HDP ve Aydınlanma

HDP ve Aydınlanma

Günay Güner yazdı:
“HDP, doğası gereği aydınlanmacı olamaz. Derebeyleriyle sorunu olmamıştır, olamaz da. Aydınlanmacı kesime tabanının baskısıyla verdiği desteği gönülsüz verdiği o denli belli ki şantaj konusu edebiliyor.”

Bir siyasetin içtenlik ve bilinç düzeyini anlamak istiyorsanız yazılı ve sözlü açıklamalarının kalıp-anahtar sözlere, şablonlara dayanıp dayanmadığına bakınız. Bunun tipik örneklerinden biri HDP’ninkilerdir. Buna göre Türkiye Cumhuriyeti çağdaş ulus-devlet yapısından dolayı kimliklere dayanmadığından, diktatörlüktür. Ezilenler kimliklerle (Kürt, Süryani, Ezidi, Ermeni, Rum, laz, Asuri…) dillendirilen “halklar”dır. Ezen ise Türkiye Cumhuriyeti’dir. Ve hatta Türkiye Cumhuriyeti Osmanlı’dan bile geridir! Kemalist diktatörlük tüm hükümetlerin belirleyici özelliğidir, aynı zamanda emperyalisttir. Sınıfsal düzlemdeki savaşım, her ulusun, halkın kendi sorunudur; Türk ulusunun sınıfsal ezilmişliği Kürtlerin sorunu değildir…

Bu genel görünüş üzerine daha pek çok söylenecek vardır ama başlıca biçim budur. İşin silah boyutu, pek değinilmezse de tarih boyunca vardır. Hiç eksik olmamıştır. Kültürel bir kod demek bile yanlış olmaz. En yakın dönemden alalım: Osmanlıda gerek duyulan, hedef seçilen kesimleri acımasızca ezmek amacıyla, imparatorluk merkezine bağlı derebeylerden yararlanılmıştır. Bunun tipik örneği Hamidiye Alaylarıdır. Hamidiye Alaylarını oluşturan silahlı derebey güçleri Alevileri, Ermenileri kırmıştır. Kurtuluş Savaşı sürerken Kürt derebey sözcüleri işgalci güçlerle görüşmekteler; aldıkları desteklerle isyanlar düzenlemekteler. Bu bağlamda Koçgiri isyanının tarihi ilginçtir: 17 Haziran 1921. Konumuz Kürt isyanları olmadığından geçiyoruz. Cumhuriyet döneminde sınıfsal çıkarları sarsılan derebeyler ve etkin durumdaki din sömürücüleri Türk Devrimiyle çatışmalıydılar ve kurucu ilk 15 yılın ardından gelen tüm dönemlerde devrimi, cumhuriyeti, yurttaşların kazanımlarını kazıyan siyasetlerle parlamentoyu belirlediler. Köy enstitülerini onlar kapattılar. Tarihsel gerçektir. Osmanlıdaki kadar kullanamasalar da silah derebeylerin her zaman ellerinin altındaydı. Zaten çok sürmedi, 80’li yıllarla birlikte PKK kıyım örgütü kuruldu. 80’li yıllarda 12 Eylül faşistleri Diyarbakır Cezaevini işkence yerine, tabutluğa çevirmişlerdi. Bu faşistlerin koruyucusu, “our boys” adını vereni ABD idi, CIA idi. Bugün ise PKK, aynı ABD ile birlikte “Kürdistan” kurma hayali ardında koşmayı sürdürüyor. Dünyanın en büyük emperyalist gücünün “kara ordusu” olmayı üstleniyor, görevini yapıyor.

