Dünyaca Ünlü Besteciler ve 23 Nisan

Dünyaca Ünlü Besteciler ve 23 Nisan

Can Aksel Akın yazdı:
“Dünyaca ünlü besteciler de bir zamanlar çocuktu, kimisi müziğe bir tesadüf kimisi ise bilinçli ailelerinin yönlendirmeleri sonucu başladılar. Ortak paydaları hepsinin de müziğe tutku derecesinde bağlı olmasıydı.”

Dünyaca ünlü besteciler de bir zamanlar çocuktu, kimisi müziğe bir tesadüf kimisi ise bilinçli ailelerinin yönlendirmeleri sonucu başladılar. Ortak paydaları hepsinin de müziğe tutku derecesinde bağlı olmasıydı.

İlk yeteneğimiz Mozart ailesinin sevgili küçük oğulları Wolfgang Amadeus, kısaca Wolfi. Sevda Cenap And Vakfı’nın yayınladığı Felix Huch’un “Mozart Oluşumun Romanı“ adlı kitaptan: “1756 yılında Mozart dünyaya geldiğinde ailenin ikinci çocuğuydu. Babası Leopold onun müziğe yeteneğini daha bir yaşını doldurmadan fark etti. Annesi de küçük Mozart’a bir ninni söyleyince gülümsüyordu, henüz müzik yeteneğine inanmıyordu kendisi ancak baba Leopold Mozart piyanoda ona küçük bir ezgi çaldığında kollarını babasına doğru uzatıyor ve şarkı söyler gibi sesler çıkarıyordu.“ Eğlenceli bir başka durumda kitabın yine 17. sayfasında geçiyor. “Küçük Mozart bir keresinde, babasının bir keman öğrencisinin derste çıkardığı pis seslerden rahatsız olarak ağlama krizine girmişti. O günden sonra babası bir öğrencisiyle keman dersine başlamadan önce, küçük Wolfgang müzik odasından uzaklaştırıldı. Mozart iki yaşına geldiğinde henüz doğru düzgün konuşamazken, dinlediği çocuk şarkılarını hatasız tekrarlıyor, yanlız olduğu anlarda piyanoya koşup tuşlara basarak ezginin seslerini piyanoda bulmaya çalışıyordu.“

Felix Huch devamında Mozart’ın çocukluk yeteneği ile ilgili olarak 19. sayfada devam ediliyor: “Çocuk… böyle yattığı yerden odayı dolduran çan sesini, bu hep aynı tek sesi dinlemek hoşuna gidiyordu. Fakat bu çan sesi, gerçekten tek bir ses miydi? Küçük çocuk soluğunu tutarak dinledi: İki ses miydi yoksa? Hayır belki de üç! Ama gene de hepsi tek bir ses gibi tınlıyordu. Duyduğu bu tek sesi söyleyebilirdi. Fakat birlikte tınlayan diğer sesleri? Tam onları söylemeyi deneyeceği sırada, çan birden sustu. O, bu bilmeceyi nasıl çözmeliydi?… Belki de piyano başında!… Acaba piyano seslerinin içinde de böyle başka sesler duyuluyor muydu? Onlarda da çan, sesinde olduğu gibi seslerin kardeşleri var mıydı? Belki onlar şimdiye kadar farkedilmemişlerdi“. Küçük Mozart, bir süre daha geçtikten sonra, ablası “Nannerl“ sayesinde piyano dersine başlamış oldu… Ablasının piyano derslerini dinliyordu. Daha sonra babasının ablası için bir araya getirdiği piyano metodunu çalacaktı…

Bir diğer yetenek ise Viyana Klasiklerinin sonuncu temsilcisi olacak Ludwig’dir. Ünlü Beethoven’in (1770-1827) müziğe başlaması da babasının zor yaklaşımı yüzünden pek keyifli olmamıştır aslında. Babası Ludwig’e küçük yaşta keman, piyano ve org dersleri verdi. İlk konserini 8 yaşına geldiğinde verecekti. Ancak yoğun müzik dersleri yüzünden düzenli bir okul eğitimi alamamasının acısını hayatı boyunca çekti. Özellikle matematik onun için her zaman problem oldu…

