Deprem, Salgın ve AKP

Deprem, Salgın ve AKP

Günay Güner yazdı:
” Yersarsıntısı konusunda beklenen İstanbul yıkımı insanı dehşete düşürmeye yetiyor. Artık AKP+MHP aymazca, önergeleri ret etmeyi bırakmalı, en kısa sürede (öyle kentsel dönüşüm aldatmacaları falan değil) güçlendirme çalışmalarını yapmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin bunu yapmaya fazlasıyla gücü vardır. “

Sözlük, depremi “Yerkabuğunun derin katmanlarının kırılıp yer değiştirmesi ya da yanardağların püskürme durumuna geçmesi nedeniyle oluşan sarsıntı, yersarsıntısı, °hareket, °zelzele” diye tanımlıyor. Evet, doğru adlandırmayla “yersarsıntısı.”

Kısa aralıklarla yurdun birçok yerinde yersarsıntısı acıları yaşıyoruz. Son olarak İzmir yersarsıntısında 114 insanımızı yitirdik. Yaklaşık 1000 kişi yaralandı, kimbilir nasıl yaralanmalardır. Tin yaralanmalarını ise kimse düşünmüyor, sıra bir türlü ona gelemiyor…

Çocukluğu yersarsıntılarıyla geçmiş, öyle büyümüş biriyim. Doğduğum Erzincan’da neredeyse her gün yer sarsılır, anacığım kucakladığı gibi bizi dışarıya kaçırırdı. 1939 yılındaki, o Usta Ozan Nâzım Hikmet’in ağıt  yazdığı Erzincan yersarsıntısı Cumhuriyet’in Osmanlıdan değil sağlıklı konut, toplu iğne bile devir alamadığı koşullarda yaşandı ve binlerce insanımızın ölümüyle sonuçlandı. (Osmanlının yıullarca ödenen borçlarını da saymıyoruz.) Bu büyük yersarsıntısı sonrasında ne yapıldığının doğup büyüdüğüm ev nedeniyle dolaylı tanığı sayılırım; İsviçre’den gelen tek katlı, kurma, fabrikasal, yani hazır sayılabilecek evdi. Alabildiğine sarsılır, bir şey olmazdı. Tüm konutlar öyle miydi? Değildi. Cumhuriyet de zaten 1940’a kadardı! Erzincan Hükümet Meydanı’nda bir yontu durur; İsmet İnönü’ye sarılmış ağlayan kadının yontusudur…

Türkiye’yi her alanda ucuzluk, ucuz siyaset, ucuz hamaset, palavra, nabza şerbet, bilgisiz bırakma… mahvetti. “Önce ekmekler bozuldu” diye yazar ya Oktay Akbal sonra her şey bozuldu. 1950’yle, daha önce zorunlu olarak CHP içindeki ve o dönemlerinde de halkı baskılayıp bu baskıyı devrimin hanesine yazdıran Demokrat Parti Adnan Menderes yönetimiyle birlikte vurgunculuk, çıkarcılık, işini bilirlik, her şey mubah kafası egemen duruma geldi. Köyden kente sağlıksız göç ve siyasette al gülüm ver gülüm dönemi başladı.

