Covıd-19’un Öğrettikleri

Covıd-19’un Öğrettikleri

Hasan Macit yazdı:

“Ülkelerin, bu tür salgınları ve doğal afetleri bilgi ve dayanışma içinde aşabileceklerini yaşayarak öğrendi. Gıdanın ve hakça paylaşımın önemi bir kez daha görüldü.”

Evrende (dünya) bir yıldır COVID-19 salgını ile savaş devam etmektedir.

İnsanlığın şu anki bilgi birikimi, COVID-19 ile savaşında başarılı olamadı. Salgın kontrol altına alınamadı.

Edindiğimiz bilgilere göre COVID-19 aşısı bulundu. En çok, Çin’in bulduğu aşı ile Almanya’daki Türk bilim insanlarının bulduğu aşılar olumlu olumsuz yönleriyle tartışılıyor. Tartışmalarla birlikte, ülkelerde aşılama çalışmaları başlatıldı. Sağlık bakanının açıklamalarına göre Türkiye’de de önümüzdeki günlerde aşılama başlayacak.

İnsanlık bu savaşında da başarılı olacaktır.

                                                        ***

COVID-19 salgını insanların yaşam biçimlerini ve düşüncelerini etkilerken, gelecek le ilgili kaygılarını da artırdı.

İnsanlık bundan sonra COVID-19 salgını gibi veya daha tehlikeli salgınlarla karşılaşabileceğini gördü. Bu nedenle gerek yaşam biçimi olarak, gerek üretim ve tüketim alışkanlıklarımızla ilgili önlemler konuşulmaya, tartışılmaya başlandı.

Ülkelerin, bu tür salgınları ve doğal afetleri bilgi ve dayanışma içinde aşabileceklerini yaşayarak öğrendi. Gıdanın ve hakça paylaşımın önemi bir kez daha görüldü.

COVID-19 salgını, insanları ve yöneticileri ürküttü. Salgının önlenebilmesi için alınan önlemler genelde üretim ve tüketimi etkiledi. Gıdaya ulaşım zorlaştı. Üretim yerleri kapandı. Ürünler tarlada kaldı.

Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli ithalatı eleştirenleri “Türkiye’de para var ki ithalat yapabiliyor” diyerek yanıtlamıştı. Salgın bize paramız olsa da alamayacağımızı öğretti.

                                                           ***

İnsanlar yaşamlarını sağlıklı beslenmeyle sürdürebilir. Beslenebilmek için tarım ve gıda ürünlerine gereksinim var. Salgın, insanlarda gıdaya ulaşamama korku ve kaygısını yaşattı.  Bu nedenle gıdaya ulaşma konusu konuşulmaya başlandı.

Ülkeler tarım ve gıda ürünlerinin, üretim ve tüketiminde çeşitli önlemler aldılar. Bulgaristan marketlere yerli tarım ürünleri satmaları için hibe desteği verdi. ABD, COVID-19’dan zarar gören çiftçilere doğrudan gelir desteği ve üreticilerden ürün alımı için 19 milyar dolar yardım desteği verdi. Portekiz ise, bizde unutturulan “Yerli Malı Haftası” benzeri bir uygulama ile “yerli ürün tüket” kampanyası başlattı. Örnekleri çoğaltabiliriz.

ABD’nin COVID-19 salgını nedeniyle verdiği ek destek, AKP iktidarının 2021 yılı bütçesine, tarımsal desteklemeler için koyduğu 22 milyar liranın beş katı.

Türkiye ise Cumhurbaşkanlığı Kararı ile buğday, ayçiçeği, ayçiçeği yağında gümrük vergi oranlarını düşürdü. Yerli üretim yerine, dışalım desteklendi.

Ülkeler üretim ve tüketimlerini, ülke içi ve ülke dışı ticaretlerini salgının etkilerine göre yeniden düzenleme yoluna gittiler. Özellikle tarım ve gıda ürünlerinde dışsatımcı ülkeler kendi halkının tüketimlerini güvenceye almak için dışsatımlarını kısıtladılar.

Kazakistan buğday, Hindistan, Vietnam ve Kamboçya pirinç dışsatımını durdurdu.  Romanya, AB ülkeleri dışındaki ülkelere mısır, şeker ve buğday dışsatımını durdurdu. Rusya, buğday dışsatımına kısıtlamalar getirdi. Örnekleri çoğaltabiliriz.

Dış satım kısıtlamalarının kalıcı olması durumunda, dış alım yapan ülkelerin halkların yeterli beslenememelerine veya aç kalmalarına neden olabilir. 

Salgın öncesinde bile, Evren’de 800 milyon insan açlık çekmekte, yeterli gıdaya ulaşamamaktadır. Salgının etkisi ile aç insanların oranında büyük artışlar olacaktır.

Bizlere COVID-19 salgını, bundan sonra insan varlığını tehdit edebilecek başka salgınların ortaya çıkabileceğini göstermiştir. Gelecekte karşılaşabileceğimiz tehlikelere karşı önlem almanın önemi bir kez daha görüldü.

ABD’nin ünlü Dışişleri Bakanı Kissenger; “Petrolu denetlersen ulusları, gıdayı denetim altına alırsan insanları kontrol altına alırsın” sözleri gıdanın önemini açıklamaya yeterli.

Gıda ve tarım; küresel kartellere, başka ülkelerin insafına terk edilemeyecek kadar önemlidir.

