Kime elit diyelim?

Kime elit diyelim?

Doğan Ergenç yazdı:
“Sömürünün, adaletsizliklerin, eşitsizliklerin devam etmesinden yana olan kim varsa, gazetecisiyle, din adamıyla, patronuyla, siyasetçisiyle hepsi ‘’elit’’tir. ”

Boğaziçi Üniversitesi’ne Melih Bulu’nun rektör olarak atanmasıyla birlikte bir kez daha “elit” tartışması gündeme geldi. İktidar ve yandaşları Bulu’nun rektör olarak atanmasına tepki gösteren çevreleri ‘’elit’’ olmakla suçladı. 

Kimdir elit? Muhafazakar ve İslamcı çevrelere göre laik yaşam biçimine sahip olan, şu ya da bu ölçüde eğitimli, içki içen (özellikle viski olursa daha iyi) çevrelerin tamamına “elit” denir. Üç aşağı beş yukarı tanım budur. Peki “elit” in karşısına konulan ve genelde “millet” olarak tanımlanan çevre kimlerden oluşur? Yanıt çok basit: Millet dindarlardan, alnı secdeye değenlerden oluşur. Bu kutuplaşma kişilerin sınıfsal konumlarından yola çıkılarak yapılmaz. Yaşam biçimi üzerinden, kültürel değerler üzerinden böyle bir karşıtlık kurulur. 

Üç kuruş maaşla yaşamını sürdürmeye çalışan bir öğretmene “elit” derler ama bir fabrika sahibine sırf alnı secdeye değdiği için “millet”in adamı denir. 

İşçiye tekme atanlar bu milletin adamıdır ama o işçiyle dayanışma içinde olan solcular elittir. 

Uzatmayalım, Türkiye sağcısına göre bir tarafta laik, modernleşme yanlısı, batıcı elitler vardır; diğer tarafta ise dindar, geleneklerine bağlı olan ve elitler tarafından parya muamelesi gören “millet” vardır. Bu kutuplaşmayı merkez-çevre kutuplaşması olarak tanımlamak da mümkündür. 

Elbette kurulan bu karşıtlık siyasi partilerde de karşılığını bulur. Örnek olsun; CHP merkezin, elitlerin, egemenlerin, tuzu kuruların, beyaz Türklerin partisi olarak tanımlanırken, AKP ise çevrenin, ezilen dindarların, dışlanmışların partisi olarak tanımlanır. 

Ne güzel değil mi? Oldukça kullanışlı bir kutuplaşma bu. Bu kutuplaşma emek-sermaye çelişkisinin, sömürünün üzerini fena halde örter. Patronları, sermayenin  çıkarlarını savunanları “ezilenlerin” temsilcisi olarak gösterir. Her şey birbirine karışır. Ortalık bulanır. 

Sol bu konunun üzerine gitmelidir. Elit-millet kutuplaşmasının karşısına emek-sermaye çelişkisiyle çıkılmalıdır. Kutuplaşma yaşam biçimleri üzerinden değil, emek-sermaye çelişkisi üzerinden kurulmalıdır. Eğer böyle yapılmazsa Türkiye sağı kendini mazlumların, mağdurların, ezilmişlerin temsilcisi olarak göstermeye devam edecektir. 

O zaman şimdi bir kere daha soralım: Kimdir elit? 

Yaşam biçimlerine bakılmaksızın üretim araçlarının mülkiyetine sahip olanlardır. 

Hayatını kaybeden maden işçilerinin yakınlarına “isyan etmeyin” diyen gericilerdir. 

Sermaye sınıfının çıkarını koruyup kollayan siyasetçilerdir. 

Hadi daha açık söyleyelim: Sömürünün, adaletsizliklerin, eşitsizliklerin devam etmesinden yana olan kim varsa, gazetecisiyle, din adamıyla, patronuyla, siyasetçisiyle hepsi ‘’elit’’tir. Bu düzeni değiştirmek isteyenler bıkmadan usanmadan bu gerçeği dile getirmelidir. 

Diğer Yazılar