Sol Liberalizm Üzerine

Sol Liberalizm Üzerine

Ü.YAŞAR ERDEM yazdı:

“Bir devriminin lider kadroları, o devrimin niteliğini tam manasıyla göstermek zorunda değildir; örneğin, burjuva devrimini liderlerinden bağımsız olarak değerlendirmek ve üretim ilişkilerinin yerleşmesinin önündeki engelleri kaldıran, sermaye birikimini zorlaştıran kurumları ve grupları tasfiye eden bir devrim olarak düşünmek daha verimli olacaktır.”

Sol liberalizm, emperyalizmin, gelişen dünya’nın soluna, topyekün bir saldırısıdır.Sol liberalizm üzerine bir tartışmaya girmeden önce, yazıma başlarken Sol liberalizm hakkında bildiğim ve Sencer Divitçioğlu, Şerif Mardin, İdris Küçükömer ve M.Ali Aybar gibi teorisyenlerin aşağı yukarı ileri sürdükleri, önemli unsurları size aktarmak isterim. Birinci husus; Asyatik Üretim tarzının Osmanlı’da geçerli üretim tarzı olduğu iddiasıdır. İkinci husus ise tarihi ele alış perspektifinden ve Asyatik Üretim Tarzı tezlerinden belli ölçüde etkilenilmiş olunmasından ötürüdür ki, Cumhuriyet ile Osmanlı arasında, Ceberrut devlet(cebir kullanan devlet), despotik devlet olmaları bakımından parallelikler kurulması ve dolayısıyla Cumhuriyeti bir aydınlanma olarak kabul etmekte çekimser kalınmasıdır. Yine sol- liberalizmin, devlet- sivil toplum karşıtlığında devlete yüklediği vesayetçi bir rol mevcuttur.

Kemalist Cumhuriyet ile Osmanlı Devletini bir tutmanın mümkünlüğü; Kemalist devrimin niteliği  ve Osmanlı devletindeki üretim yapısının tanımı ile doğru orantılıdır. Kemalist devrimin nasıl tanımlandığı, geçmişte ve bugün de önemli bir sorudur. Yine bir burjuva demokratik devrimi olup olmadığı sorunsalı ile birlikte, 3. Dünyaya özgü bir burjuva demokratik devrimi, yani ezen- ezilen ulus çelişkisi içerisinde emperyalizm ile mücadele sürecinde ortaya çıkan, bir burjuva demokratik devrim olarak nitelendirilebilir. Kemalist devrimin veya bir burjuva devriminin, burjuvazinin kendi eseri olması gerekmeyeceği ancak sadece kapitalist mülkiyet ilişkilerinin tesis edilmesinin, önemli olduğuna yapılan vurgu bakımından önemli bir alıntıyı aktarıyorum:

Burjuvazinin zaferi, ayrı ve tutarlı bir dünya görüşüne sahip bir sınıf öznenin bilinçli zaferi olarak değil, mülkiyet ilişkilerinin belirli bir biçiminin ve üretim araçları üzerindeki belirli bir denetim biçiminin küresel zaferi olarak görülmelidir… Burjuva devriminin tanımı kapitalist mülkiyet ilişkilerinin serbestçe gelişiminin güvence altına alındığı hukuksal ve siyasal çerçevenin başarıyla kurulmasıyla sınırlanırsa, bir ‘burjuva devriminin’ doğrudan burjuvazinin kendi işi olması gibi bir gereklilikten de söz edilemez.” (a)

Sol-kemalist olarak nitelendirilen “Doğan Avcıoğlu, “Türkiye’nin Düzenin”de Cumhuriyetin birinci evresini devrim sözcüğüyle tanımlar ama bu Avcıoğluna göre sınırlı bir devrimdir. Mustafa Kemal önderliğinde ki Kemalist devrim elbette bir devrimdir, ulus devlet yaratmıştır ve onu tam bağımsızlık ile taçlandırmak istemiştir.“(b)Ona göre Kemalist devrim, tamamlanamamış bir burjuva demokratik devrimdir zira Avcıoğlu’na göre feodaliteyle bir hesaplaşmaya girilmemiştir.

