Burası Ankara’dır; Tarih Burada yazılır!

Burası Ankara’dır; Tarih Burada yazılır!

Yüksel Işık yazdı:
“Elbette çok acılar çekmiş, nice savaşlar, yangınlar ve salgınlar görmüş bir şehirdir burası. Yüzyıl öncesinde, İstanbul’da oturup, Anadolu’yu saran “yangın”a körükle giden “işbirlikçi” ve “mandacılar”a karşı bir direniş simgesidir.”

Cemal Süreya, Ankara için en iyi kalpli üvey ana” der.

Ne denilirse denilsin, “tarihten önce de vardı; tarihten sonra da olacak” bir kenttir Ankara.

İsa’dan sonrasının ilk yüzyılın başında Roma İmparatorluğu’nun en büyük ve görkemli üç şehrinden biri olarak kayıtlara geçmiş olması da, Selçuklu parça parça olurken, Anadolu topraklarına “kardeşlik tohumları” atan “Ahi Cumhuriyeti”ne başkent oluşu da rastlantı değildir.

Rivayet odur ki o Ahilerin “şeceresi Hz. Ali’ye dayanır”.

Çağ açıp çağ kapayan Fatih, İstanbul’da tarihin akışını değiştirmezden önce Hacı Bayram Veli’den el aldığına göre Ankara’nın manevi hegemonyasından haberi var demektir.

 “İstanbul ile eş” olduğunu “şairane bir kehanet” ile yazansa Bitlisli Şeyh Müştak’tır; tarihler, henüz 19. yüzyılı gösterirken…


BİR DİRENİŞ SİMGESİDİR ANKARA!

Elbette çok acılar çekmiş, nice savaşlar, yangınlar ve salgınlar görmüş bir şehirdir burası.

Yüzyıl öncesinde, İstanbul’da oturup, Anadolu’yu saran “yangın”a körükle giden “işbirlikçi” ve “mandacılar”a karşı bir direniş simgesidir.

İşbirlikçilerin fetvalarına fetva ile gönderdikleri teslimiyetçi valilerine karşı kendi valilerini seçerek karşılık vererek, direnişe ev sahipliği yapmak için açmış kapılarını.

Tarih, 27 Aralık 1919’dur ve Ankara, Dağlarca’nın dizelerine yansıttığı gibidir.

“Mustafa Kemal varmıştı Ankara’ya

İnsan insan

Burç burç

Ankara büyümüştü.”

Kapısından içeri girenler Kemal Atatürk ve arkadaşlarıdır.

Öyle bir dönemde, kapılarını, “özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir” diyen bir lidere açmak için “cidden fevkalade, hakikaten milli bir merkez” olma kararlılığını göstermek gerekir.

İşgal orduları, Ankara’nın hemen yanı başına kadar geldiğinde, “boşaltalım nidalarına, milletvekilliği boyunca hiç sesini çıkarmayan Dersimli Diyab Ağa’nın ağzından dile gelerek, biz buraya ölmeye geldik” diyenlerin yurdudur.

Ankara, işte öyle bir kenttir.


27 ARALIK’TAN BERİ BAŞKENTTİR ANKARA!

Sonrasında da izi vardır Ankara’nın!

Kurtuluşa ve kuruluşa ev sahipliği yaparken, “işbirlikçiler”in eksik olmadığının bilincinde bir kent olarak, kayıtsız koşulsuz Mustafa Kemal’in yoldaşı olan da Ankara’dır.

İhtiyaç hemşerilikse Mustafa Kemal’i bağrına basan da; tarihi boyunca yeniliğin izinden giderek, Devrimci Cumhuriyet’e başkent olmayı sözcüğün tam anlamıyla hak eden de burasıdır.

Kurtuluş sürecinde fiilen,  kuruluşla birlikte de resmen, bir cümlelik, “Türkiye Devletinin Başkenti Ankara’dır” teklifiyle başkent olmakla birlikte Ankara, herhangi bir kentten ötedir.

Acılara gark olan Anadolu, ayağa kalkabilmişse; Ankara ile özdeşleşen “Kuva-yi Milliye ruhu”nun bütün coğrafyayı sarmasındandır. 

Bedri Rahmi’nin dizelerine taşıdığı sanki Ankara’nın ruh halidir:

“Kirazın derisinin altında kiraz
Narın içinde nar
Benim yüreğimde boylu boyunca
Memleketim var”.

İşte bu nedenle Ankara, yalnızca bir kent, bir başkent değil; aynı zamanda devrimci Cumhuriyetin simgesidir; mazlum milletlere ışık tutan, yol gösteren…

BAYRAMI OLAN BİR KENTTİR ANKARA!

27 Aralık, Kızılcayokuş’ta karşılanan ve hep baş üstünde tutulan ve Mustafa Kemal’de karşılığını bulan o ışığın yansımasıdır.

O gün, Ankara’nın “bayramıdır”.

Kutladığımız, umutlarımızı hep diri, mücadele azmimizi hep yüksek ve kararlılığımızı her dem taze tutan o ruhtur.

İhtiyaç duyulduğunda, bir “kutup yıldızı” gibi çıkar ortaya.

Kutup yıldızı olmanın zor olduğunu biliriz elbet!

Faruk Nafiz Çamlıbel, o zorluğu şöyle dizeleştirmiş:

“Yaşamaz ölümü göze almayan. 
Zafer, göz yummadan koşana gider.”

Tarih de zaten böyle yazılır!

Diğer Yazılar