Yalana Şerbetli Olma Hali

Yalana Şerbetli Olma Hali

Kâmuran Şems yazdı:
“Günümüz Türkiye’sinde soğuk rüzgarların buz gibi etkisi yerine ılıman iklimin hafif meltemlerinin tatlı esintileriyle alabildiğine yalan söylenmekte. Millet neredeyse külliyen yalana şerbetli. Kayıtsızca ve küstahça”

Birine son derece güler yüzle bir vaatte bulunup, hele bu profesyonel bir konu ise, akabinde ortadan kaybolmak nasıl bir haletiruhiyedir?

Konuşmanın hararetinden karşındakinin yüz ifadesini okuyamamak galiba sorun.  

Neden sorun? Çünkü insan, olayları sonrasında değerlendirirken geldiği noktada kafa karışıklığı yaşamak istemez ve işler yolunda gitmezse zihin sürekli bu olumsuzluk üzerine çalışır. Hele bir de takıntılı bir yapıysa vay haline !

Verilen sözün tutulmaması bir nevi yalandır kanımca. Hatta halk arasında bu gibi durumlarda verilen tepki  dile yansımıştır; “yalan olmak”

İnsan neden yalan söyler ya da kandırma eğilimindedir?

National Geographic’in derlemesine göre başlıca 4 kategori altında yalana başvuruluyor.

Kendi kendinin tanıtımı yapmak, kendini terfi etmek

Kendini korumak

Başkalarını etkilemek

Belirsiz sebepler

Yalan tiplerine gelecek olursak

Abartma; bir durumun daha iyi veya büyük olduğunu iddia etmek, kendini daha başarılı göstermek. Bir yanlışı düzeltmek için aşırı vaatte bulunmak

Cesur yalanlar; karşı taraftan kolayca anlaşılan ve fevkalade kötü olan bu yalanlara genelde çocuklarda rastlanıyormuş.

Eksiltme; gerçeğin bir kısmını atlama. Doğrudan yalan söylemek yerine pasif olarak gerçeği bütünüyle aktarmama.

Küçültmek; bir konunun boyutunu, kapsamını azaltmak. Genelde bir gerçeğin inkar edilemediği durumlarda başvurulur. Abartmanın karşıtı.

Fabrikasyon; özgürce uydurmak, sonu mitomani’ye kadar gider.

İnkar;  bir şeyin doğruluğunu reddetmek

Yanıltıcı tip; insanları yanlış yola yönlendirmek niyeti ile yapılan usta işi ve anlaşılması güç olanlar.

İnsanın tabiatında ne yazık ki yalana başvurmak var.

Dünyanın en gelişmiş ülkelerinden Almanya’da bile, o çalışkan Almanlar saatte bir yalan söylüyormuş. (Deutche Welle)

Kim bilir Türkiye’de saatte kaç yalan dönüyor?

Bu konu üzerinde durmamın sebebi, o kadar çok yalan ile karşılaşıyorum ki.

İşin tuhafı okumuş, okumamış, akıllısı, safı, medenisi, gayri medenisi yukarıda bahsedilen yalan tiplerini sıklıkla kullanıyor. Çok şaşırtıcı.

Bir bakıyorsun dost bildiğin biri öyle bir yerde yalana başvuruyor ki apışıp kalıyorsun. Oysa ki sen dışarıdan olayın içi yüzünü tahmin edebiliyor ve hakikatin ne olduğunu çok rahat tahmin edebiliyorsun. Mesele yakıştıramamak.

En acısı iyi ve tarafsız bir gözlemcinin için dışarıdan her şey çok net anlıyor olması, dolayısıyla mertçe doğruyu söyle, kafan rahat, gönlün ferah olsun. Fakat bu davranış farkındalık gerektirdiğinden uygulaması kolay değil.

Yaln meselesi Theodor W. Adorno’nun da kafasını meşgul etmiş görünüyor ki  Mirima Moralia adlı eserinde konuyla ilgili mükemmel tespitlerde bulunmuş. Bir göz atalım:

“Kimse kimseye inanmamakta, herkes her şeyin içyüzünü bilmektedir. Yalan söyleyen adamın asıl söylemek istediği, karşısındaki insana da onun kendisi hakkındaki düşüncelerine de kayıtsız olduğunu hissettirmektir. Bir zamanlar liberal bir iletişim aracı olan yalan, her bireyin, kendi çevresinde buz gibi bir atmosfer oluşturarak bu atmosferin sığınağı içinde semirmesini sağlayan küstahlık yöntemlerinden biri haline gelmiştir.”

Adorno’ya ek olarak belirlemem şudur.

Günümüz Türkiye’sinde soğuk rüzgarların buz gibi etkisi yerine ılıman iklimin hafif meltemlerinin tatlı esintileriyle alabildiğine yalan söylenmekte. Millet neredeyse külliyen yalana şerbetli. Kayıtsızca ve küstahça

Açık, dürüst, şeffaf bir ifadeden yoksun, tarifsiz varoluş hezeyanlarından kaynaklı yalan, dolan küçük hesap peşinde koşan zihniyet ne yazık ki egemen. Oysa güven inşa edilmeden beşeri ilişkiler yürümez. Sahtelik ancak mutsuzluk getirir.

Korkum yeni gelen nesillerde de bu huyun devam edeceği.
Sürdürülebilirlik konusunda sınıfta kalan Türkiye, başarısız insan ilişkilerini sürdürmekte mükemmel.

Bir toplum, beyaz olsun olmasın, yalansız bir iletişimle ancak muasır medeniyetler seviyesine ulaşır. Kapitalizmin hinlikleri, gelişmemiş ülkelerde bireylerin zaaflarına dönüştüğü sürece bu iş zor görünüyor.

Haydi hayırlısı.

Diğer Yazılar