Din ve Bilim Tartışması Sürüyor

Din ve Bilim Tartışması Sürüyor

Günay Güner yazdı:

“Din inanca dayanır, doğaüstü tasarımlar ve uygulamalar dizgesidir. Tekçidir. Bilim akılcı araştırma alanıdır. Eleştireldir. Her an ve aşamada yanıtlanmayı bekleyen sorular, doğası gereğidir. Özgürdür. Kendini, irdelemekten alıkoyacak hiçbir konu ya da engel tanımaz. Bu durumda felsefe din kurumunu nesnel biçimde inceleyebilir de, “ilahiyat” tekçi, eleştiriye uzak yapısıyla felsefeyi nasıl gereğince kavrayacaktır?”

Son kırk yılın kimlikçi dünya düzenlemesi koşullarında akla saldırılar, yüzyılların din-bilim tartışmasını ve çatışmasını daha açık ve yakıcı duruma getirdi. Ana hatlar boyutunda bu çatışmanın yaşanmaması olanaksızdır.

Din inanca dayanır, doğaüstü tasarımlar ve uygulamalar dizgesidir. Tekçidir. Bilim akılcı araştırma alanıdır. Eleştireldir. Her an ve aşamada yanıtlanmayı bekleyen sorular, doğası gereğidir. Özgürdür. Kendini, irdelemekten alıkoyacak hiçbir konu ya da engel tanımaz. Bu durumda felsefe din kurumunu nesnel biçimde inceleyebilir de, “ilahiyat” tekçi, eleştiriye uzak yapısıyla felsefeyi nasıl gereğince kavrayacaktır?

Son yıllarda Türk kültüründe en etkin çalışan düşünürlerden biri Sadık Usta’dır. Gerek ütopya gerekse doğu-batı düşün tarihi üzerine derinlikli yapıtları (ki 5 ciltlik “Dünyayı Değiştiren Düşünürler” çok kapsamlıdır) değerli bir birikim oluşturmaktadır.

Sadık Usta 4.10.2020 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan Felsefe mi, İlahiyat mı? başlıklı yazısında “Sol-laik çevreye ait birçok yazar, felsefeyi Tanrı ve din karşıtlığı olarak sanmaktadır. (…) Sağ-muhafazakâr kesime mensup birçok yazar ve akademisyense felsefeyi adeta ilahiyatla (teoloji=tanrıbilim) özdeşleştirmekte; felsefeyi, evren ve varlık (ontoloji) tartışmalarından hareketle Tanrı’nın varlığı-yokluğu sorununa indirgemektedir” belirlemesinde bulunuyor, “(Felsefe) her kültürde filozofların Tanrıyla bütünleşme arzusu, ondan kaynaklandığı varsayılan bilgiye ulaşma arzusu olarak ortaya çıkmıştır” savını dillendiriyor.

Elbette gerçek ayrıntıdadır, tek boyutlu bakmamak gerekir. Ancak Usta’nın vurguladığı doğrular arasında, yanlış algı oluşturabilecek bir dilsel söylem sorunu var. Din ile bilimin doğasal çatışmasını çok az önemser gözükürken, bu iki temel olgunun neredeyse uzlaşabileceği izlenimini veriyor. Oysa sorun felsefeden kaynaklanmamaktadır. Felsefe ele aldığı her soruyu özgürce irdeler, eleştirir. Din aynı işi yapabilecek doğada mıdır? Sorun, olamayacağındadır. Ayrıca din kurumunun sınıfsal yönden, genellikle egemen güçlerle birlikteliğini de göz ardı etmemek gerekir. Bu bağlamda sol-laik yazarlara ilişkin yukarıdaki sav da ivedi bir genellemedir.

Filozofların Tanrıyla bütünleşme arzuları, başlıca iki nedenden de kaynaklanabilir: Tarihsel dönemlerin genel düşün dünyasını dinin belirlemesi ve egemenlerin tehditlerinden korunabilmek kaygısı. Şurası açıktır ki çığır açmış filozoflar Tanrıya değinseler de düşünsel çabalarına dinsel sınırlar koymaktan olabildiğince kaçınmışlardır. Doğu düşününde İhvanı Safa gibi olumlu örneklerin bulunması ayrıksıdır; başat çelişkiyi görmeyi engellememelidir. Bu kısa yazıdan amacımız Sadık Usta’nın büyük emeğine küçük de olsa katkıdır.

Diğer Yazılar