Dolayısıyla “Avcıoğlu Kemalizmi kendine yeten bir ideoloji olduğuna inanan siyasal akrabalarından farklı olarak, ona sosyalist bir aşı yapmak gerektiğine inanmıştır.”(c) Marksizmden yararlanılarak, Kemalizmin yeniden yorumlanması çabası  ile birlikte, Kemalist ilkelerin sol perspektif ile yeniden yorumlanmasına gidilmiştir. Ancak yine böylelikle Kemalizmi bir çıkış noktası olarak da kabul etmiştir denilebilir.

Avcıoğlu’nun da Cumhuriyet ve Ceberut devlet benzetmesi kapsamında Asyatik Üretim Tarzı tezlerinden de belli ölçüde etkilendiği düşünülebilir.  Ancak Avcıoğlu Osmanlı’yı prekapitalist, yani feodaliteye yakın bir toplum olarak  ele alır ve yine Doğan Avcıoğlu; Asyatik Üretim Tarzı  tezlerinin yazarı Sencer Divitçioğlu’nu şöyle eleştirir; “Kendini Marksist sanan pek çok tarihçinin sığ bir ekonomik determinizme ve evrensel tek yönlü çizgisel evrim kuramına dayalı yapıtları Marksizm’den oldukça uzaktır”.(Avcıoğlu;1979;93) Divitçioğlu’nu sert bir dille eleştirirken, eleştirisinin temellerini Marx’a dayandırıyor ve Divitçioğlu’nun tezlerini fantezi olarak değerlendiriyordu.

Sol Liberalizm’in en yetkin örneklerini, aralarında farklar olmakla birlikte Şerif Mardin’in “Türk Siyasasını Açıklayabilecek Bir Anahtar: Merkez Çevre İlişkileri” makalesinde(Mardin, 2006: 35-79) ve İdris Küçükömer’in “Batılılaşma ve Düzenin Yabancılaşması”(Küçükömer, 2012) isimli kitabında görebiliriz. “Şerif Mardin Weberci sınıf perspektifinden yola çıkarak toplumsal sınıfların Ruşeym halde olduklarını ve bu yüzden devlet aygıtını etkileme kapasitelerinin bulunmadığını iddia eder.“(Mardin,2011:149-150) Şerif Mardin’le başlayan ve neredeyse son dönem Osmanlı tarihinin tümünü bürokratik elit içindeki farklı grupların mücadelesi üzerinden okuyan anlayış, bu dönemde gerçekleşen siyasal mücadelenin farklı şekillerini anlamamızdaki engel olma özelliğini sürdürmektedir. Küçükömerci gelenek de bürokrasiyi, burjuvaziyle çatışma içerisinde bir sınıf olarak değerlendirir.

Bu noktada bir başka yazar Kıvılcımlı Asyatik Üretimin eleştirisini yapar. “Kıvılcımlı ise Asyatik Üretimi klişe söz olarak ele almış ve eleştirisine girişmiştir, yine Kıvılcımlı ilk Osmanlı devletini bütün ortaçağ Avrupa feodal devletleri gibi melez bir sosyal politik tip olarak ele alır.”(j)

Kıvılcımlı Asyatik Üretimin eleştirisi yapar ve Osmanlı da bir çeşit feodalitenin geçerli üretim tarzı olduğunu kabul eder. Günümüzde Oğuz Oyan’da Asyatik Üretim tezlerine karşı çıkmıştır.

