Toplumcu Sanat’ın Acı Kaybı: Timur Selçuk

Toplumcu Sanat’ın Acı Kaybı: Timur Selçuk

Can Aksel Akın yazdı:
“Timur Selçuk üstadı, tüm toplumcu sanatçıları dinleyiniz, okuyunuz, okutunuz, söyleyiniz, izleyiniz, takip ediniz. Onlar yol gösterici kutup yıldızımız, mavi gökyüzünde güneşin parladığı anlarımız, bereketli yağmurumuz, toprağımız, nefes veren rüzgârımız… “

Ne dönem; müzikçiler, ressamlar, şairler, tiyatrocular, sinemacılar ürettiler, ürettiler, ürettiler… Uçurtmayı vurdurmadılar, sevdalarını terk etmediler, hasretten prangalar eskittiler, karlı kayın ormanında yürüdüler, bazen aksini ifade etseler de umutlarından vazgeçmediler.

Turneler, konserler, kitaplar, filmler, festivaller, fuarlar… Anadolu’nun dört bir yanını görünmez ağlarla ördüler. Kimi zaman yerel, kimi zaman evrensel sanatın en güzel örneklerini ortaya koydular. Birlikte düşündürdüler, güldürdüler, birlikte ağlattılar. Yeri doldurulamaz bir külliyat yarattılar.

Güzel Türkçeleri, uyumlu renkleri, ince duyguları, bel altına vurmayan ahlakları, toplumu kendisine en güzel şekilde yansıtmanın ötesine ulaştı, ilmik ilmik birbirine bağladı. Toplumu anlattılar, hicvettiler, eğlendirdiler, ağlattılar. Ondan aldıklarını, işleyip, ona geri verdiler. Onun bir parçası oldular. Birlikte geçen yıllarının tanığı oldular. Toplum da onların akıp giden ömürlerinin tanığı oldu.

Müzik, tiyatro, sinema, şiir, resim başta olmak üzere tüm sanatlar toplumun parçası oldu. Bu yüzden “Toplumcu Gerçekçi Sanatçıların“  yeri apayrıdır. Günümüzde eğer sanat toplumu yeterince yansıtmıyorsa, bilin ki bu onu terk edenlerin yüzündendir. Samuel Beckett “Mercier ile Camier“ adlı kısa romanında “Eğer yağmur durduysa, rüzgar yüzünden mi durdu sanıyorsun? diye sorar. Üretimleri az olduysa bu imkânların, kabiliyetlerine yetişemediği içindi. Çünkü onlar yeri geldiğinde yağmur, yeri geldiğinde rüzgârdılar. Terk etmediler toplumlarını.

Toplumcu gerçekçi sanatçı ürettikçe, halk onu daha çok sevdi. Özgürlüklerin tarihi gibi, demokrasinin tarihi gibi, onların da üretimleri, hayatları inişli, çıkışlıydı. Hiç bir zaman mavi bir gök kubbenin altında, insanın içini ısıtan güneşli berrak günde sevdikleriyle yürümek gibi değildi hayatları. Neden öyle olması gereksindi ki? Yılmadan çalıştılar. Dosttular. Hem kendilerine, hem çevrelerine, hem topluma, hem sanata ve hayata dosttular. Bozuk ekonomiler, darbeler, adam seçmecilik, sansür, kısıtlı teknolojiler… Sanattan anlamayan, hatta sanat düşmanı yöneticiler, sanat simsarları, savcılar, hâkimler kimler yoktu karşılarında. Yargılandılar, kaçtılar, ürettiler, öldüler, dirildiler, düşünceleri daha da yayıldı. Yayıldıkça daha kuvvetlendiler.

En son Timur Selçuk aralarından ayrıldı. Üstadın, 1974’de Türkiye’ye dönüşünün ardından kendine özgü, yıldızlı bir kariyeri oldu. Sanatsal olarak değil ancak kişisel olarak mütevazıydı. Yaratıcılığının yanı sıra, çok kibar, çalışkan, ahlaklıydı. Sadece devrimci müzikleri değil, aşk şarkıları, tiyatro müzikleri, sinema müzikleri, babası Münir Nurettin’den gelen müziksel mirastan dolayı sadece batı değil, doğu müziğinde de kendini evinde hissetmesi, ikisini rahatlıkla kaynaştırabilmesi “İstanbul Oda Orkestrası“… Yedi yaşında başladığı konser hayatı, Ankara Sanat Tiyatrosu’ndan, nice albümlere, konserlere sayısız üretimle taçlandı.

