Koronal Paranoid Kişilik Bozukluğu

Koronal Paranoid Kişilik Bozukluğu

Kâmuran Şems yazdı:
“Bugün bir salgında kaos yaşanıyorsa acaba sebebi kapitalist pazarın özendirdiği hesapçı davranışlar olabilir mi? Fırsatçı, hesapçı, güvenilmez sermaye ahlaki gelenekleri değersizleştirerek düzensizlik üzerinden bir çığ gibi büyümekte değil mi?”

Bilim kurgu, distopya, evrim, doğal seleksiyon, doğanın gazabı, karma ne derseniz bugün yaşananlar özünde bir utanç meselesi. Bunca yıl yani,  iki bin yirmi yıldır insan aklını git gide yitiriyorsa bu işte bir saçmalık var.

Çılgınlar gibi çoğalan dünya nüfusu başlı başına bir dert. Millete çocuk yapma, evlat edin kardeşim de diyemiyorsun.  Etik, insan hakları, özlük hakları vesaire derken  bu dünyanın hakları ne olacak?

Doğanın, diğer canlıların, atmosferin haklarını kim savunuyor? Batısı, doğusu, kuzeyi, orta doğusu, güneyi, tüm insanlık bu suçun ortağı.

Köşeye çekilmiş, refah içinde yaşayan kuzey Avrupa sinsi sinsi silah üretmeye devam mı edecek mesela? Süper güç olma yarışındaki Çin atmosferi kirletmeye, doymak için hangi hayvanı yiyeceğini şaşıran Çinliler sonunda birbirlerini mi yiyecek?

Kifayetsiz toplumların birey merkezli döngüsü köşe dönücü hegemonyanın çizdiği kader çemberinde dönmeye devam mı edecek? Birlikten kuvvet doğar anlayışını yıkan kapitalizmin yarattığı her bir sorun Das Kapital’in yeniden üretimimi olacak ?

İnsanlık tarihi için geç, günümüz için yakın tarihin paradoksu, komünizm fobisi ve kapitalizm sevdası beşeri ve ekonomik ilişkilerin son durumunu özetliyor.

Peki komünizm ve komünistler neden sevilmez? Bu soruyu yeniden sormamın nedeni Sloven sosyolog, filozof ve kültür eleştirmeni Slavoj Zizek’in 10 Mart 2020’de yaptığı açıklama.  Düşünürün çarpıcı beyanatı şöyle:

Korona Virüsü, bizi küresel komünizm ve orman kanunları arasında karar vermeye zorlayacak. Bu virüse gelecek yeni salgınlar, afetler, felaketleri de ekleyebiliriz kanımca.

Komünizm aslen komün kelimesinden türemiş bir ifade. Sosyoloji sözlüğüne başvuralım.

Komün terimi, ya yaşamı ve yapılan işi paylaşan bir grup insanı, tek tek üyelerin ideal (idealden kasıt eşitlikçi yani doğrudan üreticilerin ya da işçilerin ekonomik kaynaklar üzerindeki ortak mülkiyeti temelinde örgütlenebileceğini öngören bir öğreti, komünizm) bir toplum görüşünden yola çıkarak yeni bir toplumsal düzen kurmaya çalıştıkları ütopyacı bir topluluğu anlatır.

Bundan başka anlamları olsa da sosyoloji komünlere eşitlikçi yaşam ve çalışma ilişkileri yaratma çabası anlamında yoğunlaşmış.

Burada mevzu olan komünal davranış kalıpları ile güç ilişkilerinin (cinsiyete dayalı olanlar gibi) toplumsal bakımdan daha eşitlikçi bir ortamda ciddi derecede dönüşüp dönüşmediğidir.

Özetle komünal grup bireylerinin potansiyellerini eksiksiz bir biçimde gerçekleştirmesi, yeni bir toplum düzeni kurma fırsatı yaratması beklenir. Bu mücadele aslında dünyada yaşanamayan dayanışma ortamını canlandırmaktır.

Bu bağlamda, tek bir komün tipi olmadığını belirtmekte fayda var: aktivist, pratik, terapötik, dinsel gibi. Bu kategoriler birbirini dışlayıcı özellikte değildir ancak birbirlerine çok kucak açtıkları da söylenemez. Ülküsel olan birliktelik, beraberlik  pek de kolay sağlanamaz çünkü insanın yapısından kaynaklı beklenilen ideal ilişkiler bir noktada ütopya olmaya mahkumdur.

Aynı şekilde bu model bir yönetim bir süre sonra totaliter bir yapıya dönüşebilir ve eleştirilebilir. Yönetim kimin elindeyse onun zihninde şekilleneceğinden o zihinlerin selametine bakar.

Kapitalizme gelirsek pre-modern çağda da pek çok örneğine rastlanmış, fakat o evrede kapitalist mübadeleler siyasal ve dinsel denetimle sınırlı olduğu görülmüş. Kapitalizm kısaca üreticilerin aracısız ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade satış, mübadele ve kâr amacını güden bir ücretli emek ve meta üretimi sistemi.

Bu yazıda mesele ne komünizmi savunmak ne de kapitalizme saldırmak. Her ikisinin artıları eksileri tartışılır.

Ancak kabul etmemiz gereken bir gerçeği de hatırlatmak isterim. Meta üretiminin, düzensiz, istikrarsız ve fevri değişimlerin toplumsal düzeni yozlaştırdığı ortada. 

