Mustafa Şeref Bey

Mustafa Şeref Bey

Hasan Macit Yazdı:

“Yaşamlarını gelecek kuşakların gönenç içinde yaşayabilmeleri ve ulusunun dünya ulusları içinde özgürce yerini alması için mücadele edenleri gelecek kuşaklara tanıtmak, unutturmamak görevimiz olmalı. Yaşamlarını ulusuna adayanlardan biri de Mustafa Şeref Bey’dir. “

19. yüzyılda, Osmanlı Devleti siyasi ve ekonomik sıkıntılar yaşadı. Üst üste toprak kayıpları bu yüzyılda gerçekleşti. İç ve dış borçlanma bu yüzyılda yapıldı.

Osmanlı Devleti, borçlarını ödeyemez duruma düştüğü için Düyun-ı Umumiye kuruldu. Resmen vergi gelirlerinin kontrolünü yabancılara bıraktı.

Osmanlı’ya, batılı devletler, “hasta adam” benzetmesini yapıyorlardı. Azınlık haklarını koruma adına iç işlerine karışıyorlar, kamu görevlilerin atanmasına kadar müdahale ettikleri oluyordu. Dönemin emperyalist ülkeleri Osmanlı topraklarından daha fazla imtiyaz ve pazar payı kapma yarışındaydılar. Bu konudaki, emperyalist devletlerin rekabeti, Osmanlı Devleti’nin parçalanmasını önlüyordu.

Fransız ihtilalinden sonra, dünyada ulusalculuk rüzgârları esmeye başladı. Osmanlı Devleti sınırları içinde yaşayan halklar da ulusalculuk etkisinde kaldılar.

Ayrılma isteklerinin doruk noktasına çıktığı bir dönem yaşanmaktaydı.

Osmanlı yönetiminde en çok mağdur olan Türkler ve Anadolu’dur. Osmanlının Anadolu’ya hiç yatırımı yoktur. Buna karşılık yetişkin sağlıklı sağlam erkekleri asker olarak cephelere sürmekte, saldığı ağır vergilerle yoksulluğuna yoksulluk katmaktaydı.

Osmanlı Devleti, 12 Mayıs 1914 tarihinde “Askeri Mükellefiyet Kanunu” adında bir düzenlemeyle, gençleri ve özellikle kırsal kesimden 2.850.000 kişiyi askere aldı.

Köylerde yaşlı, sakat erkekler, çocuklar ve kadınlar kalmıştı. Bunların çoğu da, salgın hastalıklar, yetersiz beslenme ile yaşam mücadelesi vermekteydi. Toprağı işleme işi yaşlılara, çocuklara ve kadınlara kalmıştı.

İş hayvanlarını savaş nedeniyle askeriyenin el koyması sonucunda, toprağı işlemek için birçoğunun karasabana koşacak atı, öküzü de yoktu.

Uzun süren savaşlar ekili alanların azalmasına neden oldu. 1. Dünya Savaşı öncesinde, Osmanlı’da 75 milyon dönüm toprak ekilirken, savaş sırasında ekili alanlar 25 milyon dönüme düşmüştür.

Ekili alanlar da çekirge tehdidi altındadır. Çekirge sürüleri önüne ne çıkarsa çıksın yiyip bitirmektedir.

Birinci Dünya Savaşı yıllarında İstanbul’da bulunan Alman gazeteci Harry Stuermer’in “Ekmek bulamadığımız dönemlerde, özellikle 1916’nınbaşlarında, sadece İstanbul’da günde onlarca kişi açlıktan ölmekteydi… Ülkenin diğer yerlerinde –özellikle Suriye- kesimlerinden ise daha ciddi kıtlık haberleri alıyorduk.”  sözleriyle Osmanlı’nın durumunu anlatmaktadır.(1)

Osmanlı Devleti’nin son yıllarında ülke içindeki isyanlar ve savaşlar nedeniyle hastalık, ölüm, açlık, yoksulluk, fuhuş, hırsızlık vb olağan olaylar haline gelmişti. 

***

Osmanlı Devleti’nin, son dönemlerinde yetiştirdiği değerli vatansever aydınların çoğunluğu, devletin sorunlarını çözmek için yaşamlarını, devletine ve ulusuna adamışlar, özel yaşamlarına zaman ayıramadan bu dünyadan göçüp gitmişlerdir. Birçoğu unutulmuş veya unutulmak üzeredir.

