Hiçbir Şeyden Her Şeye Geçmenin Yolu

Hiçbir Şeyden Her Şeye Geçmenin Yolu

H. Olcay Taşlı yazdı:
“100 yıl önce, hiçbir şeyden, her şeye geçmenin yolunu açan, başta Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Devrimcilerine selam olsun, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız kutlu olsun. “

Henüz çocuk iken “Ne yapıyorsun?” diye soran büyüklere: Bazen “Hiçbir şey” derdim. Şimdi düşünüyorum da ne kötü bir cevapmış, “Hiçbir şey”. Gerçekten bir şey yapmadığım için mi derdim ya da bir umutsuzluk içine düştüğümde mi bu cevabı verirdim, orasını hiç hatırlamıyorum. Yalnız, hiçbir şey koca bir boşluğun ifadesi olduğu için, şimdi düşündüğümde hayıflanıyorum.

Oktay Akbal, bir denemesinde bahsediyordu, 1983’ün arifesinde dönemin bir dergisi, o günün aydınlarını telefon ile arayarak 1983’ten ne beklediklerini anlatmalarını istemiş; Fethi Naci cevap olarak: “Hiçbir şey ”demiş.

Yine bir boşluk ile karşı karşıyız, acaba Fethi Naci, içinde bulunduğu umutsuzluktan mı böyle bir cevap vermişti yoksa dönemin toplumuna olan kızgınlığından mı, ne dersiniz? Bunu öğrenmenin ne yazık ki imkânı yok.

Yalnız Akbal, tam bu noktadan denemesini devam ettirmiş ve “ İnsanoğlu hiçbir şeyden her şeye geçmenin yolunu bulmalıdır.” demiş.

Bence bunun tarihte en iyi örneğini sunmuştur, Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Devrimi’nin kadrosu; bir toplumu hiçbir şeyden her şeye geçmenin yolunu sunmuştur. İsterseniz daha iyi canlandırabilmek için önce hiçbir şeyi anlatalım:

Cumhuriyetin ilk yıllarına gidelim. Okuma yazma oranı en iyimser rakamlarla erkeklerde yüzde 7, kadınlarda binde 4 olan, 30 binin üzerinde köyde okulu, yine binlerce köyünde postası ve yolu olmayan, sadece 72 ortaokulu, 23 lise ve tek üniversitesi bulunan, 150 ilçede doktoru bulunmayan, 337 doktor, 434 sağlık memuru, 60 eczacısı, %80’den fazlası kırsalda yaşamasına rağmen diplomalı 136 ebesi olan, yüz binlerce insanı yakalandığı trahom, sıtma, tifüs, verem, frengi, tifo ile nasıl savaşacağını bilmeyen bir toplum miras alınmıştır. Bebek ölüm oranı çok fazladır. Kadın toplumda ikinci sınıftır; erkek nüfus ise, uzun süren savaşlardan dolayı oldukça azalmıştır. Tarımsal üretim ve üretim araçları yetersizdir.  Tarımsal alanda kullanılan teknoloji çok ilkeldir. Birçok bölgede tarih öncesi teknikler kullanılıyordur. Sadece 2500 km. karayoluna sahiptir. Ankara’nın doğusu için durum çok daha vahimdir, var olanları saymak olmayanları saymaktan daha kısa zaman alacaktır. Demiryolu ise milletin malı olmayan 4112 km. kadardır.

Nasıl tam bir hiçbir şey değil mi, şimdi ise her şeye geçmenin yolunu izleyelim:

1919’da başlayan bir yolculuğun ardından emperyalist güçlere karşı verilen bir savaş ile bağımsızlık kazanılacak ve “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” diyerek, saltanatın yerine milli hâkimiyet hâkim kılınacaktır. Ardından milli hâkimiyet iktisadi hâkimiyet ile sağlamlaştırılacaktır. Kamu yararı gözeten bir ekonomik kalkınma gerçekleştirilecektir. Bu arada “Muasır medeniyetler seviyesini aşmak” için sürekli devrimler aşaması takip edilecektir. ‘Hilafet’ kaldırılacak, Şeriye ve Evkaf Vekâleti ile Harbiye Vekâleti kaldırılacak, eğitim ve öğretimde birlik sağlanacaktır. Eğitim- öğretim seferberliği başlatılacaktır. Kültürel alanda birçok yenilik yapılacaktır sonuçta “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.” ,yeni harflerin kabulü ile bilimin rehberliği de sağlamlaştırılacaktır. Yapılacak sağlık reformu ile halk hastalıkların pençesinden kurtarılacaktır. Dış politikada “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesinin hayata geçirilmesiyle dünyada faşizm ile birlikte kan ve gözyaşının hüküm sürdüğü yıllarda barış ve huzuru hâkim kılacaktır. “Cumhuriyet, bilhassa kimsesizlerin kimsesi” olacaktır.

İşte bu tüm anlatılanlar hiçbir şeyden, her şeye geçmenin yolunu açmıştır. Evet, hala yolun sonuna ulaşmadık ama yürünecek yol bellidir. Bu açılan yolun önemli temel taşlarından biridir, TBMM’nin açılışı.100 yıl önce, hiçbir şeyden, her şeye geçmenin yolunu açan, başta Mustafa Kemal Atatürk ve Türk Devrimcilerine selam olsun, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’mız kutlu olsun.  

Diğer Yazılar