Bir Virüsün Gözünden

Bir Virüsün Gözünden

Kâmuran Şems yazdı:
“İnsan benim gibi bir virüsü iplemeyerek hayatına tam gaz devam ediyor. Yayılma hızımı görmezlikten geliyor. Bu tuhaf vurdumduymazlıkları, kendilerini korumada işe yarıyor gibi görünmekte. Zira burun buruna, tabiri caizse vıcık vıcık yaşamaya devam ediyorlar.”

Adım COCOCO. Açıkçası bu dünyaya ne zaman geldiğimi tam olarak hatırlamıyorum. Tek bildiğim hızla ünüme ün kattığım. Ancak şunu biliyorum ki şanım tüketimde ve  popüler kültür tuzağında harcanıyor, itibarım yavaş yavaş zedeleniyor. İnsan beni m gibi bir virüsü iplemeyerek hayatına tam gaz devam ediyor. Yayılma hızımı görmezlikten geliyor. Bu tuhaf vurdumduymazlıkları, kendilerini korumada işe yarıyor gibi görünmekte. Zira burun buruna, tabiri caizse vıcık vıcık yaşamaya devam ediyorlar.

İlk tespitim; beynelmilel bir salgın olmamın getirdiği şoku atlattıktan sonra vur patlasın çal oynasın tavırlarının peşinden  koştukları. Sanırım bu onların ayakta kalma mücadelesinin bir yöntemi olmuş.

Saçılma hızıma, bulaşma oranıma bakacak olursak ikinci tespitim; bu hâle gelişmemiş insan topluluklarında daha sık rastlanması. Aslında bu şuursuz tepki bir çeşit doğaçlama gibi görülebilir. Gözüme takılan saçma sapan olaylara bakılacak olursa bu durumun ‘doğaçlama komediye’ dönüşmesi an meselesi.

Bir virüs olarak kendimi geliştirmek ve güçlenmek adına bu davranış kalıplarını incelemek zorunda olduğumu takdir edeceğinizden şüphem yok. Ne de olsa hayati görevim, gelişimini tamamlayamayan insanoğlunu göçertmek.

Düşünsenize bana biyolojik silah bile diyenler var. Anlayacağınız çok ciddi bir sorumluluk taşıyorum ve çok sıkı bir ar-ge çalışması yapıyorum.

Neyse nerede kalmıştık ? Doğaçlama komedide. Yalnız bu defa dünya nüfusunun hepsini kapsayan bir oyuncu kadrosu, hem sahnede hem de reji sandalyesinde oturan bendenizin ortaya çıkaracağı bir doğaçlama komedide.

Gelin doğaçlama komedinin özelliklerine kısaca göz atalım.

İnsanların hiçbir senaryo ve plan olmadan çok karmaşık kararlar almalarını kapsayan bir sanat formu. Ancak bu oldukça zeka isteyen bir performans, çünkü kararları alma eylemine hazırlıksız yakalanıyorlar. Yaşanacakların rasgele ve kaotik olması komedi oyuncuları için oldukça korkutucu ve meşakkatli bir mesai.

İşin en esaslı kısmıysa görevlerinin sahnede ‘tam o anda’ her şeyi yerli yerinde uydurmak zorunluluğu, ama bunu kendiliğinden olan bir akış gibi göstermek asıl maharet. Yani işin özü, bir dizi kurallar doğrultusunda, aslında hiç de özgür olmadan, bir yönetmenin komutasında, yaratıcı ve sürükleyici, mizahı bol bir oyun sergilemek.

Açıkçası bu yapıyı topun izini süren bir basketbolcu örneksemesi üzerinden daha iyi anladım, size de aktarayım. Basketbol anlık ve spontane-kendiliğinden- kararlarla dolu bir fiiliyat. Ancak spontane davranış, arkasında sürekli ve derinlemesine yapılan antrenmanlar sonucu yakalanabiliyor. Aslında bu durum başarıya odaklanmış tüm sporcular, müzisyenler, sanatçılar veya bilim insanları için de geçerli.

Daniel Coyle adlı yazar derinlemesine ve çok tekrar ile  yapılan antrenmanların sonucunda herkesin başarıyı yakalayacağını savunuyor. Başka bir deyişle çok başarılı olan insanların tanrı vergisi bir yeteneğinin olmadığını iddia ediyor.

Beyinde her yeni deneyim ve öğrenmeyle üretilen sinir hücrelerini ve aralarında oluşan bağları koruyan bir maddeden bahsediyor. Myelin. Myelin, basit bir örnekle bakır telleri korumaya yarayan bir kabloya benzetilebilir. Myelinin sadece beyindeki sinir sistemini korumakla kalmıyor, her bilgi akışında onları kuvvetlendirerek akışın hızlanmasını sağlıyor. Bu madde sağlıklı doğan her beyin tarafından üretiliyor.

Daniel Coyle,  derinlemesine yapılan, sürekli tekrarlarla Myelin Etkisinin herkes için geçerli olduğunu savunuyor. Kısaca düzenli ve istikrarla yapılan çalışmalar sonucunda insan, üzerinde çalıştığı alanda kesin başarıya ulaşabiliyor. Derin uygulamalar, yapılan hataları fark etmek, hatalarla bağlantı kurmak, onları analiz etmek ve yanlışları doğrusunu bulana kadar tekrar ederek sağlanabilmekte.

Başarının formülü aslında beyninizde yatıyor. Anlayacağınız siz insanoğlu benim gibi minicik bir virüse göre çok daha akıllısınız. Bu aklı neden kullanamadığınızsa ayrı bir tartışma konusu.

Uzun lafın kısası, çok tekrar yani hata yapa yapa doğruyu keşfetme, yavaşlamak zorunda olduğunuz deneyimler doğrultusunda mükemmele yakın bir varlık olma şansınız var.

Peki biz akıllı virüsler  bu noktada ne işe yarıyoruz?

Bir çoklarına göre can alan, vahşileriz. Madalyonun diğer yüzüne bakarsanız  biz kriminal virüsler insanların spontane  yani kendiliğinden hareket etmesini sağlarız; ama yukarıdaki bilgilere bakılırsa bu kendiliğinden olma hali de ciddi bir pratik gerektirmekte. Bir zeka ve çalışkanlık işi, aşikar.

Farkındaysanız benim geleceğim sizlerin elinde ama insanın gayriciddiliğe daha yakın olan  tabiatı içime su serpiyor. Bu yatkınlığı benim için mükemmel bir motif. Dolayısıyla müsebbibi olduğum salgının yayılması için fevkalade bir ortam hala mevcut. Mutasyon becerim sayesinde, hazırlıksız yakalamayı serbestçe sürdürebilirim ve yenilmez olabilirim.

Son olarak serbest ve özgür olmayı bir türlü kavrayamamış insan türünü parmağımda oynatmak için elimden geleni yapacağım. Bu sütundan bildirmek isterim;  belki bu sayede insan zekanın, aklın ve düşünmenin ne olduğunu idrak eder ama çok da ümitli değilim.

Bu türün alametifarikası bilinçsizce ve düşüncesizce yapılan davranışlarda usta olmak ne de olsa… Üstüne üstlük bu kafa durumuyla da aşırı mutlu.

Bu yazıyı yazarken  anlamış bulunuyorum ki doyumsuzluğu doyum olmuş bu türe ben bile vız gelir tırıs giderim.

Diğer Yazılar