Savaş, İşgal, Sürgün, Ölüm…

Savaş, İşgal, Sürgün, Ölüm…

Aydan Burcu Özdem yazdı…

Hep başkalarının başına gelmiş ve gelecek sandığınız, belki kitaplarda okuyup filmlerde izlediğiniz, o ardı ardına felaketlerin yaşandığı sahnelerden birine, o “başka” insanlardan biri olarak uyandığınızı düşünün.

Dünya tarihinde yaşanan sayısız savaşla ilgili yazılmış sayısız kitap vardır. Fakat henüz çocuk yaşta dünyanın en kanlı savaşını, 2. Dünya Savaşı’nı bizzat yaşamış bir Türk çocuğun gözünden işgale ve özgürlüğe bakışın hikâyesi, işte bu kitapta hayat bulmuş.

Yarınsız olmak… Bir dakika sonrasının kendisine ne getireceğini bilmeden, can havliyle küçük umutlara sığınarak oradan oraya savrulan, korkunun ve bilinmezliğin gölgesindeki her yeni gidişte çocuk kalbiyle ardında bıraktıklarının hüznünü de yanında götürerek yaşama doğru yeni bir yol açan bir çocuğun gerçek hikâyesini okumaya hazır mısınız?

Emekli diplomat-yazar Daver Darende, Telgrafhane Yayınları’nca yayımlanan, “Bir Çocuğun Gözünden 2. Dünya Savaşı” isimli eserinde, doğrudan kendi anılarının çemberinde, kimi zaman duyduğu bir ezgiyle, kimi zaman tesadüfen bulduğu eskimiş bir fotoğrafla belleğinde hâlâ taptaze duran savaş anılarını, hiç yitirmediği o çocukluk masumiyetiyle satırlara dökmüş.

“… Evimiz Taş Köprü’ye yakın Kral Peter Caddesi üzerindeydi. Almanların hava saldırısı başlayacağı zaman, insanı titreten korkunç bir ses duyulur, halk sığınaklara koşardı. ‘Uzbuna’ belleklerden silinmeyen bir sözcük idi. ‘Alarm’ Sırpçada ‘uzbuna’ demekti. Ezberlemiştim bu sözcüğü.”

Çocukluk yıllarında Alman, Bulgar ve İtalyan işgallerini yaşayan, ne yazık ki Tebriz’deki başkonsolosluk görevinde de “uzbuna”nın sesini yeniden duyup, İran-Irak Savaşı’na da en yakından tanıklık etmek zorunda kalan Darende, korkunun, özgürlüğün, umut etmenin, günlerce bekleyişin, kaçışın, vatana dönüşün belleğinde bıraktığı en derin izleri kendi anılarının penceresinden, oldukça yalın ve duru bir dille okuruyla buluşturmuş.

Peki bu kitapta yalnızca savaşlar, acılar, korkular mı var?

Belki de her sabah yepyeni bir felaketle karşılaştığınız bir çocukluğun ardından, bir acıyı yaşamak kadar zordur, bir sevinci duymak, bir heyecana kucak açmak. Darende’nin kalemindeki şu içten anlatım ise henüz birkaç sayfa önce yüz yüze geldiğiniz korkunun izlerini çabucak silecek cinsten:

 “… O gün iskelede ‘Tarzınevin’ vapuru sanki beni bekliyordu. Kalkmak üzereydi. Biletimi aldıktan sonra vapura atladım. ‘Tarzınevin’ artık benim vapurum olmuştu. Vapurun penceresinden görünen Kız Kulesi beni hemen büyüledi. Yakınından geçerken ona sarılmak istedim.”

Savaşın tek bir gününün bile bir insanın zihninde, bedeninde, ruhunda silinmesi ne denli mümkün olmayan yaralar açtığını, kişi ve toplumlara yaşattığı ağır yıkımı anlatırken, sanatçı özünden yansımalara yer veren Darende, satırlarına dünyaca ünlü yazar ve bilim insanlarının savaş hakkındaki düşüncelerini de eklemeyi ihmal etmemiş. Hepsi de aynı şeyi söylüyor; emperyalist çıkarların odağındaki faşist güçlerin yeni bir dünya savaşını, hep uzaklara, başkalarına değil, bir sabah ansızın bizim kapımızın önüne bırakabileceğini, o ürkütücü siren sesinin yanı başımızda yankılanabileceğini tekrar tekrar hatırlatıyor, yeni ve barışa dayalı bir dünya düzeninin savaş yoluyla getirilebilmesinin mümkün olmadığının altını kalınca çiziyor ve noktayı koyuyor:

“Dünyada bir sürü çirkinlik vardır. Ben ancak güzelliğe katlanabilirim…”

***

Bir Çocuğun Gözünden II. Dünya Savaşı / Daver Darende / Telgrafhane Yayınları / 112 s. / 2018

Kitabı, Telgrafhane Yayınları internet sitesinden %50 indirimle edinmek için BURAYA tıklayabilirsiniz.

Diğer Yazılar