HDP ile PKK arasındaki bağ örgenseldir. Öyle yapay falan değildir. Dolayısıyla öyle iyi dileklerle bu bağın kesilebilmesi olanaksızdır. Türkiye partisi durumuna asla gelemez. Doğasına aykırıdır. Türkiye partisi amaçlı kurulmadığı gibi, gelecekte de böylesi bir niyet taşıyamaz. Seçmeni geçirse de parti yöneticilerinden hiçbiri yüreğinden bu düşünceyi geçirmez. Bugünlerde Altan Tan, Ayhan Bilgen, Selahattin Demirtaş gibi siyasetçilerin HDP’nin PKK’yle bağlarını kesmesi, Türkiye partisi olması yönündeki, biraz da utangaç açıklamaların tek anlamı okyanus ötesinin bir siyasal düzenleme tasarısı olabilir. HDP denli köktenci görüntü vermeyecek bir “ılımlı” partiye gereksinim duyulmaktadır. Katı siyasetin sınırlı karşılığı daha da küçülmektedir. “Ilımlı İslam” gibi bir şey…

Yeniden başlığımıza, HDP ve aydınlanma sorununa dönelim. HDP siyasetçileri sıklıkla, son yerel seçimlerde millet ittifakına destek verdiklerini vurgulamaktalar. Giderek bu vurguyu zaman zaman şantaja vardırmaktalar. S. Demirtaş’ın cezaevinden açıklamalarından biri CHP’nin iyi düşünmesi, bu desteğin değerini iyi anlaması yönündeydi. YCHP’nin şantajdan rahatsız olmaması ayrı gerçek.

Daha birkaç yıl öncesine kadar HDP’nin AKP ile hem iktidara gelmesiyle birlikte, hem de “açılım” adı altında yapmadığı eylem, kurmadığı işbirliği (belki turşu da kurmuşlardır,) imzalamadığı protokol kalmadı. İmralı gezileri, Habur buluşması, Kürtçe Kuran, Dolmabahçe sözleşmesi… Yıllarca neredeyse tüm televizyon kanallarında AKP yararına, “Kemalist diktatörlük, vesayet kalkıyor, ilk defa demokrasi geliyor…” saçmalıklarını yineleyip durdular. (Tüm tv kanalları derken, her ilin dört beş kanalı bulunduğunu ve kanalların sahiplerinin yöresel egemenler olduğunu da anımsayalım, tabii yazılı basınla birlikte…) Son Kobani tutuklamaları konusunda HDP sözcüsü MHP’ye ne diyordu? Bütün desteği ortağın verdi, ortağına sor! Peki, bu söz aynı zamanda ne demektir? Biz de oradaydık, demektir. Diğer deyişle, AKP’nin, gericiliğin gücünde HDP’nin çok “emeği” var. Ner zaman ki erimeye başlayan tabanını tutabilmek için AKP İslam söylemini Türk İslama çevirdi, Kürt siyaset ile sözde liberaller dayak yemeye başladı, AKP kötü denmeye başlandı. İçtenlik bunun neresinde. HDP, yine doğası gereği aydınlanmacı olamaz. Derebeyleriyle sorunu olmamıştır, olamaz da. Aydınlanmacı kesime tabanının baskısıyla verdiği desteği gönülsüz verdiği o denli belli ki şantaj konusu edebiliyor. Söze gelince solu da hatta Marksizmi de kimseye bırakmazlar. Dinci gericiliğe sağladıkları yılların desteğinden sonra bir seçimdeki taban birlikteliğini sopaya dönüştürmeye çabalayan HDP! Demek ki gericiliğe destekleri içine siniyormuş, karşı kesimde yer almak ise doğal değil, sıradışı sayılıyor. Bunları söylemesi gereken YCHP, tarihsel nitelikte bir PKK eleştirisi, HDP eleştirisi yapmadığı gibi, HDP’yi adeta pamuklarla koruyor. Yumuşak Kürtçü parti kurulursa gönül rahatlığıyla piknik yapabilir. Ne ki doğal tabanı Atatürkçü, laik, ulusçu kitle hoşnut kalır mı çok kuşkuluyum. Zaten bu doğal tabanın on yıldır YCHP’ye gönülsüz oy verdiği, partininse bu gönülsüz oyla ayakta kaldığı, yönetici kadronun bu oyla caka satabildiği açık mı açık gerçektir!     

Diğer Yazılar