracılığıyla işlenecek suçlar önceden tespit ediliyor böylelikle cinayetler önleniyor ve üst düzey bir devlet görevlisinin işlediği cinayeti örtmek için bu birimi kurduğu gerçeğiyle son buluyor.

Gelelim bugünün bilim kurgusuna; göz göre göre cinayet üstüne cinayetin sonsuzluğa aktığı, sosyal medyanın kucağında gerçeklik algısının sürekli yeniden üretildiği. Sanalın gerçek, gerçeğin sanal olduğu sevimsiz bir kurgu. Adeta 1940’larda ortaya çıkmış bir Film Noir, Kara film içindeyiz, yolsuzluk, yozlaşma, masumiyetin yerini hilebazlığa bıraktığı, bitmek bilmeyen skandalların sürekli ayyuka çıktığı bir dönem.

“Azınlık Rapor”u yakın gelecekte de bu hallerin değişmeyeceğini varsayıyor. Orası bilinmez tabii ancak insanın tabiatından kaynaklı gelecekten pek umutlu olmayanlardanım.

Bu yüzden yeni yıl yazısı yazamadım, ama bu demek değil ki ne umut dolu mesajlara itirazım var, ne de karamsar mesajlara. İçimden sadece şöyle bir mesaj geçiyor.

Ne halt yediğinin farkında olarak yaşamaya devam etmen dileğiyle..

Bu mesaj en çok da kendime! Kıtlığın farkında olup, harcadığım su miktarını kendimce azalttığını sanan kendime.

Yarınınsuyu.com’da su ayak izimi ölçütken sonra bu sert mesaj doğdu. Anlaşılan çok hassas davrandığımı düşünürken ancak yarı yarıya dikkatliymişim. Yerkürenin haklarını savunurken mangalda kül bırakmayan ben utanarak söylüyorum, bu yazıyı yazarken su harcama bilgilerini araştırdım. Ortalama bir tişört için gereken 250 gramlık pamuğu üretmek için 2700 lt su harcandığını biliyor muydunuz? Tabii bir de boyama, yıkama gibi süreçlerde giden su var, orasını düşünmek bile istemiyorum.

Neyse ki son üç yıldır giyimde sadece ihtiyaçtan yola çıkarak alış veriş yapıyorum ama bu durum vicdanımı rahatlatmıyor çünkü tam 5 dakikanın yeterli olduğu duş süresini çok kereler uzattığım olmuştur.

Üzülerek itiraf ediyorum bir an kendimi ikiyüzlü biri gibi hissettim. Oysa insanoğlunda en dayanamadığım karakteristik özellik riyakârlık, ikiyüzlülük hatta çok yüzlülük.

Anlayacağınız yeni yıl olayına bu ruh haliyle girdim.

Bu arada yeni yıla girme mevzusunun sevdiğim yanları da var, çam sakızı çoban armağanları, örneğin kitaplar. Aralık ayının son günü iki kitap hediye geldi.  Anooshirvan Miandji’nin “Aromatik Adam” başlıklı kısa romanı hemen ilgimi çekti ve okumaya başladım. Bir de ne göreyim  hislerime tercüman olan uzunca bir hikaye, aradığımı bulduğum minik bir hazine. Son zamanlarda toplumlarla ilgili aklımda dönüp duran bir çok sorunun pek çok farklı açıdan cevabının karşıma çıkması kadar keyifli ne olabilir. İşte buna güzel bir yeni yıl başlangıcı denir.

Kafamı meşgul eden sorulardan biri şu; insan doğası mı insan terbiyesi mi? İnsan davranışları genler tarafından mı gelir yoksa çevresel faktörlerle mi oluşur? Bu soru yüzyıllardır süregelen çok boyutlu bir tartışma konusu.

“Aromatik Adam” gizemli bir olayı aydınlatmak için görevlendirilen bir savcının bu soru ekseninde cevaplar bularak çözüme ulaşmasını izliyoruz. Kanaatim aynı zamanda insan doğasının yalın bir anlatımı,  ve bu doğanın doğurduğu tehlikelere, bir de nesilden nesile aktarılan tehlikelere işaret edilmesi.

İnsan doğasıyla ve çevresel faktörlerle ilgili düşüncelerimi kimi zaman bu sütundan sizlerle paylaştım ama şunu söylemeliyim ki ruhum hiç bu kadar kaybolmamıştı. Zira 21. Yüzyılda hala bu tartışmalarla akıl bulandıran, etrafta sürekli insanı avcı toplayıcı döneminden günümüze tahlil eden, genetik, psikolojik ve sosyolojik açılımlar yapan onca TV programı, derin insani mesajlar içeren diziler, tweetler, mesajlar vs. dolanırken, tüketim çılgınlığının şahikasını yaşayan, yer kürenin kaynaklarını fütursuzca israf eden toplum demeye dilimin varmadığı iradesi olmayan güruhların hadsizliklerinden gına geldi. Ve  21. Yüzyılın çeyrek dönemine girerken aklıma şu soru takıldı.

“Bilinç nedir?”

Deneyimlerimden ve birikimlerimden yola çıkarak cevabım şu oldu kendime:

Ne yapman gerektiğini veya ne yapmaman gerektiğini biliyorsan ve yapmıyorsan şuursuzun tekisin. Az ile yetinmen gerektiğini bilmene rağmen hala vazgeçemediğin alışkanlıklarına yenik düşmeye devam ediyorsun. En basitinden şu su meselesi. Bir ay dikkat etiğinde her zamanki su tüketiminin altına düşebildin. Neden daha önce davranmadın?

Bu ay gerçekten ve içten bir kaygıyla 5 liralık bir tasarruf yapabilmişim. Oturduğum apartmanda 10 daire var, komşularımdan belki bazıları çok dikkatlidir, ama basit bir hesap yaparsak bir apartman ayda 50 liralık tasarruf, 20 apartmanın bulunduğu oturduğum sokak 1000 liralık tasarruf yapabiliyor. Gerisini siz hesap edin.

Siz sevgili okurlar bu yazıyı okurken “ben zaten çok dikkatliyim” düşüncelerine kapılıyorsanız lütfen su ayak metrenizi ölçün. [yarınınsuyu.com]

Nitekim şu 5 liralık tasarruf bir nebze de olsa huzurlu uyumamı sağladı. Bilinçsizliğimi fark etmemi sağladı.

Sıkıldım teknoloji çağından; artık Bilinç Çağı başlasın…

Exit mobile version