Yeni “Yaban”lar Yazılmasın Diye…

Yeni “Yaban”lar Yazılmasın Diye…

Ömer Atagenç yazdı:
“Aydınlar kamusal sorumlulukları üzerinde yük gibi görmeye devam ettikçe, halk kitleleri de kalitenin değil “popüler” olanın peşine düştükçe bu kısırdöngü devam edecek ve “vasatın iktidarı” koltuğunu her geçen gün daha da sağlamlaştıracaktır. “

Başlık kanaatimce önemli bir sorunun cevabı: “Aydın/Entelektüel ne için çalışmalı?” Sorular bununla mı sınırlı? Elbette değil. Ancak bugün aydının konumunu ifade edebilmek için sorulacak sorulardan bir tanesi mutlaka bu olmalı.

Yaban, Yakup Kadri’nin “Yaban”ı… O güne değin pek de alışkın olunmayan bir biçimde kaleme alınmış tarihi bir belge niteliğindeki romanı. Cumhuriyet kuşağının içinde Mustafa Kemal’in hemen yanıbaşında yükselen kariyerinin toplumsal gerçeklikler karşısında sorgulamaya tabi tutulmasının yazılı bir örneği…

Yaban’ın neden yazıldığı hepimizin malumu. Roman, Ankara’daki kadar filizlenmeyen devrimin taşradaki olumsuz yansımalarının ilk ağızdan tercümesidir. Emperyalizme karşı kazanılan zaferin ve yok olmaya karşı verilen mücadelenin gururu bir yanda dururken öte yanda aynı zafer çığlıklarını duymakta zorlanan Anadolu köylerinin devrime ve Cumhuriyet’e bakışındaki eksiklikleri, sorunları ve halledilememiş krizleri görmemizi sağlayan bir toplumsal gerçeklik dürbünüdür. Devlet ile halk, aydınlar ile halk arasındaki ikilemlerin ve gerilimlerin Yakup Kadri’nin usta kaleminden oldukça yalın bir biçimde dökülmesine tanıklık ettiğimiz Yaban, yalnızca o güne dair değil bugüne dair de hala mesajı taze olan bir gerçekliğe karşılık gelmektedir. O günün sorunları bugünün anti-entelektüalist ikliminde hızlı bir biçimde devam etmekte, biçim değiştiren bu gerilimde “aydın” kabuğuna çekildikçe, “halk” da çığırtkan-propagandist kelime oyuncularından “düşünce insanı” çıkartmaya uğraşmaktadır.

Aydın-halk arasındaki gerilimin bugünkü karşılığı nedir, bilmek zor. Zira bugünün aydının toplumsal statüsü Osmanlı ve Cumhuriyet’in kuruluş sürecinde olduğu gibi tamamı şehirli ve ayrıcalıklı toplumsal sınıfların üyesi değildir. Hele ki aydınlarla devletin arasının açılmaya başladığı 2. Dünya Savaşı ve sonrası süreçte hiç değildir. Aydınların “devletli” kimliğini yitirdiği ancak devrime bağlılıklarını sürdürdüğü bu dönemde aydın-halk ikiliğinin de anlamını yitirdiği görülecektir. Zira artık aydın Cumhuriyetin kentlerinde nefes alan, köylerinde memur olan gerçek “halk” müellifleridir.

Geçmişin imtiyazlı kültürel iktidar sahiplerinin nesilleri bir yana bugünün “aydın”larının herhangi bir imtiyazlı sınıftan gelmediği artık oldukça açık. Buna karşılık toplumsal gerçekliği bahane ederek fildişi kulelerine çekilen, “kamusal” sorumlulukları “modernitenin kamburu” olarak gören “post-modern” atomizasyon iki tarafı da kaçınılmaz bir yalnızlığa sevk etmektedir.

Aydınlar kamusal sorumlulukları üzerinde yük gibi görmeye devam ettikçe, halk kitleleri de kalitenin değil “popüler” olanın peşine düştükçe bu kısırdöngü devam edecek ve “vasatın iktidarı” koltuğunu her geçen gün daha da sağlamlaştıracaktır. Yaban’ın anlattığı kriz, bugün halen aşılamamış, yalnızca gömlek değiştiren bir krizdir. Aradaki gerilim artık sınıfsal değil, devlete topluma ve dünyaya bakılan gözlüklerle sınırlı kalmaktadır. Sınıfsal engellerin aşılmasına rağmen, politik ve kültürel engellerin daha da sertleştiği bir ortamda siyasal krizlerin yoğunlaşmasına da şaşmamak gerekir.

Bugünden bakıldığı zaman aydınların kendi dar kültürel cemaatlerinden dışarı kafasını uzatarak ülkenin toplumsal gerçekliğiyle buluşmasını, siyasal önyargıları nedeniyle varlığını kabul edemediği “farklı” sorunlara da değinmesini, “başkası adına” konuşurken kendi ezber dolabına saklanmayıp olanı olduğu gibi aktarmaya çalışmasını, “doğru” olanın kendi varlığıyla sınırlı olmadığını farketmesini beklemek haksız ve küstahça olmasa gerekir. Aynı şekilde geniş kitlelerin de “lafa gelince var işe gelince yok”a sığınıp entelektüel ve akademik çabaya burun bükerek kendisine “popüler” olan vasatı reva görmekten vazgeçmesini dilemek de fazlaca ütopik ve çocukça olmasa gerek.

Bu cümleler yeni bir ezber yaratmak, bir başkasına fikir dayatmak, mevcut sorunlardan eleştirerek “sıyrılmak” için değil yalnızca “yeni Yaban’lar yazılmasın diye” bir araya gelmiştir…

Diğer Yazılar