Karşıt Görüşlüler mi Çatışmıştı?..

Karşıt Görüşlüler mi Çatışmıştı?..

Günay Güner yazdı:
“1970’lerin ve giderek 1990’ların iç savaş kıyımlarının benzerlerinin yaşanmaması yasama, yürütme ve yargı erklerinin üzerine düşeni gereğince yapmalarına bağlıdır ki yaşamanın da yürütmenin de ne yaptıklarını bir bilen varsa anlatsın…”

Okuryazarlıkla ilgili bir nesnel savı yıllar önce “okuyarak” öğrendiğimde epey şaşırmıştım. Özetle, okuryazarlık, gericiliğe, faşistlere, bağnazlığa da yarar sağlayabilir, ve hatta sağlar denmekteydi. Doğruydu. Bugün dijital dönüşüm dünyasında televizyondan yani beyazcamdan başlayarak, bilgisunar (internet), berbat adlandırmayla “sosyal medya” kanalları, youtube, birçok program üzerinden evlerden-evlere bilgisayar bağlantıları… tümü gericiliğin de faşizmin de hizmetinde! Bilime, usa düşmanlar, teknolojinin son olanaklarını sonuna kadar kullanmaktan geri durmuyorlar: “Yaşasın postmodernler!”  

Anımsayınız lütfen, Ergenekon, Balyoz, Casusluk, Poyrazköy… sözde davalar döneminde de ne kışkırtıcı yayınlar yapılır, örgüt lideri diye, iddianame adlı kağıt tomarlarında “sarı saçlı, mavi gözlü” kişi tasviri yer alırdı. Günümüzde USA parası dolar 7 liranın üzerine tırmanınca yine biri kadın biri değil iki görevli soysuz ortaya salındı. Biri kapkara bir beyazcamı, diğeri alışkanlığı olduğu üzere youtube (senin hareketli görselin diye çevirebiliriz) olanaklarını kullandılar. Halkımızın çok şefkatli olduğu varsayımıyla baktığı kadın cinsiyetine ait dangalak 15 Temmuz 2016’daki öldürdüklerinin kendisini hiç mi hiç “tatmin” etmediğini, kesmediğini söyledi, komşularını öldürmekten, oturup liste yaptıklarından falan dem vurdu. Atatürk’e her gün hakaretleriyle, yalanlarıyla ünlü diğer dangalak ise (bu arada dangalağın akılsız, düşüncesiz anlamına geldiğini belirtelim, hafif bile yazmışız), silahlı örgüt kurduğundan, kimseyi esir almayıp, tümünü öldüreceklerinden, (IŞİD’i örnek aldığını söylediğinden, bu öldürümlerin pek sıradan yöntemlerle olmayacağından) yollu höykürüşleriyle bir süre gürültü çıkarırken, saldırı nöbetini “karınızı, kızınızı nasıl koruyacaksınız” sorusuyla şimdilik tamama erdirdi. Konuk edildiği yerde ise Atatürk’e hakaretlerini zinhar ret ettiği öğrenildi.

Konuk edildiği yer dediysek de her iki dangalak hakkında da tutuklama falan hak getire.

Bu iki olay güncel olanlar; onyıllarımız benzer olaylarla doludur.

Laik, aydınlanmacı kesim ne sabırlıdır, ne sağlıklı duyuludur, uygardır… Bunca kıyıma, haksızlığa uğrar, kışkırtılır da suçlu duruma düşecek bir tutum içine girmez. En yakın zamandan Maraş Kıyımından başlayarak, uğradığı kıyımlar, ortak değer Mustafa Kemal Atatürk’e karşı sıradanlaştırılmaya çabalanan hakaret ve yalanlar yüzlerce örnek oluşturur.

Şimdi gelin de 1970’li yılları anımsamayın. Ülkemiz cehenneme çevrilirken haber dili şöyleydi: Karşıt görüşlü grupların çatışması… Oysa gerçek bu değildi. USA maaşıyla, kontrgerillanın komando kamplarında yetiştirilenlere, beyni yıkananlara, üniversitelere gelmiş zeki ve her yönden okuyan gençler öldürtüldü. Taylan Özgür, Battal Mehetoğlu… öldürülen ilk gençlerdir ve kimseye kıymak akıllarından geçmemiş, eğitimlerinin ardında emek veren, çağın klasik kitaplarını yutarcasına okumaktan büyük haz duyan güzelim gençlerdi. Bu kötülükler alabildiğine derinleşti. Kelle koltukta okuluna gidip gelemeyeceği, sokağa çıkamayacağı bilinen saldırı altındaki gençlerin (örneğin 16 Mart 1978 kıyımını anımsayınız), bir bölümünün eline de silah tutuşturulmakta gecikilmediyse de bu hiçbir zaman kıyım örgütüne dönüşmedi. Çünkü devrimci gençlerde böyle bir iklim, böyle bir tin durumu olanaksızdır. Koruma ve korunma amaçlı olduğu çok açıktır. O günlerde de laikleri, devrimcileri, Alevileri… ne polis, ne ordu koruyordu. Bugünkü korumasızlıkla kıyaslanamasa da durum buydu.

Bugünkü durum deyince saklama, gizleme gereği bile duyulmuyor. Korku (infial) yaratacak biçimde tehdit, kıyım açıklamaları nasıl olur da tutuklama nedeni sayılmaz? TCY’nin açıkça suç saydığı eylemlerdir.

Yapılan iç savaş kışkırtıcılığıdır. Aydınlanmacılar nasıl ki Battal Mehetoğluların, Taylan Özgürlerin, Deniz Gezmişlerin, Harun Karadenizlerin, Akın Özdemirlerin… soyundan geliyorsa, kıyım kışkırtıcılığı yapan sürü de Haluk Kırcıların, Abdullah Çatlıların, Velican Oduncuların, Mehmet Şevket Eygilerin… soyundan gelmekteler.

Türkiye’nin üzerindeki oyunlarından hiçbir zaman vazgeçmeyecek olan emperyalist güçlere, kullanacakları elverişli malzemeyi sunmamakla sorumlu ve yükümlü bulunan, ülke yönetimidir, ülkemiz hukuk kurumlarıdır, kolluk güçleridir. 1970’lerin ve giderek 1990’ların iç savaş kıyımlarının benzerlerinin yaşanmaması yasama, yürütme ve yargı erklerinin üzerine düşeni gereğince yapmalarına bağlıdır ki yaşamanın da yürütmenin de ne yaptıklarını bir bilen varsa anlatsın…

Diğer Yazılar