Kiliseye Tek Gözlü Bir İsyan

Kiliseye Tek Gözlü Bir İsyan

Can Aksel Akın yazdı:
“XV. yüzyıl Bohem isyanının baş protogonistlerinden Johann von Trocznowa (1370-1424) coğrafyamızda hemen hiç tanınmaz. O, dindar bir askerdi, generalliğe kadar yükselmişti. Dindarlığına karşın savaşı, tüm Avrupa’ya hükmeden Katolik kilisesine karşı verecekti. “

Özgürlüklerin tarihi çok eskilere dayansa da, Sokrates’in 500’ler meclisinde oy çokluğuyla ölüme mahkûm edilmesi gibi özgürlüklerin kanla bastırılmasının tarihi de en az o kadar eskidir.

XV. yüzyıl Bohem isyanının baş protogonistlerinden Johann von Trocznowa (1370-1424) coğrafyamızda hemen hiç tanınmaz. O, dindar bir askerdi, generalliğe kadar yükselmişti. Dindarlığına karşın savaşı, tüm Avrupa’ya hükmeden Katolik kilisesine karşı verecekti. Ona göre, kilisenin reform edilmesi gerekmekteydi. O zamanki adıyla Konstantinopel’deki ve Vatikan’daki iki Papa da, kiliseyi sadece ihtiyaçları doğrultusunda kullanıyorlardı. Trocznowa ise bu yüzden onları ret ediyordu. Hristiyanlığın başlangıcındaki ilkel komünist düzenden etkilenmişti.

Trocznowa, o zamanların Bohemya’sında yani günümüz Çekya’sında dünyaya gelmişti. Aristokrat bir aileden gelmekteydi. Savaş teknikleri ile ve kahramanlığıyla dünya savaş literatüründe kabul görmüş bir komutan oldu. Hakkında çeşitli filmler var. Ünlü Fransız, romantik dönem yazarı George Sand’in da onu konu alan bir romanı vardır. „Jean Ziska“ başlıklı romanda, Trocznowa’nın Johann olan adının Fransızcası “Jean“ ve halkın ona verdiği isim: “Žižka“ (tek gözlü) başlıkta kullanılmıştır.

Aslında her şey, günümüz Almanya, Avusturya ve İsviçre arasındaki büyük bir göl, Bodensee’nin kenarındaki Konstanz şehrinde başlıyor. 1414-1418 yıllarında yapılan Kilise Konseyi toplantısı büyük merakla takip ediliyordu. Sadece Orta Avrupalılar değil, Ruslar, Arnavutlar, Macarlar, Ermeniler hatta Müslümanlar da bu konseyin katılımcısıydılar. Ticaret anlaşmaları yapıldı, banka ticareti de yeni yeni filizleniyordu… Bu Konseyde, Vatikan’daki papa, gücünü kuvvetlendirmek ve İstanbul’daki doğu kilisesine karşı üstünlük sağlamak istemekteydi.

İşte bu ortamda Bohemya’lı meşhur rahip, teolog ve Prag Üniversitesi rektörü Prof. Johann Hus (1372-1415), kilisenin sömürüsüne karşı gösterdiği haklı tepkisinden dolayı, dokunulmazlık mektubu olmasına rağmen tutuklandı. Bohemya’da çok tanınan, halkın çok sevdiği rahip, Prof. Hus büyük işkencelerden sonra halk önünde yakılarak öldürüldü. Değerleri, öğretisi yayılmaya devam etti, tıpkı Sokrates’in onu yargılayanların da ileride yargılanacakları önceden haber vermesi gibi, Hus’un ölüm haberi Prag’a ulaştığında, bir anda Hus Ayaklanması ortaya çıktı, yıl 1419 olmuştu. Bu ayaklanma daha sonra Husit Savaşları olarak adlandırılan savaşlara dönüşecekti. Bohem Kralı Wenzel’in bu tarihte ölümü de bu ayaklanmayı şiddetlendirdi. Hus’un ölümünden sorumlu Macar kralı Sigismund, Wenzel’in yerine geçti. Ancak slav orduları tarihte ilk kez üstünlük göstereceklerdi. Prag, bağımsızdı artık.

Savaş sırasında gözlerinden birini yitiren Trocznowa, „Zizka“ (Çekçe’de Tek Gözlü) lakabıyla giderek efsaneleşiyordu. Hus’çuların en güçlü kuvvetlerden ve adını Tabor dağından alan yüzellibin kişilik ordunun komutanıydı artık. Tabor ordusunun müzikal bir özelliği de vardı. Tabor dağında trampet ve davul çalarlardı. Aktarımlara göre çalınan davul sesleri bir gün uzaktan bile duyulmaktaydı. Halk, Tabor dağının davullarının karşısında kim durabilir diyordu.

