Orhan Kemal: Emeğin Yazarı

Orhan Kemal: Emeğin Yazarı

Yüksel Işık yazdı:
“Eserlerinde haksızlığı, hukuksuzluğu işlerken, “düzenin sahipleri”ne karşı kimsesizlerin bakışını yansıtmasında, hiç kuşkusuz, doğup büyüdüğü ailenin mücadele geleneğinin etkisi vardır.”

Asıl adı Mehmet Raşit Öğütçü’dür.

15 Eylül 1914’te Adana- Ceyhan doğumludur.

İlk şiirini, 1939’da cezaevinde yazmıştı.

O yıllar; faşizm dünyada kol gezdiği savaş yıllarıdır.

Türkiye, savaşa girmedi ama faşizmin yaydığı o baskıcı hava, Türkiye’yi de soluksuz bırakmış.

Başı zaten dertte; büyük olasılıkla yazdığı şiir yüzünden başı derde girmesin diye şiirin altına mahlas isimle bir imza atmıştı.

İlk mahlası, Reşat Kemal’dir.

NAZIM HİKMET OKUDU DİYE!

1938’de, askerdeyken başı derde girmiş; “Yabancı rejimler lehinde propaganda ve isyana muharrik”likle suçlanmıştı.

Kendisine yöneltilen suçlama komik gelebilir ama kanıt olarak, “Nazım Hikmet ve Maksim Gorki kitapları” okumak gösterilmişti.

Yargılama sırasında Kayseri cezaevinde tutulmuş; bu arada beş yıla mahkum edilince Adana Cezaevine nakledilmişti.

Sonradan talebi üzerine Bursa Cezaevi’ne gönderilmiş; Nazım Hikmet ile de orada tanışmıştı.

Rivayete göre şiirden vazgeçip düzyazıya yönelmesi, Nazım’ın tavsiyeleri üzerine gerçekleşmişti.

Orhan Kemal’in yazın hayatı boyunca pek çok mahlası oldu.

Reşat Kemal, Raşit Kemali, Orhan Raşit gibi.

Son olarak Orhan Kemal mahlasını kullandı.

İNSAN YAŞADIĞINA BENZER!

Edip Cansever, “Mendilimde Kan Sesleri” şiirinin şu dizelerini sanki Orhan Kemal için yazmış:

“İnsan yaşadığı yere benzer

O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer

Neden mi?

Ulaştığı edebi başarının, kendisini Orhan Kemal yapan koşullardan bağımsız olmadığını belirtelim.

Örneğin 1938’de girdiği Bursa Cezaevinden 1943’de çıktığında, kalacağı yer, geçimini sağlayacağı iş olmadığı için Adana’ya geri dönüşü bunlardan biridir.

Yıllarca maddi sıkıntılarla mücadele ettiği de…

O yıllarda hamallık ve amelelik de dahil ne iş bulduysa yaptı.

Hedefinde hep İstanbul’a yerleşmek vardı ve ilk fırsatta İstanbul’a yerleşti.

O artık Orhan Kemal’di.

Eserlerinin vazgeçilmez kahramanları, ırgatlar, işçiler ve işsizlerdi.

Televizyon dizisiyle ünlenen “Hanımın Çiftliği” Onun önemli eserlerinden biridir.

Eserlerinde haksızlığı, hukuksuzluğu işlerken, “düzenin sahipleri”ne karşı kimsesizlerin bakışını yansıtmasında, hiç kuşkusuz, doğup büyüdüğü ailenin mücadele geleneğinin etkisi vardır.

İŞÇİ SINIFININ YAZARI!

Adnan Özyalçıner, Orhan Kemal için “işçi sınıfının işçi yazarı” tanımını yapmıştı.

Babası Abdulkadir Kemali Beydir; ki O İlk Meclise Kastamonu milletvekili olarak girmiş, hatta Adalet Bakanlığı koltuğuna bile oturmuştu.

Ama tarihin en kısa bakanlık süresi rekorunu kırarak, üç günde azledilmiş ve sonrasında İstiklal Mahkemelerinde yargılanmış biriydi.

Gelenek böyle oluşur; tavrını haktan, adaletten yana koyduğunuz vakit başınıza bela gelmesi işten değildir.

İşte böyle zamanların birinde, 1966’da, bir restoranda konuşurken, sistemi eleştirdiği için “komünizm propagandası” yaptığı gerekçesiyle tutuklanmış ama 15 gün sonra bırakılmıştı.

İşte böyle bir geleneğin içinde duruşunu belirleyen Orhan Kemal, 5 oyuna, 10 senaryoya, 12 öyküye 27 romana imza attı.

Herkesin bir Orhan Kemal favorisi vardır mutlaka; ben en çok “Bereketli Topraklar Üzerinde” adlı romanı sevdim.

Adına kurulmuş bir müze; adıyla verilen roman ödülü var.

Ölümünden önce Sofya’da hastanede iken, arkadaşı, yoldaşı Fikret Otyam’a, “Fikret ağa, insan altına oturak sürülmeden cart diye ayakta ölmeli” demiş.

Otyam, Orhan Kemal’in öyle öldüğünü not düşmüştü.

Anısına saygıyla.

Diğer Yazılar