Telgrafhane / Emeğin yanında, Aydınlanmanın izinde

18’de Rakıya Başladım

Mehmet Veli Bey, Fatma Nigâr Hanım, Orhan Veli, Adnan Veli

“1914’te doğdum. 1 yaşında kurbağadan korktum. 9 yaşında okumaya, 10 yaşında yazmaya merak sardım. 13’te Oktay Rıfat’ı, 16’da Melih Cevdet’i tanıdım. 17 yaşında bara gittim. 18’de rakıya başladım. 19’dan sonra avarelik devrim başlar. 20 yaşından sonra da para kazanmasını ve sefalet çekmesini öğrendim. 25’te başımdan bir otomobil kazası geçti. Çok âşık oldum. Hiç evlenmedim. Şimdi askerim’’

Arkadaşı Muvaffak Sami Onat’a bir mektupta hayatını yukarıdaki sözlerle kısaca özetleyen Orhan Veli’nin ölümünün ardından tam 70 yıl geçti. Belediyenin kazıp, üstünü kapatmadığı bir çukura gece yarısı düşerek başını çarpan ve buna bağlı olarak birkaç gün sonra beyin kanaması geçiren şair, 36 gibi genç bir yaşta hayata veda etmeseydi kim bilir daha nice şiirler yazacaktı.

Orhan Veli ve arkadaşlarının Türk şiirinde yaptıkları değişimi, Melih Cevdet’in yedek subay olarak askerlik yaptığı sırada başından geçen bir anı en iyi şekilde açıklar. Bir hafta sonu müzikli danslı bir eğlence düzenlenir. Melih Cevdet’in arkadaşlarından biri, aralarında bir ozanın bulunduğunu alay komutanlarına söyleyerek, şaire bir şiir okutmak ister. Şiirin okunması üzerine Alay komutanı:

‘’Asteğmen buraya gelin’’ diyerek Melih Cevdet’i yanına çağırır.

‘’Bu ne okuduğunuz?’’

‘’Şiir komutanım’’

‘’Nasıl olur?’’

‘’Biz komutanım, üç arkadaş, şiirden vezni attık, kafiyeyi attık. Teşbihi, istiareyi attık.’’

‘’Anladım, siz böyle böyle şiiri ortadan kaldıracaksınız.’’        

Edebiyat çevrelerinde Orhan Veli ve arkadaşlarının başlatmış olduğu bu yeni şiir akımına Melih Cevdet’in alay komutanı gibi bakanlar çoktu. Yüzlerce yıllık geleneğin bir anda değişmesi tuhaf karşılanıyordu ancak Orhan Veli’ye göre bir şeyin lüzumunu hissedenler kurucular, lüzumsuzluğunu hissedenler ise yıkıcılardı. Değişimi ve yeniliği hissetmeyenlerin kimseye bir yararı yoktu.

Orhan Veli, Şinasi Baray, Oktay Rıfat, Melih Cevdet

Orhan Veli, Garip’in önsözünde o ana kadar burjuvazinin, feodal zümrenin malı olan şiirin artık halka hitap edeceğini söyler. Ayrıca vezin ve kafiye kullanılarak yazılan şiirde insanı hayrete düşürücü bir fevkaladelik görmez. Bunu ispat için olsa gerek Efsane adında divan şiiri tarzında bir şiir yazar.

Sağlığında bu şiiri kitaplarına almayan Orhan Veli’nin ölümü ardından şiir Nokta dergisinde yayınlanmıştır. Hatta bu şiiri bir gün vapurda rastladığı Yahya Kemal’e okuduğu, Yahya Kemal’in etkilenerek ‘’Siz biraz daha gayret etseniz bu sahada bizi geçeceksiniz.’’ demesi üzerine ‘’Aman efendim biz bunları alay olsun diye yazıyoruz’’ dediği rivayet edilir.

