Ertuğrul Günay’ın “Hürriyet” Hikayesi

Ertuğrul Günay’ın “Hürriyet” Hikayesi

Ömer Atagenç yazdı:
“Günay’ın çizdiği profil Türkiye’de pek çok siyasetçinin suretinde rahatlıkla görünebilmektedir. “Şartlara göre” her türlü karşıt siyasal cenahta rahatlıkla yer alabilen bir siyasal pratiğe sahip olma kimileri açısından bir sorun iken kimileri açısından da bir “gelenek”tir.”

AKP’nin eski Kültür Bakanı Ertuğrul Günay yakın bir dönemde İletişim Yayınları’ndan “Bir ‘Hürriyet’ Hikayesi” başlıklı bir kitabı yayınlandı. Kitap 1950’li yıllarda Demokrat Parti’nin istibdat rejiminden rahatsız olup koparak demokrasi eksenli mücadele veren ve bu süreçte CHP’ye dahil olan kısa süreli bir siyasal girişim olarak Hürriyet Partisi’ni ele almaktadır.

Günay’ın “Bir Hürriyet Hikayesi” başlığını koyduğu bu çalışmanın başlığına baktığımız zaman Günay’ın “hürriyet” kavramı üzerine bir söylem üretmeye çalıştığını görüyoruz. Siyasal söylemin özgürleşmesi üzerine kurulu bu parti girişiminin çabasını öven bir tavır geliştirildiğini görüyoruz. Günay bize bu partiyi tanıtırken özgürlüklerin ne denli önemli olduğuna dair bize bir mesaj vermeye çalışıyor. İsmindeki demokrasiyi kendi siyasetine araç ederek ülkeyi bir istibdat rejimine sürükleyen bir partiye karşı muhalif bir kadronun kendi siyasal özgürleşme hikayesinin öneminden bahsediyor Günay…

Günay bu parti üzerinden ortaya koyduğu özgürleşme söylemini överken kendi siyasal kariyerini dikkate alarak mı bu tercihi yapıyor yoksa bu kariyeri tamamen göz ardı ederek kendine demokrasi ve özgürlük zemininde dokunulmaz bir pozisyon mu öngörüyor? Bu sorunun cevabını kestirmek çok da zor olmasa gerek…

Hürriyet Partisi, mevcut iktidarın gidişatından rahatsız olan bir grubun kendi siyasal özgürlük arayışının sonucunda ortaya çıkan bir partidir. Ancak Günay, Türkiye’de iktidar olamayan ve “eski Türkiye” anlatısının tüm ihalesi üzerine yıkılan ve 2002’den sonra “günah keçisi” olan bir muhalif partiden ayrılmıştır. Günay, yeni otoriter sistemin her yoldan mağdur etmeye çalıştığı bir partiyle yollarını ayırmış ve yeni sistemin taşlarını döşeyen bir partiyle gönül bağı kurmuştur. Kendisini Menderes’in ardılı olarak gören bir partide “demokrasi” mücadelesi vermeye çalışan Günay’ın partideki trajik sonu da hala hafızalardadır. 1950’lerin istibdatı ile mücadele eden partiyi överken 2000’lerin otoriter rejimini inşa eden partiye dahil olarak “demokrasi” mücadelesi vermeye dair inancı aynı kefede değerlendirmek mümkün değildir. Günay’ın siyasal kariyerindeki tutarsızlık Hürriyet Partisi üzerinden vermeye çalıştığı mesajda da net bir biçimde kendisini göstermektedir. “Hürriyet” üzerinden bir anlatıya bu kadar düşkün bir perspektifin siyasal kariyerinin bu şekilde sürmesi de elbette tartışmaya açıktır.

Sorun Günay’ın bir kitap yazması değil, sorun kendi siyasal kariyerine hiç dönüp bakmadan, ülkedeki krizler üzerinde hiçbir sorumluluğu yokmuş gibi davranıp çok rahat ve sorumsuz bir biçimde “hürriyet” türküsü tutturmasıdır.

Günay’ın çizdiği profil Türkiye’de pek çok siyasetçinin suretinde rahatlıkla görünebilmektedir. “Şartlara göre” her türlü karşıt siyasal cenahta rahatlıkla yer alabilen bir siyasal pratiğe sahip olma kimileri açısından bir sorun iken kimileri açısından da bir “gelenek”tir. Bu keskin geçişlerde hiçbir özeleştiri sunmama, çok farklı ve çatışmalı düşünceleri rahatlıkla ifade edebilme, ülkede yaşanan her türlü olumsuz gelişmede yoğun sorumsuzluk hissi gibi yaygın görülen davranış kalıpları Günay’da da net bir biçimde görülmektedir. Hürriyet Partisi’nin söylemini ve eylemini sahiplenme üzerinden inşa edilen özgürlük retoriği de bu davranışın bir yansıması olarak ortaya çıkmaktadır.

Siyasal tercih değişimleri ve söylemdeki keskin kırılmalar elbette kişisel değişimin bir parçası da olabilir. Ancak hiçbir gerekçe gösterilmeden, hiçbir özeleştiri sunulmadan, güncel gelişmelere karşılık bir tavır ortaya koymaktan ziyade sadece tarihten bir örneğin arkasına gizlenip “özgürlük” çığlığı atmanın hiç de samimi olmadığını da ifade etmek mecburiyetindeyiz.

Diğer Yazılar