Sosyal Demokrasi ve CHP

Sosyal Demokrasi ve CHP

Doğan Ergenç yazdı:
“Her fırsatta ”biz Cumhuriyeti kuran partiyiz” diyerek ortalıkta dolaşanlar ‘’aman muhafazakar çevreleri ürkütmeyelim’’ anlayışıyla hareket etmekte ve AKP’nin gerici, aydınlanma karşıtı, laiklik karşıtı uygulamalarına itiraz etmemektedir. “

CHP 37. Olağan Kurultayı’nı geçtiğimiz günlerde yaptı. Kurultay sürecinde her zaman olduğu gibi CHP’nin sol ya da sosyal demokrasiyle ilişkisi tartışıldı. Kimileri bu partinin sosyal demokrasiden adım adım uzaklaştığını söyledi; kimileri ise CHP’nin sol bir parti olduğunu ve sosyal demokrasiden uzaklaşmadığını iddia etti. Biz bu yazıda sosyal demokrasi ve CHP arasındaki ilişki üzerine birkaç şey söyleyeceğiz. Fakat ilk önce sosyal demokrasinin türlerine ve bu ideolojinin tarihsel süreç içindeki evrimine bakmamız gerekiyor.

 Sosyal demokrasinin ya da demokratik sosyalizmin üç türü olduğunu söylemek mümkündür:

1. Kapitalizmi reddeden sosyal demokrasi: Sosyal demokrasin bugün pek anılmasa da sosyalizmi amaçlayan, üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti reddeden, sınıfsız- sömürüsüz bir dünyaya doğru gitmeyi programına yazan bir çizgisi vardır. Bu tür bir sosyal demokrasi anlayışının kapitalizmin sınırlarının dışına çıktığı görülmektedir. Bunları söyledikten sonra kimileri ”iyi de o zaman komünist soldan ne farkı var bunun? ” diye sorabilir. Fark şuradadır: Bu tür bir sosyal demokrasi komünist soldan farklı olarak kapitalizmden sosyalizme devrim yoluyla değil, reformlar yoluyla geçileceğini vurgulamaktadır. Evet, kapitalizmden sosyalizme geçilecektir; fakat bu yavaş yavaş, reformlar yoluyla olacaktır.

2. Sosyal devletçi sosyal demokrasi: Bu tür bir sosyal demokrasi anlayışı, kapitalizmi ve sınıflı toplumu aşmayı amaçlamaz. Özel mülkiyet hakkını kabul eder. Ufkunda sınıfsız-sömürüsüz bir toplum yoktur. Amaç daha adil, daha eşitlikçi, işçi sınıfının çeşitli haklara sahip olduğu bir kapitalizmdir. Başka deyişle söylersek; amaçlanan refah devletidir. Bu anlayışın özellikle 1945’den 1970’lı yıllara kadar egemen olduğunu ve bu dönemde altın yıllarını yaşadığını söylemek mümkündür.

3. Neo-liberal sosyal demokrasi: Sosyal liberal bir çizgiye savrulan sosyal demokrasi anlayışı özellikle 1990’lı yıllardan sonra ortaya çıkmıştır. Bu dönem neo-liberal politikaların öne çıktığı, işçi sınıfının refah devleti döneminde elde ettiği kazanımların bir bir buharlaştığı dönemdir. Küreselleşme denmiştir, piyasa ekonomisi denmiştir, devlet küçültülmeli nutukları atılmıştır, piyasa ekonomisinin alternatifinin olmadığı sabah akşam kulağımıza fısıldanmıştır. İşte böyle bir dönemde sosyal demokrasi neo-liberalizmin hegemonyasına teslim olmuş ve neo-liberal sağ partiler ne yapmışsa aynısını yapmıştır. Özellikle Antony Giddens’in üçüncü yol teorisi sosyal demokrasinin piyasacılığa tam anlamıyla teslim olmasında önemli bir rol oynamıştır.

Evet, bize göre sosyal demokrasinin kabaca özetlediğimiz üç türü budur.

Bugün sosyal demokrasinin yeni bir evreye girdiğini söylemek için belki erken ama bunun belirtileri görülmektedir. Bernie Sanders ve Jeremy Corbyn gibi isimlerin savundukları programların neo-liberal çizgiden uzak olduğunu söylemek mümkündür. Bu programlarda sosyal adalet var, kamuculuk var, emekten yana bir vergi politikası var. Hem Sanders’ın hem de Corbyn’ın çizgisine baktığımız zaman daha çok 1945 ile 1970’li yıllarda egemen olan sosyal devletçi bir sosyal demokrasi anlayışını hatırlıyoruz.