Sol liberalizmin fikir babalarından Küçükömerden de etkilendiğini düşündüğüm, Avcıoğlunun tezlerine göre: “Osmanlı İmparatorluğu Batılışamadığı için değil batı yüzünden geri kaldı, Osmanlı’nın arkaya düşüşünde batı’nın oynadığı rolü tespit etmek lazımdı. Bu sorunun yanıtı Osmanlı’nın toplumsal düzeninde saklıydı.”(d)

1960’ların ortalarında Osmanlı İmparatorluğunun üretim tarzı konusunda ortaya çıkan tartışmaların etkisiyle, M.Ali Aybar Osmanlı’nın kendine özgü bir üretim tarzına sahip olduğuna, bürokrasinin de bu toplumda egemen sınıf olduğuna ve bu konumunu Cumhuriyet döneminde de önemli ölçüde koruduğuna kanaat getirecekti. Divitçioğlu’nun tezleri ve onun “Asyatik Üretim Tarzı ve Az Gelişmiş Ülkeler” adlı çalışması kuramsal bir nitelik taşımakla beraber,1960’ların entellektüel ve politik dünyasında doğrudan doğruya devrim stratejisi konularıyla ilişkilendirilebilmişti.”(Mustafa Şener 2015; 293-294)

 “İşte TİP genel başkanı  Aybar DP’nin 1950’de iktidara gelişini “yörüngesine oturmamış bir halk devrimi” olarak tanımlarken ve CHP’yi  Osmanlı Tipi devlet yönetiminin mirasçısı olarak adlandırırken Divitçioğlu’nun işte bu “kuramsal” tezlerine dayanıyordu. Mehmet Ali Aybara göre  halk 1950’de CHP’yi devirirken aslında bu egemen sınıflara olan tepkisini dile getirmiş, sosyalist bir alternatif olmadığı için DP’yi desteklemişti“.(Atılgan:208) “Küçükömer ise Doğucu akımın Batıcı akıma kıyasla daha tutarlı olduğunu belirtir ve batıcı laik akıma Küçükömerin yönelttiği eleştiri, bu akımın batının çeşitli kurumlarını aktarmasında ve laikliği bir kurtuluş ilkesi olarak görmesinde düğümlenir.”(l) “Küçükömer özellikle DP’ye ilişkin tezlerinde CHP’yi sağ ile Doğucu cepheyi ise sol ile özdeşleştirir.“(m) . Sol liberalizm buradan yola çıkarak DP’nin iktidara gelişini yörüngesine oturmamış bir halk devrimi olarak niteler. Peki  DP gibi liberal bir partinin sol olarak tanımlanması nasıl açıklanabilirdi?

 Küçükömer, ülkede ki siyasi akımları, batıcı- laik sağ ve doğucu- sol olarak ayırır. Sanırım şahsi değer yargılarından etkilenerek değerlendirme yapar. Böyle kesin tarihsel ayrımlar neden zararlıdır? Şöyle ki; laikliğin bilindiği üzere, bugün İslam coğrafyasında da örnekleri bulunmaktadır ve laikliği salt batıcı olarak nitelendirmek, bugün, bakış açısını kısıtlamak ile eşdeğerdir. Ancak Cumhuriyet devrimi bir burjuva demokratik devrim olarak, emperyalizm ile mücadele sonucunda ortaya çıkmıştır denilebilir. Bir diğer husus, Marx insanın en önemli yabancılaşması olarak; emeğe ve emeğinin ürününe yabancılaşmayı ele aldığından, insanların düzene yabancılaşması söz konusu olarak ele alır ve bu noktada  “düzenin insana yabancılaştığı” iddiası bizi gerçeğe ne kadar yakınlaştıracaktır?

İşte Osmanlı Devletinden Türkiye Cumhuriyetine devredilen güçlü/despotik/ceberut devlet geleneğinin varolduğuna ilişkin görüşler Küçükömer döneminde sol içinde yaygınlaşmıştır.”(ı)”Örneğin ceberut devlet ile Küçükömere atıfta bulunan Aybar, Osmanlı Tipi devlet adını verdiği”merkezi, tekelci,ceberut” devletin” bir üretim ve yönetim biçimi” meydana getirdiği ve halkın dışında ve üstünde ki yönetim biçiminin 1960’lı yıllar Türkiyesinde de yaşamaya devam ettiğini ileri sürer.”(k)