Kentlerin çevresi o gün bugündür elverişsiz konutlarla sarıldı. Devreye neyin girdiği ise Turgut Özal’ın ANAP işbirlikçiliğiyle açığa çıktı. “Oyunu bana ver, tapunu vereyim.” Bu yozlaşma “sol” belediyelere de sıçradı. En azından ses çıkarılmadı. Parti delege dizgesini bile bu alışveriş etkiledi. Yıkıma gelmiş AKP sözde yönetimi ise tüy dikti. Artık ahlaksal örtülemeye de gerek duyulmadı. Özal’da adı “tapu tahsis belgesi” olan olayın adı AKP döneminde “imar barışı” oldu. Ne ki bu gerçeklere karşın Van, Elazığ, İzmir depremlerinin sorumluluğunu üstlenen bir AKP göremiyoruz. Ahlaksal çöküş!.. Binlerce canın yitirildiği Düzce, İzmit, Adapazarı, Kocaeli, hatta Avcılar yersarsıntılarının  sorumluluğu da AKP üzerindedir. Çünkü bu depremlerin hemen ardından yönetime gelmişlerdir. Gelmişlerdir ama hile hurda katmadıkları hiçbir işin bulunmaması örneklerine yersarsıntısını da eklemişlerdir. İnatla yanıtlamadıkları soru biliniyor: İletişim (deprem) Vergisi için toplanan paraya ne oldu? Yanıtlayamazlar, çünkü oradan alıp diğer yere aktarmadıkları, kampanyalarda savurmadıkları… hiçbir başlık yok. Sayın Sedef Kabaş’tan bir yakıcı benzetmeyi ödünç alırsak, AKP Türkiye’nin kolonlarını kesmiş, kimi aklı evveller oradan hâlâ medet umuyor. Bir yılda dünya deprem ölümlerinin yarısından fazlası Türkiye’de. Yazık, yazık, yazık…

Salgın yıkımı da öyle değil mi? Bu ağır sorunun önlenmesi için en azından bir 15 gün sokağa çıkma yasağı getirilmesi, bu süre için insanlara karşılıksız, yeterli bir ortalama tutar ödenmesi gerektiğini tüm ahlaklı uzmanlar belirtmekteler. AKP öyle mi yaklaşıyor? Asla! Şapkadan tavşan çıkarıyor, cambaza baktırıyor, bununla da yetinmiyor, miting, kongre, düğün, umre, namaz, Ayasofya… gırla gidiyor. Sayın Prof. Dr. Ahmet Saltık Öğretmenimin açıkça ve yüreklice, büyük bir aydın sorumluluğuyla açıkladığı gibi salgın sonuçları gizlendiği gibi, denetimden de çıkmış durumda. Saldım çayıra durumu ama Mevla’m kayırır mı, kuşkulu.   

Şu sıra bir istifa geçiyor “ajanslar.” Berat Albayrak istifa etti (mi.) Buyrukla ne faiz düşürme operasyonu, buyrukla döviz kuru düşürme operasyonu sonunda kalan bir şeyler varsa onları da silip süpürüyor. Merkez Bankası gibi bir devletin kasalarından birindeki düzensizlik, garip açıklamalar, başkan değiştirilmesi de cabası. FETÖ darbe girişimi sırasında “dere geçilirken at değiştirmeyen”ler habire at değiştirmekteler.

Bir halkın, onca vergi alınırken, sağlıklı, güçlü, yıkılmaz, hiç olmazsa içinden kaçılabilecek kadar insana süre verebilen yapıların yapılmasını devletten, hükümetten beklemek çok mudur?.. Halktan onyıllardır toplanan paralardan, salgında, yersarsıntısında, yangında, selde… halka düşmeyecekse ne zaman düşecek. Kaldı ki kuruşu kuruşuna hakkıdır.

İlk anda anımsanmasa da bu yıkımlar arasında neden her defasında yüzün üzerinde insanın öldürülmesiyle sonuçlanan bombalı saldırılar, maden patlamaları (Soma, Zonguldak…), iş kıyımları (örneğin son havai fişek fabrikası patlaması) da sayılmalıdır.

Yersarsıntısı konusunda beklenen İstanbul yıkımı insanı dehşete düşürmeye yetiyor. Artık AKP+MHP aymazca, önergeleri ret etmeyi bırakmalı, en kısa sürede (öyle kentsel dönüşüm aldatmacaları falan değil) güçlendirme çalışmalarını yapmalıdır. Türkiye Cumhuriyeti’nin bunu yapmaya fazlasıyla gücü vardır.   

Diğer Yazılar