Romantik müziğin en önemli temsilcilerinden birisi Gustav Mahler’in (1860-1911) müziğe başlama hikayesi ise birgün annesinin ailesini ziyaret etmeleriyle başlar. Küçük Gustav ortadan kaybolur… Her yeri ararlar, onu sonunda evin çatı arasında bulurlar, kendini unutmuş bir şekilde eski piyanodan çıkarttığı harika seslerle oyun oynuyordur. Babası, bu olaydan sonra onu müzikçi olarak yetiştirmeye karar verir. Kendi ifadesiyle „dört yaşımdan beri, hatta dizileri bile çalmadan önce müzik yapardım ve bestelerdim.“ Çocuk harmonikasıyla kendine göre çaldığı halk şarkıları onun vatanı Avusturya’nın zengin müzik hazinesini içselleştirmesine sebep olmuştur. Yakındaki bir askeri kışla’nın bandosunun trompet müzikleri ve trampetler, askerlerin marşları besteci Mahler’in oluşumunu derinden etkilemiştir.

Tabii müzik başlangıcı, Mozart, Beethoven ve Mahler kadar küçük yaşta olmayan besteciler de vardı. Ünlü Sovyet Besteci’nin Dimitri Schostakowitsch (Şoskatoviç) (1906-1975) müziği başlama hikayesi çok daha ileri bir yaştadır. Küçüklüğünde müzik yeteneği fark edilmez. Ancak gerçek bir müzik tutkunu olan ailesi sayesinde küçük Dimitri dokuz yaşında piyano derslerine başlar. (J. Martinow, Dimitrij Schostakowitsch, Berlin 1947)

Ülkemizde de müzik derlemeleri yapan ünlü Macar besteci Béla Bartok bir sonraki yetenekli çocuk (1881-1945). Annesi Béla’nın müziğe başlama hikayesini anlatırken ona üç yaşında bir trampet aldığından ve bunun onu çok mutlu ettiğinden bahseder. Kendisi piyano çalmaya başladığında küçük Béla da trampetin önündeki iskemlesine oturur ve çok dikkatli bir şekilde piyanoda çaldığı parçanın ölçüsüne ve ritmine uygun bir şekilde eşlik edermiş. (Everett Helm, Béla Bartok in Selbstzeugnissen und Dokumenten, 1965)

20. yüzyılın en ünlü bestecilerinden İgor Stravisky (1882-1971) ise kendisi müziğe başlangıcını anlatıyor: „Sıkça hatırladığım bir hatıra var. Komşu köydeki kadınların şarkıları. Her gece, toplu olarak işten döndüklerinde tek sesli olarak aynı şarkıyı söylerlerdi. Bugün bile söyledikleri üslub ve özellikler aklımdadır. Evde bu şarkıyı tekrarlarken, kadınların şarkı söyleme tarzlarını da taklit ederdim. Duyuşumun ne kadar iyi olduğu ile ilgili övgüler aldırdım. Bu durum, bugünde beni mutlu eder. Çok tuhaf gelecektir belki, bu önemsiz durumun benim üzerimde çok önemli bir etkisi olmuştur. Bu anlarda ilk kez kendimi bir müzikçi olarak hissettim.“ (Igor Stravisky, “Hayatım“ (Mein Leben, Münih 1958).

Ülkemizde de çok önemli yetenekler küçük yaşta müziğe başlarken çeşitli aşamalardan geçmişlerdir. Ancak Türk beşleri adı verilen önemli cumhuriyet bestecilerinin en ünlülerinden temsil Ahmed Adnan Saygun’un (1907-1991)müziğe başlama hikayesini kendi anlatımıyla eklemek istedim. Üstelik Saygun, çocukluğu Osmanlı İmparatorluğunda geçtiği ve Türkiye Cumhuriyeti’nin yetiştirdiği en önemli bestecilerden biri olması dolayısıyla da önemlidir. Okuyacağınız satırlar, Sadun Tanju’nun Pan Yayıncılık tarafından 2012 yılında yayınlanmış Adnan Saygun’larda Çay Sohbetleri adlı kitabındandır.