Küçükömerin tam olarak Asyatik Üretimi savunduğu ileri sürülemez, Asyatik Üretim’i öncüleyen bir kavram olan, Despotik devlet tanımını, daha uygun görür. Anladığımız üzere Aybar ve Küçükömer Kemalist devrimi önemli bir toplumsal ve siyasal değişim ve aydınlanma olarak kabul etmek konusunda eleştireldirler ve Cumhuriyetin Osmanlının devamı veya Despotik devlet olarak tanımlanan, Osmanlının Cumhuriyette de 1960’larda devam ettiği ifade edilmektedirler.  Osmanlı’dan kalma bir sınıf olarak gördükleri bürokratları, en büyük gericilik kaynağı sayıyorlardı. Böylelikle, toplumsal sınıflar ile sınıf mücadelelerinin tarihsel rolünü ve toplumsal sınıfların sosyolojik boyutunu göz ardı etmektedirler diye düşünülebilir.

Bizce bürokrasinin konumunu elbette tarihe bakarak saptamak gerekir.  Aybar ve Divitçioğlu’nun kökenini Osmanlı’daki kapıkuluna dayandırdığı bu sınıf, yine onlara göre, tarihte de gerici bir rol oynadığını ileri sürmektedirler. Ancak tarihte, tam tersine olacak şekilde bir burjuva demokratik devriminin, “bürokrasi” öncülüğünde gerçekleşmesine de tanıklık edilmiştir denilebilir. Birde bunlara ek olarak Osmanlı ile Cumhuriyet arasında Aşar vergisinin Cumhuriyet döneminde kaldırılması gibi önemli bir farklılık vardır.

Küçükömer de Batıcı-Doğucu akımları konusunda ki incelemelerinde odak noktasını 19.yy da Osmanlı Devletinde ki batılılaşma hareketleri oluşturmaktadır. Küçükömer Batı kapitalizminin Osmanlı devletindeki ticari ve finansal etkisini inceler.“(e) “Küçükömer’in Osmanlı devletinin toplumsal ve ekonomik formasyonu üzerine yaptığı tahliller ” Asyatik Despotluk” kavramı çevresinde gelişen tartışmalarda öne sürülen argümanlarla diyalog ile şekillenir.”(f)”Osmanlı Devletinde ki üretim tarzının özgüllüklerini incelerken Osmanlı devletinin Asyatik despotizmden devraldığı özellikleri de dikkate alarak  çözümleme yapmıştır.“(g)” Bu tespit Küçükömere göre özellikle imparatorluğun yayılma döneminde geçerlidir.“(h)

 “Küçükömer kapitalizmi şehirleşme burjuvazinin özerk gelişimi çizgisinin sonucu olarak tanımladıktan sonra Osmanlı devletini merkezi bir devletin varlığı nedeniyle burjuvazinin özerk gelişme sağlayamadığı için kapitalizmin gelişemediği bir bağlam olarak incelemektedir.”(a.g.e,s.352) Küçükömerin kapitalizm tanımı, Ceberut Despotik devlet üzerine yaptığı tahlillerin tarihsel geçerliliğini zedeleyici etki yapmaktadır. Osmanlı Üretim biçimini Asyatik despotluk olarak belirleyen Küçükömer’in, böylelikle batıcı laik akımların batılılaşma hareketlerinin, geriliği ve çözülmeyi beraberinde getirdiği tezleri kendi içerisinde çelişki içerir. Osmanlı da Asyatik Despotluk mevcut olması durumunda, geri kalmışlıktan kurtulmak adına yapılan, batılılaşma hareketlerinin, geriliği getirmesi durumu tartışılmalıdır.  Sadece bu da değil,Küçükömerin batı Kapitalizmini başat üretim tarzı olarak kabul ettikten sonra, doğal bir sonuç olarak Cumhuriyete de hakim üretim şekli olmasını, yüksek bir ihtimal haline getirmesine rağmen, Cumhuriyette 1960’larda Asyatik Despotik Devlet tarzının halen geçerli olduğu iddiasında bulunularak, kendi içinde çelişen bir yapıya büründüğünü söylemek mümkündür .