Yaşamlarını gelecek kuşakların gönenç içinde yaşayabilmeleri ve ulusunun dünya ulusları içinde özgürce yerini alması için mücadele edenleri gelecek kuşaklara tanıtmak, unutturmamak görevimiz olmalı.

Yaşamlarını ulusuna adayanlardan biri de Mustafa Şeref Bey’dir.

Mustafa Şeref Bey, 1914 yılında Konya’da Hukuk Mektebi Müdürlüğü yaparken, Konya ve Burdur’dan Meclis-i Mebusan’a mebus olarak seçildi.  Burdur mebusluğundan istifa ederek, Meclisi Mebusan’a Konya mebusu olarak katıldı. (2)

1915 yılında Ticaret ve Ziraat Vekâleti Müsteşarlığına atanınca mebusluktan ayrıldı.

Mustafa Şeref Bey’in, Ticaret ve Ziraat Vekâleti Müsteşarlığı döneminde, devletin genel iktisat politikasını belirlemek üzere Ticaret ve Ziraat Nazır’ının başkanlığında 24 üyeden oluşan İktisadiyat Meclisi kuruldu. Mustafa Şeref Bey İktisadiyat Meclisi’nin doğal üyesidir.

İktisadiyat Meclisi, 1 Ocak 1917 tarihindeki ilk toplantısında liberalizmi reddetti. “Hayat-ı İktisadiyede devlet tarafından müdahale olunması” ilke olarak kabul edildi. Bu karar “devletçilik” politikasının ilanı oluyordu.

İktisadiyat Meclisi’nin 15 Ocak 1917 tarihinde yapılan ikinci toplantısında, şeker üretimi konusu tartışıldı. Avrupa basınında, Osmanlı topraklarında pancar yetiştirilemeyeceğine yönelik, kamuoyunu etkilemek amaçlı çıkan yazılara ve yerli üretimi engelleme lobilerine rağmen pancar üretimi için çiftçinin eğitiminden desteklenmesine kadar ve şeker fabrikalarının ulusal sermaye ile kurulması ve kuruluşunda yapılacak destekleme kararlarını alındı.(3)

Mustafa Şeref Bey, 1. Dünya Savaşı’nın olanca şiddeti ile devam ettiği, 1917 yılında Talat Paşa kabinesinde Ticaret ve Ziraat Nazırı oldu.

Mustafa Şeref Bey’in nazır olduğu tarih, ordunun gıdasının (iaşesinin) karşılanamadığı, halk arasında açlık ve yoksulluğun yaşandığı dönemdir.(4)

Mustafa Şeref Bey’in ilk uygulaması üretimi artırmak için önlem almak olur. Daha fazla toprağın ekilebilmesi ve ekilen ekinlerin de çekirgelerin zararından korunabilmesi için devletin müdahalesini öngören , “Tarımda Çalışma ve ekme Yükümlülüğü (Mükellefiyyet-i Ziraiyye) Yasası” tasarısını hazırlayarak Meclis-i Mebusan’a sundu.

Öngörülen yasa ile üretimi artırmak için yapılacak çalışmaları içeriyordu.

Bunlar; Çekirgelerin yumurta bıraktığı tespit edilen toprakların sürülüp ekilmesi, buradan elde edilen ürünlerin ekme ve tohum ücretinin karşılandıktan sonra kalan paranın köy sandığına gelir kaydedilmesi. Üretim dışı toprakların ekilmesi ile çekirge yumurtalarının imha edilerek üretime kazandırılması.

Her çiftçi sahibi olduğu çift hayvanları (öküz, at, manda) ile 45 dönüm, bu hayvanların dişileri ile 35 dönüm yer ekip biçmeğe zorunlu tutulması. 300 dönüm toprağı eken çiftçinin askerliğinin bir yıl ertelenmesi, 600 dönüm ekenin ise hiç askere alınmaması.(5)

Kendi tarlasındaki işini bitiren çiftçilerin, hayvanları ve emek gücüyle; yoksul ve kimsesiz asker ailelerin topraklarını imece yöntemiyle ücreti karşılığında ekilmesini zorunlu tutulması. (3)

Faaliyetleri ne olursa olsun şirketler ziraat yapmaya zorunlu tutulması. Tarımsal faaliyeti olmayan ve askere alınmayanların bulundukları yerlerde, bulundukları bölgede yetişen ürünleri yetiştirmeleri zorunlu kılınması.