‘’Bir Roman Kahramanı – Orhan Veli’’ kitabının yazarı Haluk Oral’a göre bu rivayetin aslı yok gibidir. Belki Orhan Veli Yahya Kemal’i kızdırmak için söylemiş olabilir. Sabahattin Eyüboğlu da bu şiiri Yahya Kemal’e okuduğunu ve şairin bu şiiri çok beğenerek ‘’Vay Yezit vay’’ diyerek kulak kabarttığını anlatmıştır.

Orhan Veli o güne kadar soylulukla bağdaştırılan şiiri halk tabakasına indirmiştir. Şiiri gösterişten ve fazlalıktan arındırarak daha anlaşılır şiirler yazmıştır. Dizelerin halk diliyle yazılmış olması bu tarz şiirin kolay yazıldığı anlamına gelmez. Bu sözlerin altında derin anlamlar vardır. Türk halk edebiyatında da sehl-i mümteni denilen, basit sözlerle yazılmış ancak benzeri yapılmaya çalışıldığında zorluğu anlaşılan şiirler mevcuttur. Örneğin:

‘’Ete kemiğe büründüm

Yunus diye göründüm’’

Orhan Veli şiirinde de ‘’ Neler yapmadık şu vatan için! Kimimiz öldük, kimimiz nutuk söyledik’’ veya “Ne İngiliz kralı kadar mütevazıyım. Ne de Celâl Bayar’ın ahır uşağı gibi aristokrat’’ dizeleri basit görünmekle birlikte her şairin aklına gelecek türden değildir.

Orhan Veli

Garip akımının bu yeni şiirinde kahramanlık, saray, dini duygular, abartılı aşk sözcükleri görülmez. Orhan Veli elbette batı şiirini bildiği kadar divan şiiri ve halk şiirini de iyi biliyordu. Bununla ilgili Fahir Aksoy’un ‘’Kürdün Meyhanesi’’ isimli anı kitabında okumuş olduğum şu anekdot çok güzeldir.

Yaprak dergisinin çıkmaya başladığı günlerde Orhan Veli günlerini Ankara’da Yeni Hayat lokantası adında bir meyhanede geçirmektedir. Buranın işletmecisinin Kürt Mehmet isimli bir adam olmasından dolayı burası Kürdün Meyhanesi olarak anılmaktadır. O zaman Ulus’ta Posta Caddesi girişinde yer alan bu meyhaneye kimler gelmez ki? Orhan Veli, Cahit Sıtkı, İlhan Berk, Nurullah Ataç ve daha niceleri. Ankara’nın şairleri, yazarları, ressamları, burada toplanır. Burası adeta bir kültür kulübü haline gelmiştir.

O dönem Kürdün Meyhanesi bazı insanların gözünde ‘’gomonistlerin yeri’’dir. Sık sık sivil polisler gönderilir. Ay başında herkes yer içer, ilerleyen günlerde ucuz kırmızı şarap ve yanında ikram edilen beyaz turpa talim edilir. Parasız bir günlerinde Fahir Aksoy ve Orhan Veli meyhanede oturup hesabı nasıl ödeyeceklerini düşünmektedirler.

Orhan Veli meyhanenin karşısındaki postanede bir posta kutusu kiraladığı için dergiye para gelmiş mi diye gidip gelip bakmaktadır. Sağa sola telefon etmeler, parası olan bir tanıdık beklemeler, ama nafile. Önlerinde leblebi ve bayır turpu. Üstüne üstlük bir de arkadaşları Mütercim Galip gelerek hesaba bir şarap daha ekler.

Derken masaya Erzurum’dan geldiğini söyleyen bir adam izin isteyerek oturur. ‘’Ben doğulu bir ozanım. Sizi şiirlerinizden tanırım. Sizinle bir iki dakika konuşmak isterim’’ diye lafa girer. Orhan Veli adamı mecburen buyur ettikten sonra şarabın yanındaki bayır turpunu gören adam masanın fakirliğinden olsa gerek arnavutciğeri, şiş kebabı, bir şişe de şarap ısmarlar. Ardından başlar veryansın etmeye.