Sadece ona değil, kısa ifadesiyle “toplumcu sanatçı“ olan hemen tüm sanatçılara tanınan imkânların kısıtlılığı üretmekten alıkoyamadıysa da, istedikleri sonuçları almalarına engeller çıkardı. O puslu gecede, kutup yıldızı gibi parlayan toplumcu gerçekçi sanatın ışığı, günümüzde de aynı parlaklıktadır. Yerine yeni bir sanat konulamadığı gibi, konmak istenen de toplumu kaynaştıramıyor. Unutulmaması gereken gerçeklerin ilelebet ortaya çıktığı ve sanatçıların yollarını çizerken sarf ettikleri emekleri, çabaları. Toplumcu sanatçılar her alanda örnek eserler sergilediler. Sanat onların bakış açısıyla açıklandığında, içerisinde felsefesi olmadığında, boş renklerin, seslerin, sözlerin, çizgilerin ahenkli bir diziminden başka bir şey değildir.

Üstadın son dönem röportajından birindeki sözleri yeni sanatçılardan umudunun olmadığı yönünde. Günümüzde “sanatçılar“, sanata ne vereceklerini değil, ne alacaklarının hesabını yapıyorlar. Maalesef en iyi hesap yapanları, ya da aileleri eğitim süreçlerinin maliyetini, kaç saat çalıştıklarını da maliyet tablosuna ekliyor olabilirler. Ancak sanatın “ulvi“ özelliklerini unutuyorlar. Sanat yaraları sarar, insanları birbirine bağlar, toplumu toplum yapar. Ortak yüreği yaratır.

Eğer büyük usta Beethoven, Kont Esterházy ve diğer aristokratlardan aldığı desteklerle Viyana’ya gittiğinde ticarete atılsaydı belki hayatı kurtulurdu. Onu suçlamamız mümkün olur muydu? Zor bir hayatı vardı. Güzel, “rahat” bir hayatı hak etmiyor muydu? Ya da bir aileyi? Çok sevdiği kır gezilerini kolaylaştıracak üstü açılıp, kapanan bir yaylı arabayı, bir malikâneyi… Olmadı, Beethoven’in içerisindeki yaratma arzusu onu sürekli yeni müzikler bestelemeye itti. Gün geldi, tarihin ilk politik operalarından birini, günü geldi ilk senfonik küçük düşürmeyi besteledi. 1802-4 yıllarında bestelediği Op. 55, 3 No’lu Mi bemol Majör Eroica senfonisinden bahsediyorum. Yenilmez, şanlı kral, “özgürlük savaşçısı” Napolyon bu eserle 1814 yılında iktidarını kaybetmeden çok önce 1805 yılında rezil olmadı mı? Halen bu tarihi mesaj verilmeye devam edilmekte üstelik. Napolyon’luğa özenen tüm tiranlara utanç olması için bu eser tekrar tekrar dinlenmekte ve seslendirilmekte. Peki ya monarşinin acımasızlığı ile op.72 “Fidelio” operasındaki eşsiz bağ… Bir kadının, kocasını yolsuzluk yapan işkenceci valinin elinden kurtarmak için erkek kılığında zindana girmesi ve onu gerçekten kurtarması…

Timur Selçuk, İstanbul Belediye Konservatuvarı, Galatasaray Lisesi ve Fransa’da “École Normal de Musique de Paris“ de hayalleri süsleyecek kadar iyi bir eğitim almasına, iyi yürekli, yaratıcı, yetenekli, çalışkan bir müzisyen olmasına rağmen, ne yazık ki şartlar onun daha çok üretmesini engelledi. Onun ve tüm “Toplumcu Gerçekçi Sanatçıların” toprağa attıkları tohumlar, ürettikleri eserler bu topraklarda daimi yerlerinin de müjdecisi.

Timur Selçuk üstadı, tüm toplumcu sanatçıları dinleyiniz, okuyunuz, okutunuz, söyleyiniz, izleyiniz, takip ediniz. Onlar yol gösterici kutup yıldızımız, mavi gökyüzünde güneşin parladığı anlarımız, bereketli yağmurumuz, toprağımız, nefes veren rüzgârımız… Işıkları bol olsun, yaşayanların ömrü uzun olsun. Yerleri sonsuza dek dostların arasında, güneşin sofrasındadır.

Diğer Yazılar