5 Kitap – 1 Stefan Zweig

5 Kitap – 1 Stefan Zweig

Selen Erkan yazdı:
“İster basılı, ister dijital ortamdaki kitaplar olsun; petabyte, exabyte, yottabyte ve daha fazlası kapasitede bilgi birikiminin olduğu modern çağda, bulunmaz Hint kumaşı yazarlar, kitaplar elbette hep varolurken, Stefan Zweig da yaratıcılığı, akıcı dili, çabuk okunması ve her hikayenin sonunu yetkinlikle bağlayışıyla raflardaki bulunmaz Hint kumaşlarından biridir. “

Hindistan’ın İngiltere sömürgesi olduğu yıllarda, İngilizler pahalı olan Hint kumaşının yerine İngiliz kumaşları üretmeye çalışmış fakat bu kumaşlar daha ucuz olmasına rağmen Hintliler tarafından pek rağbet görmemişti. Kapitalizmin verdiği hırsla İngilizler Hint kumaşını piyasadan silmek uğruna, Hint dokumacılarının baş parmaklarını ve ellerini kestiler ve sonuç olarak Hint kumaşları bulunmaz hale gelince “Bulunmaz  Hint Kumaşı” deyimi günümüze kadar geldi. İster basılı, ister dijital ortamdaki kitaplar olsun; petabyte, exabyte, yottabyte ve daha fazlası kapasitede bilgi birikiminin olduğu modern çağda, bulunmaz Hint kumaşı yazarlar, kitaplar elbette hep varolurken, Stefan Zweig da yaratıcılığı, akıcı dili, çabuk okunması ve her hikayenin sonunu yetkinlikle bağlayışıyla raflardaki bulunmaz Hint kumaşlarından biridir.

Öte yandan, okuyabileceğinden fazla sayıda kitap alıp, evde okumadan biriktiren Tsundoku hastalarının raflarında Stefan Zweig’ın yaşamı boyunca yazdığı eserlerden birisi mutlaka varsa umarım okunmadan sonsuza kadar o raflarda yaşlanmayı beklemezler.

Sırasıyla Korku, Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu, Satranç, Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat ve Olağanüstü Bir Gece kitaplarını okudum. Hepsinde vardığım ortak nokta; gözlem, gözlem ve yine gözlem. Siz de bir gün bu kitapları okumaya karar verirseniz belki siz de aynı soruları sorar ve kendi cevaplarınızı verirsiniz.

Korku…Yazar hiç birisini aldatmış mıdır, ya da bu hikayesini yazarken ona anlatılan aldatma hikayelerini çok iyi mi özümsemiştir de karakterin duygularını bu kadar detaylı yazabilmiştir? Bir insan onu aldattığını bile bile eşinin peşine sırf tedirgin olsun ve ailesine kendiliğinden dönsün, kıymet bilsin diye birisini takabilir mi? Onu sonunda affedebilir mi?

Peki karakterimiz o kadar mutlu olduğunu sandığı evliliğinde neden  başkasına kapılıp gitmiştir? Cevabımız bu alıntıyla verilmektedir. “Fakat nasıl ki rutubetli ya da fırtınalı havalarda ortama rahatsız edici bir rehavet çökerse, aşırı mutluluk da insanı kışkırtarak, mutsuzluğa kıyasla daha rahatsız edici olabilir.” Sizce de bu olası mı?

Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu…Hayatı boyunca tek bir adama aşık olmuş bir karakter ondan çocuğu da olmasına rağmen ömrü boyunca nasıl gerçekleri yüzüne vurmadan yaşamına devam edebilir? Neden sürekli kendisini görsün diye her doğumgününde ona çiçek gönderir? Bu da yapılır mı dedirten, görünürde küçük ama karakterimizi derinden etkileyen her olayın sonunda yazılan yalın bir mektup senelerce her şeyden habersiz olan size gönderilse ne hissedersiniz? Bir insanın hayatını kökünden hem de farkında olmadan değiştirmek nasıl bir senaryodur?

Bir Kadının Yaşamından Yirmi Dört Saat…Adından da anlaşılacağı üzere, sadece yirmi dört saatte yaşananlar Bayan C.’yi oldukça sarsmış ve sonunda bir gün kimseyi eleştirmeyen birisiyle karşılaşınca ona açılma ihtiyacı duymuştur. Siz hiç sizi tanımayan birisine, özelinizi anlatıp rahatladınız mı? Ya da bir insanı önce ellerinden farkedip, sonra yüzüne bakıp saatlerce izleyecek kadar etkilendiniz mi? Bu kitaptaki karakterimiz böylesine bir tutkuyla tanımadığı bir adamın hayatını kurtarırken, karşılığında hüzne nasıl boğulabildi?

Satranç…Hikayemiz Buenos Aires’e gitmekte olan bir yolcu gemisinde başlıyor. Ve sonra kendinize sormaya başlıyorsunuz; küçük bir odada, günlerce, aylarca kalmanız gerekse ve sahip olduğunuz tek kitap bir satranç kitabı olsa bu konuda ne kadar ustalaşabilirsiniz? Zweig bu konuda da o kadar detaylı yazmış ki, çeşitli alanlarda ne kadar bilginiz varsa yazdıklarınız da o kadar çeşnili oluyormuş. Karakterimizin kişiliği de aynı satranç tahtası gibi siyah ve beyaz olmak üzere ikiye ayrılmış, bir de bakmış ki kendi bedeninde iki ayrı kişi olarak satranç oynamaya başlamış. Böyle bir şeyi yüz yıl düşünsem hayal edemezdim. Bir oyun kurgusal olarak zihinde nasıl oynanır okuyarak görmelisiniz.

Olağanüstü Bir Gece…Bu kitapta da diğer kitaplarda olduğu gibi “bütün olay aslında küçük bir zaman dilimini kapsıyor.” Zaten hayat tam da böyle değil mi?  Dönüm noktalarımız dediğimiz her şey anlardan ibaret. Karakterimiz anlatmaya başlarken “ben” diye başlıyor ve sonra düzeltiyor. “Ben dedim ancak bu sözcük aslında netlik taşımıyor çünkü ben, o günden beri sadece dört ay geçmesine rağmen, hala önceki “ben” oturduğu dairede oturmama ve onun masasını, kalemini ve ellerini kullanarak yazmama rağmen artık o zamanki “ben” değilim.”

Ailesinden kalan mirasla rahat bir hayat yaşayan genç adam sonunda şöyle der: “ Hayatımdaki bütün engelleri ortadan kaldırmıştım ve yaşam sevincim bu engellerin noksanlığı yüzünden özünü yitirdi,… hayata tutkuyla sarılmakta yetersizleştim.”

Karakterlerinin kendi içinde gelişimi, kendini bulması ve bunu fark etmesi, yazarın psikolojik olarak karakterleri irdelemesi üzerine kitaplar arıyorsanız kurgusu, ana fikri oturmuş, betimlemeleri ve gerçek hayata dair net gözlemleriyle bezenmiş bu kitapları bir okuyun derim.

Ve yine Olağanüstü Bir Gece’den bir alıntı: “Bir kez kendini bulmuş olan kişinin bu yeryüzünde yitirecek bir şeyi yoktur artık, ve bir kez kendi içindeki insanı anlamış olan bütün insanları anlar.”

Kendinizi bulmaya ve anlamaya ne kadar yakınsınız?

Diğer Yazılar