“Ergün Aydınoğlu da Küçükömer’in iddialı tezleri ile büyük yanılgıları arasında ki çelişkinin onu bir suskunluk dönemine gömdüğü teziyle Düzenin Yabancılaşması üzerine en önemli kritiklerden birine imza atmıştır.”(n) Aydınoğlu 15-16 Haziran işçi hareketlerinin ve Türkiye tarihinde ki gelişmelerin Küçükömeri yanlışladığını ifade etmiştir. Küçükömer’e dönecek olursak;

Küçükömer’in anlatmaya çalıştığı ve bizim tarafımızdan anlaşılan, geç kapitalistleşmedir. Geç kapitalistleşme dediğimizde, yine Asya Tipi Üretim Tarzı veya Feodalizmden, kapitalizme, burjuvazinin kendi eseri olmayan önemli bir geçiş olarak anlaşılmalıdır. Bu bile  kendi başına önemli bir aşamadır denilebilir.  Sırf bu açıdan bile bakarsak; batıcı- laiklere getirilen, Kapitalizm eleştirisi, liberal veya devletçi ekonomi politikalar izlendiği görmezden gelinerek, getirilemez. Küçükömer  Cumhuriyette sınıfların oluşmadığı eleştirisi getirir  ancak bu, sınıf çelişkilerinin artması olgusu da, tam olarak Küçükömer’in “eleştirdiği” kapitalizm ile ilgilidir diye düşünüyorum.Küçükömer’de Kapitalizm eleştirisi de giderek yerini, geç kapitalistleşmenin, sınıfların oluşmamasına neden olduğu, şeklinde bir yoruma bırakmıştır yerini. Kapitalizmin, toplumsal kalkınma anlamında, isteneni verip vermediği de, elbette sorgulanmalıdır. Ancak belirttiğimiz üzere devletçi politikalar, sınıfların oluşmasını engellemiş olsa da, bu bir gericilik olarak değil, bir kalkınma olarak da okunabilir. Aybar ve Küçükömer; Kemalist devrimi önemli bir toplumsal ve siyasal değişim olarak kabul etmekte çekimserdirler ve Cumhuriyetin Osmanlının devamı veya daha açık bir tanımla, Despotik Devlet olması anlamında bir kopyası olduğu ifade edilmektedir. Kıvılcımlı ise Asyatik Üretim eleştirisi yapar ve Osmanlı da bir çeşit feodalite geçerli olduğunu kabul eder.

Sonuç olarak 1923’te cumhuriyetin ilanının “nasıl bir devrim” olduğu meselesinin, bunları gerçekleştiren kadroların sınıfsal niteliğinden ayrıştırılması gerektiğini ileri sürmek isterim. Zira bir devriminin lider kadroları, o devrimin niteliğini tam manasıyla göstermek zorunda değildir; örneğin, burjuva devrimini liderlerinden bağımsız olarak değerlendirmek ve üretim ilişkilerinin yerleşmesinin önündeki engelleri kaldıran, sermaye birikimini zorlaştıran kurumları ve grupları tasfiye eden bir devrim olarak düşünmek daha verimli olacaktır denilebilir. Böyle yapılınca toplumsal sınıfların ve halkın devrimde ki rolünü daha fazla dikkate almak şansına sahip olacağız.

Ü.YAŞAR ERDEM

Kaynakça

(a) Gareth Stedman Jones’dan aktaran Alex Callinicos, Making History, Polity, 1995, s. 229

(b) Mühürler-  Türkiye Sosyalist Hareketinden Eserler -sf.307- yordam kitap

(c) a.g.e-sf.227

(d) age-sf.299

(e)a.g.e-sf.355

(f)age-sf.351

(g)a.g.e-sf.345

(h)a.g.e-sf.352

(ı)a.g.e-s.344

(j)a.g.e-s.87

(k)a.g.e-s.142

(l)a.g.e-s.353

(m)a.g.e-s.355

(n)a.g.e-s.359

(o)a.g.e-s.340

-Atılgan Gökhan, Yön Devrim Hareketi, Kemalizm ile Marksizm Arasında Geleneksel Aydınlar, Yordam Kitap

Diğer Yazılar