Yasa görüşmeleri sırasında muhalefetin “yasanın, anayasaya, kişi özgürlüklerine aykırı, angarya getiriliyor” eleştirilerine, Ticaret ve Ziraat Nazırı Mustafa Şeref Bey “bireyden önce toplum korunmalı, bu bir toplumsal sorumluluktur, angarya karşılıksız çalışmadır. Oysaki çalışan köylüler ücretlerini alacaklardır” yanıtını vermiştir. (6)

 “Tarımda Çalışma ve ekme Yükümlülüğü (Mükellefiyyet-i Ziraiyye) Yasası”  sert tartışmalar sonucu yasalaşmıştır.

Yasanın uygulanabilmesi için gerekli para ayrılmış, para kısıtlamasına gidilmemiştir. Çiftçiye, tohum, alet ve makine desteği sağlanmasına özen göstermiştir. Merkez, il ve köylerde güçlü bir örgütlenme ağı kurulmuştur. Yasa adeta ‘tarımsal seferberlik’ ruhuyla uygulanmıştır.

Bursa, Edirne, Çatalca ve İzmit yörelerinde geniş işlenebilecek topraklar olduğu halde işleyecek insan gücü bulunamadığı için esir alınan askerlerin çalıştırılması sağlanmıştır.

Devlete ait üzerinde tarımsal faaliyet yapılmayan topraklar, ekilmesi koşuluyla kırk yıl vade ile emeklilere satılmıştır. Ziraat bankasından da işletme kredisi ile desteklenerek üretime katılması sağlanmıştır.

Tarımda Çalışma ve ekme Yükümlülüğü (Mükellefiyyet-i Ziraiyye) Yasası’nın kararlılıkla uygulanması kısa sürede etkisini gösterir. 1915-1916 üretim döneminde 25 milyon dönüm toprak işlenirken, 1917 yılı Mayıs sonunda 52 milyon dönüm toprak işlendiği (Ürgüplü’nün eserinde 47 milyon dönüm) tespit edilmiştir. (3)

Mustafa Şeref Bey, Meclisi Mebusan’da yaptığı konuşmada “Yasa çıkmadan önce Bursa, Edirne, Çatalca ve İzmit yöreleri ancak 8-9 aylık beslenmesine yetecek besin üretirken, yasanın uygulanmaya başlamasından sonra kendilerine yeterli geldiği gibi başka bölgelere de besin maddeleri gönderir duruma gelmiştir.” (3)

“Tarımda Çalışma ve ekme Yükümlülüğü (Mükellefiyyet-i Ziraiyye) Yasası’nın uygulanması sonucunda, tüketim bölgelerinin (müstehlik mıntıkalar) üretim bölgelerine (müstahsil mıntıkalara) dönüştüğünü, örgütlenmenin ve çalışanların sorunlarının çözülmesinin başarıyı getirdiğini, ” vurgulamıştır. (5)

Dersaadet Ticaret ve Sanayi Odası ‘alınan bu önlemler sayesinde Osmanlı tarımında saadet devresi açıldığını’ kaydediyordu.

Üretimin artırılması, Osmanlıyı açlıktan teslim olmasını önlemiştir.

1. “I. Dünya Savaşı ve Osmanlı Devleti’nin Gündelik Hayatından kesitler” Alev Gözcü Makalesi

2.   “Mustafa Şeref Özkan ve Eserleri”, Münip Hayri Ürgüplü, s. 12

3.  “İttihat Terakki ve Devletçilik”, Zafer Toprak, s.  137    

4. “Zor Dönemlerin Kahramanı: MUSTAFA ŞEREF ÖZKAN”, A. Gürhan Fişek

5.   Özcan Şabudak

6.   A. Gündüz Ökçün, “Tarımda Çalışma ve Ekme Yükümlülüğü”

hasanmacit@gmail.com

Diğer Yazılar