PANDELİC

PANDELİC

Kâmuran Şems yazdı:
“Pandemi dönemindeyiz, yoğun fiziksel bir çaba içindeyiz, sürekli tetikteyiz, aklımız, ruhumuz da bu mücadelenin içinde. Düşüncesiz davranışları, saygısız tavırları kimsenin kaldıracak hali yok. İletişim kazalarına tolerans azaldı, sevdiğimiz, değer verdiklerimiz basit hatalar yüzünden hayatımızdan çıkıyor. Kimi zaman temelli bir gidiş oluyor bu, kimi zaman geri dönüşleri oluyor, aynı kişilerle yeni başlangıçlar olabiliyor.”

Bir insanın kendine kurduğu en büyük tuzak nedir hiç düşündünüz mü?

Bilmişlik tuzağıdır. Peki, bilmişlik tuzağı nedir? Özetle, insanın sadece kendi bakış açısından gördüğü ve körü körüne bağlı olduğu inanışlarda ısrarcı olması.

Daha teknik anlatırsak, kişinin bilişsel ve psikolojik olarak dogmalara, kendi düşüncelerine sıkı sıkıya bağlı zihinsel katılık yaşaması. Katıksız bir zihin de diyebiliriz. Yavan kelimesi de bu tip zihinleri güzel tanımlayan bir kelime olabilir.

Katıksız bir zihin nasıl tatlanır?

Bu sorunun cevabı, şüphesiz esneklik kazanmış, genişleyebilen bir zihin yaratıp hayata onunla devam etmek olacaktır. Görüş ve tutumlarda katı olmadan var olmayı öğrenmek, dayatılmış şablonlardan kurtulmak yeniden doğmaktan farksız bir durum. Ne yazık ki hayata baktığımız noktayı değiştirmek pek de kolay değil.

Öncelikle insan kendisinin dar bir açıdan dünyaya baktığından haberdar olmalı. Doğrusu bu yazı bunun farkında olanların işine yarayacaktır. Her şeyin güllük gülistanlık olduğunu düşünen ve kendisine âşıklar için böylesine endişeler devede kulak. Bu yüzden bu yazı az da olsa insani ilişkilerde, kendini ifade etmede zorlanan, yanlış anlamalardan ötürü hep aynı noktada durduğunu düşünen, hayat denen bu çarkta kendini konumlandıramayanlara iyi gelecektir.

Mamafih yazar burada kendisine de bir ders çıkartmakta çünkü uygulama yapmadan verilen bu bilgiler ansiklopedik bir kaynak olmanın ötesine geçemez. Zira ansiklopedileri sular, seller gibi ezberlemiş ama insan olamamış nicelerini gördük. Yazar bu konuyu kendini terbiye etmek adına araştırmakta ve sizlerle paylaşarak bilgileri pekiştirmek niyetinde.

Yaratılıştan gelen beceriler ve akılla terbiye edilen davranışlar teraziye alındığında, dengelendiğinde zihni genişletme operasyonu başlar.

“Konuşmak yaratılıştan, susmak akıldan gelir.” Lehmann’ın bu sözleri terbiyeli bir aklın ne kadar önemli olduğunu çok güzel anlatmakta.

Nitekim iletişimde altın kural iyi bir dinleyici olmak, yani karşınızdaki konuşurken ona ne diyeceğinizi düşünmeden sadece dinlemek ve daha önemlisi duymak. Konuşulan konu hakkında olumlu, olumsuz savlar üretmek, zihninizde bir tartışmaya girmek yerine bir es verip ne olup bittiğini sorgulamak, anlamaya çalışmak önemli olan. Öznel bakışı nesnel bir açıya çevirmek. Konusu geçen fikri başka bir fikre bağlamak ve fikir üstüne fikir üretme sürecine geçmek, bir başka deyişle akıntıyla beraber kürek sallamak.

