Cumhuriyet’e Ne Oldu?

Cumhuriyet’e Ne Oldu?

Doğan Ergenç yazdı:

“Ulusal egemenliğin, bağımsızlık fikrinin, kamuculuğun, aklın, bilimin, barışçı bir dış politika anlayışının çekiciliğini yitirdiği bir süreçte cumhuriyet kazanımlarının önemli ölçüde içi boşalmıştır.”

Öncesi var elbette ama özellikle 1980’li yıllarla birlikte ortaya çıkan kimi gelişmeler cumhuriyet kazanımlarının aşınmasına neden olmuştur.

Mustafa Kemal’in söylediği kimi sözlerden yola çıkarak bu konuya bir bakalım.

”Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”

Adına küreselleşme denen süreçle birlikte ulus devletlerin egemenliği sınırlanmış ve çokuluslu şirketlerin, ulus-ötesi kimi kuruluşların egemenliği ön plana çıkmıştır. Bu süreçte bağımsızlık, ulusal egemenlik gibi kavramların geçersiz olduğu vurgulanmıştır. Ulus devlet kimilerinin iddia ettiği gibi bitmemiştir elbette ama ulus devletlerin egemenliklerinde bazı daralmalar ortaya çıkmıştır.

”Cumhuriyet bilhassa kimsesizlerin kimsesidir.”

Mustafa Kemal’in bu sözünü bir tür sosyal devlet anlayışı olarak yorumlamak mümkündür. Kapitalizmin yeniden yapılanmasıyla birlikte refah devleti ortadan kaldırılmış ve neoliberal politikalar hayata geçirilmiştir. Özelleştirme, kamu harcamalarının kısılması, devletin küçültülmesi bu dönemin karakteristik özelliklerindendir. Kemalizmin halkçı, devletçi, kamucu çizgisiyle neoliberal politikalar arasında bir çelişki ortaya çıkmış ve bunun sonucu olarak cumhuriyetin çözülmesi gündeme gelmiştir.

” Benim manevi mirasım akıl ve bilimdir.”

Postmodernizm aydınlanma, ilerleme, akıl, bilim, evrensellik eleştirisi anlamına gelmektedir. Türkiye’de özellikle 1990’lı yıllarla birlikte postmodern söylemler belirgin olmaya başlamış ve bu tezlere sivil toplumcu ya da sol-liberal çevreler alıcı olmuştur. Aynı zamanda İslamcı çevrelerin ve sosyalist soldan kimi kesimlerin de postmodernist söylemlerden etkilendiğini söylemek mümkündür. Özellikle kimlik siyaseti söz konusu olduğunda bu etkiyi çok net bir biçimde görmekteyiz. Kimlik politikasına yanaşan kimi sol çevrelerin cumhuriyet denildiğinde aklına imha, inkar, asimilasyondan başka hiçbir şey gelmemiştir. Ayrıca yine kimi çevrelerin otoriter laikliğe karşı İslamcı çevrelerle ‘’demokrasi’’ ittifakı kurmasını da postmodernizmin bir yansıması olarak görmek mümkündür.

‘’ Yurtta barış dünyada barış.’’

Cumhuriyetin yayılmacı olmayan dış politika anlayışı 1980’li yıllarla birlikte eleştirilmeye başlanmış ve yeni-Osmanlıcı dış politika anlayışına zemin hazırlanmıştır. Yeni-Osmanlıcı dış politika saldırgan, yayılmacı bir dış politika anlayışını beraberinde getirmiştir. Kimilerinin ‘’aktif’’ dış politika olarak tanımladığı bu dış politika anlayışı özellikle sermaye çevrelerinin ihtiyaçları doğrultusunda şekillendirilmiştir.

Özetlersek: Ulusal egemenliğin, bağımsızlık fikrinin, kamuculuğun, aklın, bilimin, barışçı bir dış politika anlayışının çekiciliğini yitirdiği bir süreçte cumhuriyet kazanımlarının önemli ölçüde içi boşalmıştır.

Açık söylemekte fayda var: Cumhuriyeti bir anlamda sermaye sınıfının egemenliği yıkmıştır. Cumhuriyet kazanımlarının yaşaması ve bu kazanımların daha ileriye taşınması için daha eşitlikçi ve daha adil bir düzene ihtiyaç var. Mustafa Kemal’in temsil ettiği değerler ancak böyle bir düzende yaşayabilir.

Diğer Yazılar