Ne yapmalıyız?

Öncelikle tarımsal üretimde durum tespiti yapılmalı. Neyimiz var, ulusumuzun nelere ve ne kadar gereksinimi var, belirlenmeli.

Türkiye sahip olduğu genç ve donanımlı insan kaynağı, arazi yapısı, biyolojik çeşitliliği, iklim durumu, suyu, çayır ve meraları ile kendi gereksiniminden fazlasını üretebilecek bir konumdadır. İnsanlarımızı, doğamızı ve yerli üretimimizi destekleyecek korumacı, devletçi politikalar uygulamak gerekir. Yeter ki kaynaklarımızı doğru kullanalım.

Hızla azalan, kirlenen; topraklarımızı, su kaynaklarımızı,  çayır ve meralarımızı kirlenme ve azalmalarına neden olan uygulamalardan vaz geçmeliyiz. Islah çalışmalarına yeterli kaynak ayırarak hızlandırmalıyız.

Türkiye; yağlı tohumlar, hayvancılık ve buğdayda dışa bağımlı duruma geldi. Dışalım yaptığımız ürünlerin tamamını, alacağımız önlemlerle kendi topraklarımızda üretebiliriz. Fazlasını dış satım yapma olanak ve yeteneğimiz var. Ama şu an dışa bağımlıyız. Bunda bir çelişki var!

Tarım ürünleri, ülke gereksinimine göre yeniden planlamalı, yapılan planlamaya göre gerekli önlemler alınmalı. Ülkemiz topraklarında üretilebilen hiçbir ürün dışalım yapılmayacak şekilde desteklenmeli.

Yapılan planlamaya göre bazı ürünlerde devlet alım garantisi vermeli. Kuruluş döneminde “çiftçinin kara gün dostu” olan TMO kuruluş ilkeleri doğrultusunda yeniden yapılandırılmalı. Toprak Mahsulleri Ofisi yaptığı dışalım ile bu gün yabancı ülke çiftçisinin kara gün dostu oldu.

Öncelikle bu günlerde sıkça duyduğumuz çiftçi üzerindeki icralar kaldırılmalı. İcraları özellikle çiftçi kuruluşu olan Tarım Kredi Kooperatiflerinin yapması düşündürücüdür.  Tarımsal kredi ve borçlar salgın sonrasına yapılandırılarak ertelenmeli.

Bu gün çiftçimiz yüksek girdiler nedeniyle üretim yapamamaktadır. Evren’in en pahalı mazot ve gübresini kullanmaktadır. Bu nedenle ekili alanlar hızla azalmakta.

Çiftçimizi başka ülke çiftçileri ile rekabet edebilmesi, halkımızın gıdaya kolay ulaşabilmesi için, girdiler üzerindeki yüksek vergiler indirilmeli. Özellikle çiftçinin kullandığı mazottan vergi alınmamalı. Tarımsal makinalar, tohum, gübre, ilaç vb üretimde kullanılan tüm girdiler yerli üretimle karşılanabilmesi için gerekli alt yapı oluşturulmalı. Yeterli destek sağlanmalı.

COVID-19 salgınından zarar gören veya üretimi aksayan çiftçinin zararı karşılanmalı, ek destek verilmeli.

Kırsal nüfus hızla azalmaktadır. Köylerde yaşlılar kaldı. Geçlerin kırsalda kalıp üretim yapmaları özendirilmeli. Tarım işçilerinin yaşam koşulları ve gelecekleri ile ilgili iyileştirici düzenlemeler yapılmalı. İnsanca yaşam koşulları yaratılmalı. Bu konu ile yapılan düzenleme ve uygulamalar yeterli değildir.

Yaşanan iklim değişiklikleri tarımsal üretimi riske sokmaktadır. Gelir kayıplarına neden olmaktadır. Tarım sigortaların kapsamı genişletilmeli. Tarımsal üretimin tamamı sigorta kapsamına alınmalı. Ayrıca gelişen teknoloji ve dijital gelişmelerden tarımsal üretimde yararlanılmalı.

Üretici ürettiğini değerine satamadığı için üretimden uzaklaşıyor. Tüketici de gıdaya ulaşamadığı için sağlıklı beslenemiyor. Bu çelişkiyi kooperatiflerle aşabiliriz. Üreten de tüketen de mutlu olabilmeli. Ürünlerin tarladan sofraya sağlıklı, sürdürülebilir ulaşım zinciri oluşturulmalı, aracıların sayısı azaltılmalı.

Üreticilere girdi sağlayan ve ürünlerini değerinde pazarlayan üretim kooperatiflerinin kurulması desteklenmeli. Tüketicilerde yerel yönetimlerle işbirliği içinde gıda kartellerine, tek el konumuna gelen dev alış veriş merkezlerine karşı tüketim kooperatiflerini kurmalı. Üretim ve tüketim kooperatifleri yerel yönetimlerin desteğiyle işbirliği içinde tarladan sofraya aracısız ürünleri ulaştıracak bir yapı kurulmalı.

Devlet, kooperatiflerin kuruluş ve çalışmaları ile ilgili her türlü desteği (vergi, nakliye v.b) vermeli. İşleyişlerini denetlemeli.

Halkımızın mutlu olabilmesi için çokça üreten hakça paylaşan bir Türkiye yaratmak zorundayız.

hasanmacit@gmail.com

Diğer Yazılar