‘’Efendim ben şiirlerimi hece ve aruz vezniyle yazarım. Ölçüsüz şiirin ucuz bir oyun olduğu düşüncesindeyim’’

‘’Görüş meselesi beyefendi’’

‘’Yanıtınız kaçamaklı Orhan Bey. Doğrusu bunu size hiç yakıştıramadım.’’

Adam gittikçe ukalalaşır, konuştukça konuşur, masada şişeler çoğalır, yemekler uçuşur. Hesap iyice kabarmıştır. Fahir Aksoy adamı dışarı atmak ister ama Orhan Veli masanın altından engel olur.

‘’Orhan Bey lütfen kusura bakmayınız. Sen ve arkadaşlarınız Türk şiirini mahvettiniz. Bu kof ününüzün çok süreceğini sanmayın. Bu aslında ölçülü şiir bilmemenizin sonucudur. Bilgisizliğinizi örtbas etmek için Fransız şiirinin gölgesine sindiniz ve böylece kendinizi bu ülkeye yutturdunuz’’

Adam azıttıkça azıtarak:

‘’Aruzla yazdığım bir şiirimi okusam ölçüsünü bulamazsın. Okuyacağım şimdi, bul bakalım. Böylece bilgisizliğini kanıtlamış olacağım. Biliyorum demek yetmez, açıkla. Hodri Meydan!’’

Bunun üzerine Erzurumlu ozan otuz dizelik bir şiir okur. Orhan Veli istifini bozmadan ‘’Şiirinizin 4, 9, 17, 23 ve 30. dizelerinde ölçü kusuru var beyefendi’’

‘’Benim şiirimde ölçü kusuru ha? Vay babu! Orhan Bey, Orhan Bey, mugalatayı bırak, aczini ikrar et. Sen bunun daha ölçüsünü bulamadın. Söyle bakalım, bilmiyorum de.’’

Orhan Veli’nin ‘’Kullandığınız ölçü failatün/failatün/failün’dür’’ diyerek kâğıt kalem alıp kusurları izah etmesi üzerine ozan meğer ben bir şey bilmiyormuşum diye oturduğu yerde ağlamaya başlar ve size haksızlık ettim diyerek bütün hesabı öder.

Garip hareketi Türk şiirinin dönüm noktalarından biridir. Bu etki günümüze kadar sürmektedir. Kendi deyimleriyle şiirden şairaneliği çıkarmışlardır. Egemen şiiri yıkıp şiire Montör Sabri’yi, memurları, Süleyman Efendi’yi sokmuşlardır.

Nermin Menemencioğlu’nun eski şiirle ilgili İlhan Berk’e yazdığı bir mektuptan alıntıyı da vererek sona gelelim.

‘’Onlar bize dayanak olacak bir gelenek, bir sanat yarattılar da biz illa görmemek için mi direniyoruz? Saray, av, içki, vuslat, bunlar yapma konulardı ve bizleri usandırıncaya kadar tekrar edildi. Gül ve bülbülden, nar ve bademden hayır kalmadı’’

Ankara’da çukura düştükten birkaç gün sonra İstanbul’da Avukat Muzaffer Hanım’ın evinde fenalaşarak hastaneye kaldırılan, şiirimizi baştan aşağı değiştiren Orhan Veli’nin kalbi 14 Kasım 1950’de durmuştu. Naaşı Bebek ile Rumelihisarı arasındaki Aşiyan mezarlığına defnedilmiştir.

Urumelihisarına oturmuşum

Oturmuş da bir türkü tutturmuşum

İstanbul’un mermer taşları

Başıma da konuyor, konuyor aman, martı kuşları

Gözlerimden boşanır hicran yaşları

Edalım, senin yüzünden bu halım

İstanbul’da, Boğaziçindeyim,

Bir fakir Orhan Veli

Velinin oğlu

Tarifsiz kederler içindeyim.

twitter.com/hrnylmz82

Exit mobile version