“Korona’dan Sonra” Müneccimliği

“Korona’dan Sonra” Müneccimliği

Ömer Atagenç yazdı:
“Küresel krizlerin çoğu yarattığı tahribatın yanısıra sayısız derslerle dolu. Ülkenin ve dünyanın gündemini takip etme alışkanlıklarımızı değiştirmek için bize çok önemli bir yol açıyor. Komplo teorilerini, görünmeyen elleri, sorunları belirli toplumlara ya da ülkelere ihale etme kolaycılığını terketmek mecburiyetindeyiz. “

Malumunuz son dönemde epey revaçta olan “Koronadan sonra” başlıklı çeşitli yazılar, tahminler, gelecek öngörüleri vs. bol bol metin var. “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak!” temalı bu yazıların çoğu belirli gerçekliklere temas etmesine rağmen epey pesimist. Sanki bir post-apokaliptik film senaryosu gibi senaryolar dolanıyor ortalıkta. Sürecin mevcut siyasal ve toplumsal düzeni kökten değiştirme ihtimaline dair kimsenin şüphesi yok. Ama bize dışardan ve bir parça da yukardan dayatılan metinlere karşı edilgenliğe direnen bir başlangıç yapmak gerekir.

Şöyle başlayalım: Siyasal dönüşüm süreçlerinin ekseriyetle “kriz” sonrası dönemlere rastlaması tesadüf değil. Bu bağlamda böylesi bir küresel salgının yine küresel ölçekte bazı değişikliklere sebep olması da muhtemel. Ancak burada cevaplanması gereken “tıpkı diğer “dönüşüm” süreçlerinde olduğu gibi süreci uzaktan mı seyredeceğiz yoksa müdahil olup en sağlıklı çözümü üretmek için kafa mı yoracağız?” sorusudur.

Küresel eksendeki değişiklikleri uzaktan takip edip her türlü endişe ve önyargıyla baştan reddetme malumunuz bizim siyasal kültürümüzün olmazsa olmaz bir parçası. Bu cümleden şu anlaşılmamalı: “Küresel egemenler bir dönüşüm başlatırsa biz de bu gemide mutlaka yer almalıyız!” Tam aksine mevcut düzenin esas koruyucularının atacağı muhtemel adımları tespit edip hem ulusal hem de küresel ölçekte bir yol haritası belirlemek zorundayız. Bu basit ve alışılagelmiş bir reçetecilik de değildir! Kimse oturduğu yerden reçeteler yazıp bir başkasının uygulamasını beklemeyecek artık. Herkesin elini taşın altına sokacağı gerçek bir kolektif emek sürecinden bahsediyoruz. Kimsenin muaf olmadığı bir süreç…

Değişimin kendisine dair itiraz edeceğimiz bir şey yok elbet. Böylesine sıkışan ve tıkanan sistemin bir yerden patlak vermesi ve istese de istemese de bir dönüşüm geçirmesi kaçınılmaz. Ancak burada dikkat edilmesi gereken bazı hususlar var.

Birincisi, biz bu kadar gelecek senaryosunun neresinde duracağız? Edilgenlik buradaki en temel tehlikelerden biridir. Bizim yerimize akıl yürütülmesinden ve sözde bizim çıkarımızın gözetildiği iddia edilmesine rağmen etkileri bize yansımayan çözümler üretilmesine bir dur demek gerekmiyor mu? Burada atılacak ilk adım üzerimizdeki ölü toprağı atarak kendimizi çözümün merkezine oturtabilmek olacaktır.

İkincisi, ortadaki sorunu doğanın bizden intikam alması gibi içini dolduramadığımız bir metafizik algıya ihale edip mevcut dünya düzeninin yarattığı bir kriz olduğunu gerçeğini gözardı etmek bilimsel midir? Bu sorulara cevap verirken de “emperyalizmin oyunu” diyerek geçiştirmeden, görünmeyen ellerin müdahalesi üzerinden anlatılan ve faili olmayan senaryolar üretmeden cevaplamak ancak doğru bir adım atmayı sağlayacaktır.

Üçüncüsü, küresel krizler bahane edilerek toplumsal kontrol ve denetim mekanizmalarının tırmandırılması ve korku senaryoları ile otoriterliğin hız kesmeden devam etmesi ihtimali bu kadar kuvvetliyken ulusal ve küresel dayanışma ağlarının kuvvetlendirilmesi düşünülmesi gereken seçeneklerden biri değil midir?

Dördüncüsü, son yaşadığımız kriz de dahil olmak üzere pek çok sorun yalnızca ulusu değil tüm insanlığı doğrudan etkileyen niteliklere sahip. Küresel düşünüp ulusal hareket edebilmenin çok daha anlamlı olduğu bir sürecin içinden geçiyoruz. Sizlerle benzer sorunlar yaşayan her türlü özneyle aradaki benzerlikleri tespit etmek ve bu çerçevede fikir yürütmek de faydalı olacaktır. Korku senaryoları ile bastırılmış toplumların seslerinin yeniden duyurabilmeleri ve çözüm üretebilmeleri ancak küresel bir dayanışma ağı içinde mümkün olacaktır. Bu talep basit ve 90’lardan bugüne gelen alışkın olduğumuz kavramların ve içeriğin ötesinde hatta sonuç itibariyle tam karşısındadır.

Küresel krizlerin çoğu yarattığı tahribatın yanısıra sayısız derslerle dolu. Ülkenin ve dünyanın gündemini takip etme alışkanlıklarımızı değiştirmek için bize çok önemli bir yol açıyor. Komplo teorilerini, görünmeyen elleri, sorunları belirli toplumlara ya da ülkelere ihale etme kolaycılığını terketmek mecburiyetindeyiz. Bugünün dünyasında gerçek faillerin karmaşık kimlikleri ve ilişkileri hiçbir öznenin doğrudan hedef gösterilmesini imkansız kılmaktadır.

Krizlerde “kimlik”ler arayarak bize kaybettirilen her vakit arka plandaki sınıfsal gerçekliklerin gözardı edilmesini sağlamaktadır. Ulusal meselelerle sınıfsal sorunların içiçe geçtiği bu dönemde yalnızca tek bir pencereden bir konuyu anlamaya çalışmak sonuca ulaşmayı büyük ölçüde geciktirecektir. Neo-liberalizmin yarattığı tahribatın tahminlerimizin çok daha ötesinde olduğu kavrayarak geleceği şekillendirmeye ihtiyacımız bulunmaktadır.

Diğer Yazılar