Bohem/Çek ordusunun en önemli bileşenlerinden Taborcular, Katolik kilisesini ve gösterişli geleneklerini ret ediyorlardı. Taborcular, ilk Hristiyanlar gibi ilkel komünisttiler. Her şey, herkesindir ilkesiyle yaşıyorlardı. Düşmanlardan kazanılan ganimetleri sahiplenenler hemen ölümle cezalandırılıyordu. Taborcular sadece dini değil, aynı zamanda ulus bilinciyle de hareket ediyorlardı. Tek gözlü, Žižka önderliğinde Prag Çekleşti. Almanlar kaçmak zorunda kaldı. Katolik kilisesi ve zenginler yenildi, halk yönetimi ele geçirdi. Žižka acı çeken halkın yaralarını sardı.

Sonunda Papa V. Martin (1417-1431 arası papadır) Mart 1420’de Bohemya’lı Şeytan olarak gördüğü “Žižka“ üzerine bir haçlı seferi çağrısında bulundu. Vatikan Kilisesi adına, Macar Kralı Sigismund önderliğinde savaşa karar verildi. Rahip Hus’un katili olarak kabul ettikleri Kral Sigismund ve Žižka 1 Kasım 1420’de savaş meydanında karşı karşıya geldi. Haçlı Seferine katılanlar ve Alman Kralı Maximillian’ın 150 bin askeri çareyi kaçmakta buldular. Üst üste gelen yenilgilerin ardından, Sigismund zor durumdaydı.

Žižka’nın kendi geliştirdiği bir savaş stratejisi vardı. Çiftçi ve işçi askerlerin yanında giden tank benzeri zırhlı arabaları vardı. Döneminin çok ilerisindeydi bu savaş icadı, yenilmez bir komutan olmuştu Žižka. Ayrıca psikolojik önderlik açısından da çok üstündü. Askerlerini mükemmel derecede motive edebiliyordu. Görme duyusu olmasa bile askerlerini seslerinden tanıyacaktı. En sevdiği silahı zincire sabitlenmiş metal toplardı. Zırhlı arabaların bazılarında, seyyar toplar bile vardı ki bu o dönem için çok yeniydi. Sonunda bir savaşta, ikinci gözünü de yitirdi Žižka artık davul sesleri ve ritimlerle yönetiyordu savaşları. Onların sesiyle yönünü buluyor, emirlerini veriyordu. Žižka sadece bir komutan değil aynı zamanda bir düşmanlarını yok etmek için her zaman yeni korkunç ritimler peşinde koşan vahşi bir savaşçıydı. Žižka küçük, seyyar toplarla üstün başarılar sağlıyordu. Hiç bir savaşında yenilmedi.

1423 yılında tüm dünya ülkelerine yönelik bir çağrı yaptı. İnsanlara gerçek dini bulmaları için sesleniyordu. „Tanrı korkunçtur ama adildir“ ve „biz onun seçilmiş halkıyız“ gibi Tevrattan cümleler onun yol göstericisiydi. Ama Žižka insanlıktan uzaklaşıyordu, Venedik kontuna ait bir şatoyu ele geçirdikten sonra, tüm şato görevlilerinin ellerini keserek ona göndecek kadar acımasızdı olmuştu.

1424 yılında, vebadan ölen Žižka’nın askerlerine son emri, derisinin yüzülmesi ve bir savaş davuluna gerilmesiydi. Bu emri de elbette diğerleri gibi yerine getirildi. Bu davul, günümüzde Almanya’da Büyük Friedrich’in sarayında çalınmaktan yıpranmış haliyle korunmakta ve adeta insanlığın vahşetinin ne kadar derin olabileceğinin kanıtı olarak sergilenmektedir.

20. Yüzyıl’da Trocznowa adı, I. Dünya Savaşı yıllarında Bohemya’da ordunun bir bölüğüne verildi. II. Dünya Savaşında ise Almanlara karşı direniş gösteren ilk antifaşist direniş örgütünün adı oldu. Yugoslavya’da aynı isimle bir direniş örgütü daha kurulmuştur. Žižka veya esas ismiyle Johann von Trocznowa günümüzde ulusal kahraman kabul edilmektedir. Vatikan’ı meşgul etmiş, dize getirememiş, belki de doğu kilisesinin başkenti, o zamanlar dünyanın en güzel şehri kabul edilen Konstantinopel’in ve bugünün İstanbul’unun Müslümanların eline geçmesine dolaylı olarak katkıda bulunmuştur.

Diğer Yazılar