Saygun İzmir’de geçen çocukluğunu anlatıyor. „Öyle bir mahalleki, zengin fakir, okumuş okumamış ayrımı yok. Evler birarada. Her sosyal seviyede insan birbiriyle kapı komşuluğu yapıyor, görüşüyor. Babam Mehmet Celalettin efendi mahallenin en çok saygı gören kişilerinden biri… Benim çocuk olarak çok sevdiğim ve saygı duyduğum komşumuzun adı, çalgıcı İsmail Efendi idi…

İlginç bir kişiliği vardı çalgıcı İsmail Efendi’nin. Küçük, yoksul bir kunduracı dükkanın bir köşesinde bir piyanosu olan ve müşteri beklerken oturup besteler yapan, opera bile besteleyen bir esnaf düşünebiliyor musunuz? … 92 Harbi’nde Rumeli Aydos’tan göç etmiş bir ailenin çocuk yaşta yetim kalmış talihsiz bir yavrusu idi…

Evimiz Sanayi Mektebi’nin arkasında demiştim ya, o mekteb eskiden İslahhane imiş. Meşhur Mithat Paşa’nın kurduğu eğitim yuvalarından biri yani… Zamanla adı Sanayi Mektebi oluyor… İsmail Zühdü oranın yetiştirmelerindendi. Düşünün o tarihte mektebin bir bandosu bile var ve bizim küçük İsmail efendi kısa zaman sonra o bandoda yerini alıyor…

Mithat Paşa, imparatorluğun içine düştüğü çıkmazdan kurtarılması için, 19. yüzyılın ortalarından itibaren devletin ve aydınların kendisine büyük ümitler bağladığı olağanüstü bir şahsiyet. Daha Tuna Valisi iken etrafına müzisyenler topluyor. Bunlardan biri Allessandro Voltan efendi. İtalyan asıllı ve Avusturya Macaristan tebaası bu yaman adama Osmanlı deniz subayı rütbesi verip iyi bir maaşla yanına alıyor, adı da Macar Tevfik Bey oluyor. Macar Tevfik Bey, Liszt’i, Wagner’i yakından tanımış onlarla arkadaşlık etmiş, Romanya Kraliçesi Karmen Silva’ya bile piyano dersleri vermiş, musiki bilgisi zengin, gün görmüş müstesna bir insan. Mithat Paşa’nın bazen itibar görüp başüstünde tutulduğu, bazen istenmeyip saraydan uzaklaştırıldığı o dalgalı günlerde Macar Tevfik Bey’de günün birinde kuru bir yaprak gibi İzmir’e savruluyor ve İslahhane’ye hoca oluyor…

İtiraf etmeli ki İsmail Zühdü de tam ona layık bir öğrenci oluyor. Aşağı yukarı tarih 1889-1900 olmalı, mektebi bitirince, Macar Tevfik Bey ona bir iş de buluyor; Sanayi Mektebi’nin küçük bir satış dükkanı var, „hem satış memuru olursun hem de boş zamanlarında musiki ile meşgul olursun“ diyor, kelepir bir piyanoyu da dükkanın bir köşesine yerleştiriyor…

Birinci Dünya Savaşı başladı. Okula gidiyorum. İsmail Zühdü de musiki hocamız, Yani ben onun talebesi oldum. Bende musikiye karşı özel bir eğilim bulunduğunu farkeden ve beni bu yolda teşvik eden odur…

Çocukların müzikçi olarak yetişirken aileleri ve çevreler tarafından desteklenmeleri çok önemlidir. Çocuklar gizli desteği ve açık desteği çok iyi ayırt ederler. Kulaklar ve zihnin maceralı dünyasında çıkılacak müzikal yolculuk, ikincil iş ve bir zorunluluk asla olmamalıdır.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nın 100. yılını kutlarken, Türkiye Cumhuriyeti’nin nice uluslararası müzikçiler yetiştirmesi dileğiyle…

Diğer Yazılar