Şimdi gelelim CHP’ye…

Sosyal demokrasi ve CHP ilişkisi söz konusunda olduğunda kimi sivil toplumcu, sol liberal çevreler şöyle söylemekte:

CHP gerçekten sosyal demokrat bir parti olmak istiyorsa üzerindeki Kemalizm gömleğini çıkarmalıdır. Milliyetçi, otoriter Kemalizmle sosyal demokrasinin evrensel değerleri uyuşmaz.

Diğer taraftan kimi üçüncü dünyacı, ulusal solcular da Kemalizmle sosyal demokrasinin bağdaşmadığını söylemektedir. Onların da temel tezini şöyle özetlemek mümkündür:

Batıcı, emperyalizm işbirlikçisi sosyal demokrasiyle; bağımsızlıkçı, ulusal kurtuluşçu, anti-emperyalist Kemalizm bağdaşmaz. CHP Kemalist bir parti olmak istiyorsa üzerindeki sosyal demokrasi kimliğini çıkarmalıdır.

Kuşkusuz sosyal demokrasiyle Kemalizm bağdaştığını söyleyenler de vardır. Örneğin Ahmet Taner Kışla’nın yazılarında bu tür yorumlara sık sık rastlanır. Şu sözler Kışlalı’ya ait:

Kemalizm, bir anlamda liberalizm ve sosyalizmin, geri kalmış ülke koşullarındaki bir senteziydi… Tıpkı, demokratik sol ya da sosyal demokrasinin de bir liberalizm-sosyalizm sentezi olduğu gibi… Bu nedenledir ki, CHP’nin 70’li yıllarda “demokratik sol” olduğunu programına geçirmesi, aslında bir nitelik değiştirmesinden çok, Kemalizmin değişen koşullar içinde, kendini -ana doğrultusuna uygun olarak-  yenilemesinden, geliştirmesinden başka bir anlama gelmiyordu… CHP’nin “demokratik solcu”luğu, Kemalizmin 1970′lerin koşulları içindeki yorumuydu. (1)

CHP ile sosyal demokrasi ilişkisi söz konusu olduğunda bizim temel olarak altını çizdiğimiz nokta ise şu: Bugünkü CHP sosyal demokrat bir görüntü vermekten oldukça uzaktır. CHP sosyal demokrat bir parti görüntüsü vermek istiyorsa emekten yana, sosyal adaletçi, kamucu politikalar geliştirmelidir. Bu söylediklerimizden sonra kimileri Kemal Kılıçdaroğlu’nun Cumhuriyet gazetesine yazdığı iki makaleden bahsedebilir ve ” işte sosyal devlet, işte sosyal demokrasi; daha ne olsun” diyebilir. Doğrudur, Kılıçdaroğlu’nun yazdığı makalelerde ”sosyal devlet” vurgusu vardır. Anlaşılan o ki, koranavirüs salgınıyla birlikte neo-liberalizmin iflas ettiği CHP’li çevreler tarafından da kabul edilmektedir. Fakat bu tür sosyal devlet yanlısı vurgular CHP tarafından zaman zaman zaten yapılmaktadır. Önemli olan sosyal devlet vurgusunun dozunu arttırmaktır. Sosyal devlet, sosyal adalet gibi konular söz konusu olduğunda ne yazık ki CHP pek bir şey söylememektedir.

Altı çizilmesi gereken bir diğer önemli nokta ise şu:  Bugün aydınlanma, modernleşme süreciyle birlikte ortaya çıkan kazanımlar AKP tarafından bir bir ortadan kaldırılmaktadır. Her fırsatta ”biz Cumhuriyeti kuran partiyiz” diyerek ortalıkta dolaşanlar ‘’aman muhafazakar çevreleri ürkütmeyelim’’ anlayışıyla hareket etmekte ve AKP’nin gerici, aydınlanma karşıtı, laiklik karşıtı uygulamalarına itiraz etmemektedir. Laiklik bugün sahipsiz kalmıştır. Elbette CHP muhafazakar çevreleri dikkate almalıdır; ancak bu yapılırken laiklik hassasiyeti olan çevrelerin değerleri de önemsenmelidir.

Demokrasi, insan hakları gibi konularda önemli çıkışlar yapan CHP; sosyal adalet, sosyal devlet gibi konularda pek bir şey söylememekte; bu durum CHP’nin merkez sağ partilerden bir farkının olmadığını göstermektedir.

Diğer Yazılar