Bugün bir salgında kaos yaşanıyorsa acaba sebebi kapitalist pazarın özendirdiği hesapçı davranışlar olabilir mi? Fırsatçı, hesapçı, güvenilmez sermaye ahlaki gelenekleri değersizleştirerek düzensizlik üzerinden bir çığ gibi büyümekte değil mi?

Dev sermayelere örnek ilaç firmalarının sözüne bile güvenilemiyor, ne acı. Kolonya demode bulunurken çılgınlar gibi kolonya peşine düşen kitlelerse acınası.

Böylesine kıvranırken şu gezegende biraz hayal kurup, ütopik bir düzen kurmanın tam zamanı.

Sorulması gereken soru şu: Bugünkü tablonun önüne geçebilir miydik veya geçebilir miyiz?

Eşitlikçi, saygılı ve kardeşçe bir düzen Komünal yaşama geçişle sağlanabilir mi?

Komünal Üretim Sistemleri , K.Ü.S., yeniden devreye alınabilir çünkü bu sistem

günümüzdeki aşırı ve anlamsız tüketimin azalmasını sağlayabilecek çok basit bir tertip. Sadece özverili olmak ve hodbin olmamaktan geçen bir yöntem.

K.Ü.S. özetle, kimi zaman formel üretim ile maliyetleri üstlenenlerin, bu çabaları karşılığında sembolik, maddi olmayan karşılıklar bekledikleri aile-hane üretimi sistemi arasındaki geniş boyutlu alışveriş. Bebek bakma çevreleri, hasta bir komşu için yemek yapma, evleri iyileştirme kooperatifleri gibi.

Buna ilaveten bireysel bir çaba komünal bir üretime dönüşebilir. Örneğin (V.Ö. virüs öncesi) İtalya’da 90 yaşında bir şefin artık yemekleri, pazardan aldığı taze ürünlere katıştırıp, üşenmeden pişirip fakirlere dağıtmasını uzaktan alkışlamak yerine benimseyip toplu bir eyleme dönüştürmek gibi.

Gelin şimdi biraz da hipotetik düşünelim.

K.Ü.S. kullanılsaydı belki de nüfus bu kadar artmayacaktı, daha iyi planlanacaktı. Ortalıkta başı boş gezen, ne idiği belirsiz, tekinsiz berbat ortamlarda büyümüş  tecavüzcüler olmayacaktı.

Parası olan da olmayan da üremeyi aşkla yapıp, hakkını vererek çocuk büyütecekti. Bireysel benmerkezci zihniyet yerine, belki, komün ne hayırlı ise ona karar verecekti.

Çılgınlar gibi hayvan yemek ve çiftliklerde antibiyotikle hayvan üretmek yerine, belki,  el emeği göz nuru tarım ürünlerini zarafetle tüketecektik. Dünya köşe başına hangi zavallı hayvanın kıymaya dönüştüğünü bilmediğimiz bir hamburgerci cehennemine dönüşmeyecekti. Bebeler obezite hastalığına yakalanmayacaktı. Belki moda emperyalizmin ve kapitalizmin bir silahı olmayacaktı vs. Vs.

İnsanlık, hayatında ilk defa bir virüsle ve salgınla karşılaşıyormuşçasına panikte. Yahu arkadaş Korona dediğin virüs 1960’lardan beri var. Ha bire mutasyona uğruyor. Sosyal medya ortamlarında yok efendim iki sene önce bir Kore dizisinde duyulmuş falan filan. Bu kaotik ortamı besleyen sürü cehaleti, bu küresel krizi yönetemeyecek kadar basiretsiz dünya liderleri.

Ütopya peşinde koşarken al sana Distopya. Üstüne sonsuz hızda, sonsuz ve yanlış bilgi akışı. Psikiyatri hazır olsun, V.S. (virüs sonrası) Koronal Paranoid Kişilik Bozukluğu yolda.

KPKD olmayacağım, sakinlikle, yapılması gereken ne ise (daha fazla değil), arsız bir istifçiye dönüşmeden yaşamaya devam. Mesela 20 paket makarna almadan.

Açlıktan ölmek çok zor ama uykusuzluk adamı bitirir, hatta en iyi işkence yöntemi, sorgulananı uykusuz bırakmaktır.

Eve tıkılıp, TV karşısında yayıp, uykusuz kalıp, uykusuzluğun acısını çıkarmak için kendini tıkınmaya vermeden sakin sakin şu izolasyon duruma bir an önce uyumlanıp, sağlıklı kamusal paylaşımlara kavuşacağımız günler umarım yakındır.

Son olarak yazının ana teması eşitlik üzerine Montaigne yorumunu sizlerle paylaşmak isterim.

RUH EŞİTLİĞİ

İmparatorlarla kunduracıların ruhları eş kalıptan çıkmadır. Kralların gördükleri işlerin önemine ve ağırlığına bakarak, bu işlerin önemli ve ağır sebeplerle dayandığını sanırız, yanlış! Bizi işe süren, işten alıkoyan sebepler, onlar için de aynıdır. Bizi komşumuzla kavgaya sürükleyen sebep, hükümdarları savaşa sürükler; uşağınıza dayak atmanıza sebep olan şey krala bütün bir milleti mahvettirebilir. Onların istekleri de bizimkiler kadar sudandır, ama kudretleri fazladır: Kral da, dilenci de aynı iştahla acıkırlar.

Diğer Yazılar