Çözüm Üreten İdeoloji Ayakta Kalır

Çözüm Üreten İdeoloji Ayakta Kalır

Ömer Atagenç yazdı:
“Bugün Türkiye’de bir ideolojinin gerçekten güçlü olmasını sağlayacak şey krizlerden ders çıkaran, ezberlerin ağırlığı altında ezilmeyen yeni ortaklıklar ve gündemler yaratabilen özgür zihinlerin kolektif çabası olacaktır.”

İdeolojilere ömür biçmek kimsenin haddine değil ancak yaşadığımız çağda ideolojilerin sağlıklı bir biçimde yaşamına devam etmesi için bazı ihtiyaçların da olduğu şüphesiz…

İdeolojilerin bugüne kadar yaşamalarını sağlayan pek çok husus var elbette ama bunlardan en önemlisi yaşam pratiği içinde karşılık bulup bulamamalarıdır. Pek çok ideolojiyi belirli bir süre devlet desteğiyle yaşatabilirsiniz ya da kuruluş dönemindeki söylemleri ezberleyip sürekli tekrar ederek de o günün gerçekliğine temas edip etmemesine bakmadan ona bir varlık kazandırabilirsiniz. Ancak bu yalnızca söylemeye dayalı bir varlık kazandırma çabası olacaktır.

İdeolojinin gücü yalnızca kurucularının cümlelerini ve kitaplarını satır satır ezberleme ile ilgili değildir. İdeolojiler kuruldukları dönemin toplumsal gerçekliklerinin doğal bir sonucudur. Yaşamın hiçbir bahane arkasına saklanamayacak kadar “gerçek” yüzünün zihinlerde vücut bulmuş halidir. Her ideolojinin kendi döneminin gerçekliğini yansıtması da yeterli değildir. Aynı zamanda ilgili gerçekliğe dair bir çözüm önerisi de sunmalıdır.

Uygarlık tarihindeki icatlar nasıl ki insanın gündelik yaşamının en temel ihtiyaçları doğrultusunda kurgulanmıştır, ideolojiler de aynı şekilde insana dair tüm maddi ve manevi hazinenin nasıl bir toplumsal yaşam içinde varolması gerektiğine dair bir ihtiyacın sonucunda ortaya çıkmıştır. İdeolojiler de tıpkı diğer icatlar gibi ihtiyaçtan doğar.

Eğer bir ideoloji yaşadığı güne dair söz söyleme konusunda kısır kalıyorsa, sürekli geçmişte olan biteni yeniden anlatarak bugünü perdeliyorsa, yaşadığımız günü kendi dar kalıplarının içine zorla sıkıştırmaya çalışıyorsa ondan artık bir siyasal olarak görüş değil bir inanç sistemi olarak bahsetmek daha doğru olacaktır.

Buraya kadar çok soyut getirdiğimiz konuyu somutlaştırmak için örneklerle devam edelim. Bir ideoloji hakkında çok daha süslü ve karmaşık retorikle konuşan kişi sayesinde o ideoloji daha güçlü hale gelmez. Bir ideoloji hakkında yapılan gönül okşayıcı cümleler de o ideolojiyi daha kuvvetli hale getirmez. Popüler yapabilir ama popüler olma durumu o ideolojinin gücünün kanıtı değildir.

Yaşadığımız çağın ve geleceğin yalnızca bizi değil tüm dünyayı yakından ilgilendiren pek çok ana gündem maddesi olduğunu en son depremde olduğu gibi görüyoruz. Depremin yanında yoksulluk, çevresel felaketler, devletin sosyalleşmesi sorunu, üretimin bölüşümü sorunu vb. tüm dünyada cevabı aranan pek çok mesele ile karşı karşıyayız. İdeolojilerin “kürsü konuşması” bölümünde hiç zorlanmadan sıraladığımız ideallerin ve gelecek zaman kipiyle bitirdiğimiz her cümlenin altını doldurabilmek, idealize ettiğimiz bir geleceğe ulaşabilmenin yolu üretmekten geçmektedir.

Deprem gerçeğinin güncelliği üzerinden hareket etme günü anlayabilmek açısından daha sağlıklı olacaktır. Alışkın olduğumuz siyaset yapma biçimleri ve zeminlerini bir yana bırakalım. Bugün sadece şu soruları soralım:

– Vatandaşların en temel haklarından biri olan barınma hakkının güvenliği nasıl sağlanacak?

– “İmar affı” adı altında yalnızca sermaye sınıfının kazancını garanti altına alan bir gündem ile nasıl mücadele edilecek?

– Doğal afetlerde “devlet” merkezli beklentilerinden vazgeçmemizi isteyen bürokratların çağrısına uyarsak yalnızca halkın kendi başının çaresine bakabildiği bir sosyal dayanışma ağı nasıl yaratılacak? Kapsamı ne olacak?

– Bu yardımlaşma ve dayanışma süreci kriz dönemleri haricinde nasıl genele yayılacak?

– Mevcut siyasal örgütlenmeler içinde yer alan yurttaşlar kendi siyasal örgütlerinde bu konuları hangi yollarla gündeme getirecek ve gerçek bir “baskı grubu” olabilmeyi hangi yollarla gerçekleştirecek?

Sadece depremle ilgili sorulan bu sorular sadece başlangıç niteliğindedir. Bu ve bunun dışındaki pek çok konu ile ilgili sayısız soru üretilebilir. Buradaki maharet de soru üretmekte değil siyasal önyargılardan arınmış ve kamusal ölçekte düşünmekten vazgeçmeyen, halkın esas gündemini kendi gündemi bellemiş her yurttaşın bu soruna artık kendi küçük alanlarından çıkıp birbiriyle buluşabilmesi ve sinek öldürmeden vazgeçip bataklığa doğru adım atabilmesi olacaktır.

Bugün Türkiye’de bir ideolojinin gerçekten güçlü olmasını sağlayacak şey krizlerden ders çıkaran, ezberlerin ağırlığı altında ezilmeyen yeni ortaklıklar ve gündemler yaratabilen özgür zihinlerin kolektif çabası olacaktır.

Diğer Yazılar