İletişimde yaşanan bu sürece eleştirel düşünce denmekte, ama burada eleştirel kelimesinin hangi anlamda kullanıldığı çok önemli. İngilizce meali “critical thinking” olarak adlandırılan bu süreç, “critical” kelimesinin “bir konuyu nesnel bir analiz ve değerlendirmeyle ele alıp sonrasında bir fikre sahip olmak” anlamı üzerinden tanımlanıyor.

Mesela basitçe bir yargıya varmadan önce “Buradaki mesaj, ana tema ne? Olup biten ne? Bu fikri hayatımla nasıl ilişkilendirebilirim?” gibi sorularla peşin hükümler verme refleksini durdurabiliyor insan. Bu tip sorulara cevap ararken konuyu anlamak için de bir adım atmış oluyor.

Sonraki adımlar sırasıyla edinilen bilgi ve fikirlerin üzerinde düşünmek, yeniden gözden geçirmek, incelemek — edindiğim girdiyi nasıl yorumlarım—, yorumlamanın en iyi sonucu vermesi ve faydalı olması için uygulamak/ kendi pratiğimize almak. Bütün bu adımların sonunda beklenilen “yeni bir yaratım, bir katkı. “

Katı ve katıksız bir zihinden kendisine ve çevresine katkısı olan bir zihne doğru yolculuk da diyebiliriz.

Bir benzeşimle toparlamak bu noktada faydalı olabilir; Matruşka bebekleri beyindeki kutular gibi düşünürsek birbirinin aynısı düşüncelerin sonsuza katlanarak giden tekrarını daha iyi kavrayabiliriz.

Matruşkalar ölçek değiştirmesinden dolayı ilk bakışta oldukça eğlencelidir ama çeşitliliğinin tek boyutta kalması ve aynılığı kabak tadı verir, bir anda cazibeleri kaybolur.

Eleştirel düşüncenin amacı kişinin hep ben demekten kaynaklı aynılık döngüsünü kırmak. İletişim kurulamayan, dinlemeyen, tekrarlayan sıkıntılardan dertli, kendini ifade edememe, değişiklik yapamama usancı yaşayan birini kutusunun dışına taşımak.

Zihni temizlemek ve netleştirmek için eleştirel düşünce boyutuna geçmek şart. Bu basit adımlarla güzel bir temizlik yapılabilir.

Yüzyıllardır bu dilemma içinde kaybolan, bir tabula rasa, boş bir levha olarak dünyaya gelen zihinler yıllar içerisinde tozlanıyor, nerden geldiği belli olmayan tuhaf inanışlarla tüm potansiyelini gömüyor.

Pandemi dönemindeyiz, yoğun fiziksel bir çaba içindeyiz, sürekli tetikteyiz, aklımız, ruhumuz da bu mücadelenin içinde. Düşüncesiz davranışları, saygısız tavırları kimsenin kaldıracak hali yok. İletişim kazalarına tolerans azaldı, sevdiğimiz, değer verdiklerimiz basit hatalar yüzünden hayatımızdan çıkıyor. Kimi zaman temelli bir gidiş oluyor bu, kimi zaman geri dönüşleri oluyor, aynı kişilerle yeni başlangıçlar olabiliyor.

Bu çetrefilli trafik, pandemi sürecinde daha hassas davranmamızı gerektiren bir seyrüsefer. Belki de dünyayı saran bu salgın insanlık tarihinde bir hoşluğa araç olacak. Pandelic insan doğacak.

Pandelic’in anlamına gelince, Yunanca “tüm” anlamına gelen “pan” kelimesi ve yine Yunanca “dēlos”, temiz ve ortaya koyma anlamlarından türeyen “delic” kelimesinin birleşmesinden, tarafımdan, türetildi.

Tümüyle temiz zihin sahibi insanların bunu açıkça sergilediği PANDELİC bir mertebeye ulaşmak dileğiyle.

Diğer Yazılar