“Kalecinin Hayat Karşısındaki Endişesi”

“Kalecinin Hayat Karşısındaki Endişesi”

Süleyman Kalman yazdı:
“Belki penaltıya değil ama hayata mağlup olmuş bir kalecinin acıklı öyküsünden söz edeceğiz biraz. Kaleci Robert Enke’nin yarım kalmış hikâyesinden.”

Futbolda kaleci, aslında bir anti-kahramandır. Asıl amacın gol atmak olduğu bir spor dalında hatta spordan çok fazla anlamlar yüklenen yüzyılın bu büyük temaşasında ya da modern gladyatör dövüşünde hatta endüstrisinde, kaleci golü engelleyerek futbolun felsefesinin karşısında duran bir yalnız adamdır.

Onun bu yalnızlığı, üç direk arasına hapsolmuş, tüm takım arkadaşlarından farklı renkte bir forma giymesiyle de kendini gösterir.

Yazarının Nobel edebiyat ödülü kazandığı ünlü romanın* başlığındaki gibi kaleci en büyük endişeyi penaltı anında mı yaşar, yoksa hayat karşısında mı?

Belki penaltıya değil ama hayata mağlup olmuş bir kalecinin acıklı öyküsünden söz edeceğiz biraz. Kaleci Robert Enke’nin yarım kalmış hikâyesinden.

1977’de o zamanlar bölünmüş halde bulunan ülkesinin doğusunda dünyaya gelip; 1995’te Hannover 96’da yıldızı parlayan Enke, Benfica’ya transfer olup başarılı bir performans gösterdikten sonra kariyerinde dev bir adım atarak dünya devi Barcelona’ya 25 yaşında transfer olmayı başarmıştı. Ancak bu yükseldiği zirvenin, onun hızla düşüşünün de başlangıç noktası olacağını tahmin edemezdi. Bir 3.lig ekibine kaybedilen kupa maçı sonrası günah keçisi ilan edilip, La Liga kariyerini sadece 20 dakika Barcelona kazağı giyerek sonlandırıyordu.

2003/2004 sezonunda imdadına Cristoph Daum yetişip, onu Türkiye’ye, başında bulunduğu Fenerbahçe’ye davet etti.

Ne yazık ki, bu yeni serüvende de sezonun ilk maçında FB, İstanbulspor’a 3-0 mağlup oluyor ve spor medyamızın yaratıcı kalemleri “en kelek kaleci”, “en kek kaleci” manşetleriyle Enke’yi aforoz ediyorlardı.

Enke’nin belki de kimselerin bilmediği, belki de kimselerin bu modern zamanlar gladyatörlerine yakıştırmadığı narin, naif ruhu bu başarısızlıklardan çok etkilenmişti. Ve sonradan bu dönemleri kendisi için kırılma noktası olarak belirlemişti. Şöyle diyordu artık, “Futbol ya da kazanıp, kaybetmek benim için eskisi kadar bir anlam ifade etmiyor.”

Sonunda, sessiz sedasız başladığı yere Hannover 96’ya döner Enke. Bu orta halli Alman takımında, yeniden form tutarken, bir kız çocuğu (Lara) dünyaya gelir. Karısı Teresa ile hayata bağlanmalarını sağlayacak yeni bir umut, yeni bir fırsat doğar.

Ama kalp sorunlarıyla doğan bebeğin üst üste geçirdiği ameliyatlar, daha da derinden sarsar Enke’yi. Yine de mücadele eder, maçlar, idmanlar, hastane odaları arasında mütevekkil bir rota çizerken, mesleğinde tekrar yükselip, Alman milli takımına seçilir.

Ne yazık ki Aralık 2006’da, küçük Lara’nın kalbi daha fazla dayanamaz ve hayata tutunmayı bırakır. Bir hafta sonra Enke maça çıkar ama herkes gizli-açık bilir ki artık o başka bir adamdır.

Ve Kasım 2009’da, Enke her Almanda mutlaka varolan genetik disiplinle önce takımının idmanına gider, sonra küçük kızının mezarına, sonra da mezarlığın biraz arkasındaki demiryoluna… Ardından, “Benden bu kadar,” diyerek bırakır kendini raylara.

Ölümünün ardından eşi, aslında onun çok gayret ettiğini, sevgiyle her şeyi aşabileceklerini düşündüklerini ama başaramadıklarını ifade eden hüzünlü, kısa bir konuşma ile binlerce taraftarın saygı duruşu ve dualarıyla uğurlar onu.

Kim bilir belki de, bizim gazetelerin “en kelek kaleci” dediği Enke, en derin, en duyarlı kaleci, en duygulu futbol insanıydı.

Dünyanın Covid 19 salgınıyla sarsıldığı, her ülke için diğer spor branşlarının aksine en tartışmalı, en spekülatif dal olan futbolda, oyunun asıl kahramanlarının fikri sorulmaksızın, rant için, yayıncı kuruluş çıkarı için, ekonomik kaygılarla başlatılması düşünülen ve Avrupa’da ilk başlanılan liglerden olan Alman ligi bana Robert Enke’nin kısa ve hüzünlü öyküsünü hatırlattı nedense.

Sadece kalecinin değil, tüm futbolcuların hastalık ya da ölüm kaygısı duyması olası bu pandemi ortamında, ister istemez Enke’nin söylediği söze geliyor insan: “Futbol ya da kazanıp, kaybetmek benim için eskisi kadar bir anlam ifade etmiyor.”

  • “Kalecinin Penaltı Anındaki Endişesi”, romanının yazarı Peter Handke, 2019’da Nobel edebiyat ödülünü almış, tüm dünyanın gözleri önünde, Batı’nın zımni onayı ile yapılmış, Bosna katliamını inkâr eden, tartışmalı bir yazardır.

Diğer Yazılar