M.D.D Tezleri Üzerine

M.D.D Tezleri Üzerine

Erdem Yaşar yazdı:
” Feodalizm bugün de ülkemizde bir gerçekliktir diyebiliriz ve Kemalist devrimin ve Cumhuriyetin devamlılığı, güncel bir sorundur.”

Milli demokratik devrim deyince aklımıza, aşamalı devrim tezleri gelmeli. Bu kavramın öncüsü Lenin’dir denilebilir. Ülkemizde ki üretim tarzı tartışmalarını da, sosyalist devrim veyahut milli demokratik devrim tartışmalarından ayrı düşünemeyiz. Osmanlı’da ki üretim biçimi tartışmaları için  O.Oyan, H.Kıvılcımlı, S.Divitçioğlu, D.Avcıoğlu gibi yazarlar yazdılar. O.Oyan, Osmanlı’da Asya Tipi Üretim yerine, feodaliteyi geçerli kabul etmiştir. H. Kıvılcımlı Osmanlı Tarihinin Maddesini yazmış, S.Divitçioğlu ise Osmanlı’da A.T.Ü.T’ün geçerli olduğunu “Marksist” bir dille iddia etmiştir. D.Avcıoğlu ise Türkiye’nin Düzeninde Osmanlıyı pre kapitalist kabul eder ve Divitçioğlu’nu sert bir dille eleştirir. Divitçioğlu kimi siyasetçilere göre sol liberalizmin savunucusudur. Sol liberalizmin Cumhuriyet devrimini bu perspektifle ele aldığı ve tarihsel bir sıçrama olarak kabul etmediği düşünülebilir. Zira sol liberalizm, emperyalizmin gelişen dünyaya bir saldırısıdır. İdris Küçükömer’de liberal tezlerle, laikliği kaba bir batılılaşma  olarak ele almıştır diyebiliriz.

MDD tezlerinde, öncülük ister işçi- köylü veya ordu da olsun, işçi sınıfına bilinç dışardan verilir ve onu diğer zinde güçlerle birleşerek hareket etmeye çağırır. Lenin’de “Ne Yapmalı”‘da buna vurgu yapar. O dönemde bahsedilen, Rusya gibi, köylülüğün ağır bastığı bir ülkedir. Ancak MDD tezlerini savunan M.Belli “Ne Yapmalı”‘nın Lenin tarafından kısa bir dönem savunulduğunu ileri sürmüştür. Lenin Marx’ı kabul ederken, emperyal ülke işçi sınıfının, gelişen dünya’nın sömürüsünden pay almasından ötürü, devrimi metropollerde değil, zayıf halkalarda beklemiştir denilebilir.

1960’larda TİP demokratik yollardan umutludur ancak MDD tezlerine göre 1960’larda henüz, Türkiye İşçi Partisi’in iddia ettiği gibi, Cumhuriyet devrimiyle, kapitalistleşme tamamlanamadığı için, işçileri bilinçlendirmek ve örgütlemek uzun erimli bir çaba olarak görülür. Avcıoğlu’na göre kapitalist olmayan, devletçi, planlı bir ekonomi ile kalkınmayı ve sosyalizme geçişi hedeflerken, Kemalist ilkelerin sosyalist bir içerikle yorumlanmasına gidilmiştir. Avcıoğlu ordu öncülüğünde bir askeri cunta tezlerini ileri sürmeden önce, anti emperyalist düzlemde, küçük burjuvaziyi ilerici olarak ele almış, seçimler için güçleri birleştirmeye çalışmış ancak bunda başarısız olmuştur. 1971 sol cunta denemesinde de  başarısız olununca, toprak reformuyla feodalite ile hesaplaşmak, gelişen ülke ekonomisinden ötürü gelişen, işçi sınıfını sendikalarda örgütlemek ve işçi sınıfıyla bütünleşmek de mümkün olamamıştır. Kemalizmden farklı olarak “cahil olduğumuz için geri değil, geri olduğumuz için cahiliz” tahliliyle, Yön MDDciliği  belirginleşmiştir. Avcıoğlu Marx’dan çok önce sosyalizmin İslam düşüncesinde, İmamı Azam’da, artık değer teorisiyle vücut bulduğunu  iddia ederken, İslam dini ile de pozitif bir ilişki kurmaya çalışmıştır.

Kemalist devrim bir diğer MDD’ci, D.Perinçeğe göre  tamamlanamamış bir M.D.D’dir ve bir burjuva devriminden bu anlamda ileridedir denilebilir. Zira gelişen dünya’ya da umut olmuştur. Belki de Perinçek de Avcıoğlu gibi devletliye veya orduya yön vermek anlamında, Gramscinin geleneksel aydın dediği profile uymaktadır. Layıha yazmak ve padişaha bildirmek, Osmanlıda Tanzimattan ve Cumhuriyette Kadro geleneğinden gelen bir tavırdı denilebilir. D.Perinçek’de Kemalist devrimin feodaliteyle hesaplaşma şansı bulamadığını ileri sürmüştür diyebiliriz ve Maocu tezlerle işçi köylü öncülüğünü savunduğu ancak orduyu da bu MDD tezlerinde ihmal etmediği düşünülebilir. 

Sonuç olarak feodalizm bugün de ülkemizde bir gerçekliktir diyebiliriz ve Kemalist devrimin ve Cumhuriyetin devamlılığı, güncel bir sorundur.

habermerkezi
habermerkezi
ADMINISTRATOR
PROFILE

Diğer Yazılar