İnsanlığın Özlemi Barış

İnsanlığın Özlemi Barış

Günay Güner yazdı:
“İnsanlık düşmanlarınca başlatılmış ya da taraf olunmuş savaşlarda, saldırılarda öldürülen, topluca kıyılan kitlelerin acılarında somutlaşan büyük özlemdir barış. Öyle sömürmeye, kullanmaya gelmez; her niyete yenen muz değildir.”

Yeni Dünya Düzeniyle, içi boşaltılan kavramların başında barış geliyor. Ülkeler işgal etmiş, milyonları öldürmüş yayılmacı da savaşın yollara düşürdüğü yığınları kapıdan sokmayan da bir elinde bomba bir elinde kalaşnikof eksik olmayan da barıştan söz edebiliyor.

Tarihten günümüze İspanya, Portekiz, Japonya, Çarlık Rusyası,Birleşik Krallık, Almanya, ABD, İtalya, Fransa milyonlarca insan öldürdüler. Kaynağı, nedeni sömürgecilik ve yayılmacılıktır. Yayılmacılık temel olarak anamalcı düzenin türevidir. Hitler ve Mussolini faşizminin 60 milyonun öldürülmesiyle, Yahudi, Çingene… çocukların, kadınların yaşlıların gaz odalarında yok edilmeleriyle sonuçlanan İkinci Dünya Savaşı daha dün sayılabilecek bir tarihtir. Ardından girilen “soğuk savaş” dönemi de birçok insanın özgürlüklerinden yoksun kalmalarına neden olmuştur.

Yayılmacı batılı güçler kimlik siyasasını, modernizm, ulus devlet ve akıl karşıtlığını dayatarak, savaşları oluşturdukları mikro güçler üzerinden de sürmekteler. Bu bağlamda Sosyalist Yugoslavya’nın, batı kışkırtmalarının ve desteklerinin de etkisiyle, 1992’de yıkılmasıyla, adeta budunsal-dinsel kırımların önü açıldı (Balkanizasyon). Barış gücü görünümünde gelen batı çıkmamak üzere üslerini kurdu, bayraklarını çekti. Taliban, IŞİD, Boko haram, PKK (PYD) gibi kıyım örgütleri ABD, Birleşik Krallık, AB desteğiyle, enerji ve egemenlik savaşlarının aracı olarak kullanılmaktalar. Irak’ın işgali, Suriye’nin saldırılarla parçalanmaya çalışılması, Libya’nın Fransa uçaklarıyla bombalanması 21. yüzyılı da kana buladı. Sığınmacılar yıllara döküldü, denizler cesetlerle doldu, insan onuru pervasızca çiğnendi… Savaş yıkımı “mazlum” ulusların üzerinden eksik olmuyor.

Ayrıca yeryüzünde 1 milyar insanın açlığı, çocukların çalıştırılması, bebelerin ölümü, tohum tekellerinin gıda güvencesini ve güvenliğini tehdit etmeleri… bir tür savaş yıkımı değil midir?

Bugünün yakıcı sorunu olan Türk-Yunan gerilimi, 18 yıldır bir diplomatik karşı çıkış aklına gelmemiş AKP yönetiminin ve Türkiye’nin yalnızlaşmasını fırsat bilen sözde siyasanın uygulayıcısı Kiryakos Miçotakis yönetiminin çabalarıyla aymazca tırmandırılmaktadır. Anlaşılıyor ki her iki taraf da ağırlaşan iç sorunlarından kamuoylarının dikkatini uzaklaştırmayı da amaçlıyorlar.

Homeros destanlarında, yurdunu savunan Hektor’un yanındayken, barışı yüceltir. Tolstoy Napolyon ordularının Rusya’yı işgaline direnen ve başarıya ulaşan yurtsever bilinci ve acılarını anlatır. (Aynı yıkım Hitler ordularınca yinelenecek, sonuç aynı olacaktır.) 12 Haziran 1929’la, doğum günüyle başlar Anna Frank’ın göz yaşları arasında okunabilen güncesi. Yıllarca yazdığı, gizlendiği bölme 4 Ağustos 1944’te basıldı, yakalandılar. 1945 martında, savaşın bitimine bir ay kala, Bergen Helsen kampında öldürüldü(ler)…            

İnsanlık düşmanlarınca başlatılmış ya da taraf olunmuş savaşlarda, saldırılarda öldürülen, topluca kıyılan kitlelerin acılarında somutlaşan büyük özlemdir barış. Öyle sömürmeye, kullanmaya gelmez; her niyete yenen muz değildir.

Diğer Yazılar