Şaşkın Egolar, Güvensiz Kalpler

Şaşkın Egolar, Güvensiz Kalpler

Kâmuran Şems yazdı:
“İnsan, güven kelimesinin bir diğer anlamı olan inanma eylemini, alt benliği ve üst benliği arasındaki ilişkiden yola çıkarak tanımlar. Bu ilişki, dengesini kaybettiği anda her şey alt üst olur. Kişi tanınmaz hale gelebilir, ya da sakladığı benliği ifşa olur. Farkında olup olmadığı onun için pek de önemli değildir.”

Bu devirde anana babana bile güvenmeyeceksin başka hangi topraklarda kullanılıyor acaba?

Üzgünüm ama istisnalar haricinde bu dehşet inanış Ortadoğu’da yaşanan gerçeğin bir özeti.

Derinlemesine bakıp, insanın bir türlü anlamlandıramadığı varlığını, aslında kocaman bir hiçlik içerisinde, kaygının esiri olduğunu hatırlarsak, inanma ve bağlanma duygusunu geliştirmesinin zorluğunu görebiliriz.

Ne var ki güvenmek ile ilgili böylesine ürkütücü bir uyarı, mevcut durumu daha çetrefilli hale getiriyor.

Güven duygusu temeli olmadan inşa edilen bireylerin, sağlıklı zihinleri olması pek mümkün değil. Ancak imkânsız da değil. Güvenip güvenmeme döngüsü, özünde ego kapışmalarının yaşandığı, insanoğlunun yüzyıllardır verdiği bir savaş.

Bu meseleleri çözmek için yıllarını vermiş, kuramcıların, filozofların, bilim insanlarının teorileri, hissiselimi kuvvetli pek az insan tarafından anlaşılmış. Dolayısıyla egosuna yenik düşmeyen nesiller türememekte.

Mesela hayvan dostlarımızın birçoğu, kendini içgüdüsel olarak doğrudan yani çıplak bir şekilde ifade eder. Güvenmiyorsa dişlerini gösterir, güveniyorsa mışıl mışıl koynunuzda uyur.

İnsan denilen türe bakarsak, nevi şahsına münhasır veya son derece bayağı senaryolar vasıtasıyla güven yayar ve alır.

Peki, nedir güven?

Güven kelimesinin sözlük anlamı korku, çekinme ve kuşku duymadan inanma ve bağlanma duygusu.

Öyleyse, güveni tanımlayan kelimeler üzerinden ilerilerleyim ve “korku”dan başlayalım.

Danimarkalı filozof Søren Kierkegaard teolojik açıdan yaptığı yorumda şöyle der. “Herkes doğal bir biçimde günah ile doğar. Tanrı korkusu, tanrı inancı olmadan, aşırı istek ile.” Yani bilinçsizce geldiğimiz bu dünyada, dogmatik derslere giriş yapmadan önceki durumumuz şudur: Korkusuz ve istekli bebeciklerizdir.

Sigmond Freud, şüphesiz korkunun kaynağı olan kaygıyı egoya bağlar. “Anksiyetenin kaynağı egodur” der. Dış dünyanın gerçekleri ve iç dünyanın istekleri doğrultusunda denge sağlamakla görevli ego, sağlıklı çalışmalıdır.

Sağlıklı çalışmasından kasıt öncelikle, açlık, cinsellik gibi dürtülerin; yiyecek nerede, nasıl bulunur gibi dış dünyadaki koşulların farkına varılması ve en önemlisi (alt benliğe ait) dürtülerin, süper egonun, yani üst benliğin, baskısıyla koşullara uyacak niteliğe getirilmesi.

Kısaca ego, doğuştan gelen istekleri isteme dönüştürmek ve uyumcul davranışlara getirmekle yükümlüdür.

Gelgelelim çocukluğa geçen bebeler, artık taşıdıkları kaygıyla var olmaya çalışırlar. Mamafih çocuk, kaygı yüzünden periyodik olarak maceraya, korkunca, gizeme ve süblime yönelir.

Yine Kierkegaard’ın deyişle, kaygı “hem pay almak istediğimiz, hem de karşısında durduğumuz pathos’tur.” Pathos, insanın duygulanım alanıdır; tüm arzular, acı çekmeler, deneyimler, duygular, hazlar bu alanda, içinden sürekli akım geçen bir sistem oluşturmaktadır.

Bir diğer yandan Kierkegaard, sofistike bir yapıyı olan pathos’u, kaygıyı şöyle kategorize etmiştir:

Haz verene, iyi bir şeye, tuhaf bir şeye ve kaygılanmaktan utandığına karşı duyulan duygu.

Kimisi hayatı boyunca bu duyguya ve egosuna yenik düşer, kimisi gerektiğinde yanlış çalışan egosunu saf dışı bırakır, kaygıyı olumlu ve itici bir kuvvet olarak kullanır. Böylelikle sağlıklı çalışan ego, yeterli miktarda kaygı üreten bir bireyi yaratıcı, başarılı, dengeli ve adaletli(!) bir yaşama kavuşturabilir.

Fakat buradaki sorun ya da soru şudur? Sağlıklı çalışan bir ego ne kadar güvenilirdir?

İnsan, güven kelimesinin bir diğer anlamı olan inanma eylemini, alt benliği ve üst benliği arasındaki ilişkiden yola çıkarak tanımlar. Bu ilişki, dengesini kaybettiği anda her şey alt üst olur. Kişi tanınmaz hale gelebilir, ya da sakladığı benliği ifşa olur. Farkında olup olmadığı onun için pek de önemli değildir.  

Mesela kendisi ve sizin için salim olduğunu düşündüğünüz, sevdiğiniz ve inandığınız, güvendiğiniz, samimiyetinden kuşku duymadığınız bir egonun dininin imanının para ve içinin pazarlık dolu olduğunu kavramak büyük bir şoktur. Güveninizi kazanmış, sizden gerekli faydayı sağlamış, usta bir simsar, bir satıcı olarak toz olma yolundadır.

Şok sonrasında “gerçeklerin er geç ortaya çıkmak gibi bir huyu vardır” denir, konu kapanır. Bir ego daha şaşırmış, hak ettiği yere, güvensiz kalpler ordusuna gönderilmiştir. Yani ivedilikle yapılması gereken budur.

Yeni gelen yılda, güvenilir egoların buluşması, kavuşması ve kuşkusuz ilişkiler kurulması dileğiyle sevgili okurlar.

Diğer Yazılar