Tonguç ve Halk Aydını

Tonguç ve Halk Aydını

H. Olcay Taşlı yazdı:

“1935 yılında İlköğretim Genel Müdürlüğüne gelen Tonguç, hedef olarak yeni bir insan tipini yetiştirmeye yönelmiştir. Gerek 1936 yılında başlayan Eğitmen Kursları gerekse 1937’de deneysel aşaması başlayan Köy Enstitüleri yeni aydın modelini yetiştirecek kurumlar olacaktır. Köy Enstitüleri sayesinde “ Münevver, halk ve köylü ayrılığı kalmayacaktı.”

Her devrim zamanla savaş halindedir; çünkü akan zaman içinde devrimler kireçlenme tehlikesi ile yüzleşir. Atatürk her türlü tutuculuğun karşısında, “ Hızla değişmesi gerekli bir toplum için, hele sanayileşmenin, gelişmenin bu kadar hız kazandığı bir çağda, sürekli devrimciliği zorunlu görürdü.”  (1)

Türk Devrimi’nin kadrosunu teşkil eden unsurlar, eşraf, toprak ağası, sivil ve askeri aydındı; ama eşraf, toprak ağası ve aydından oluşan kadronun bir kısmı politik nüfuzlarını kullanarak zenginleşiyordu ki bu da gittikçe hareketi muhafazakârlaştırıyordu.

Kadroya en acı eleştiri, kadronun içinden gelmiştir:

 “ O sıralarda bence bu hadiselerin en önemlisini teşkil eden dünkü milli mücadeleciler ve o günkü devrimciler kadrosunun bir kazanç ve menfaat şirketi karakteri taşımaya başlamasıydı. Bunların kimi arsa spekülasyonları, kimi idare meclisi azalıkları, kimi taahhüt işleri, kimi de her türlü şekillerde komisyonculuk peşine düşmüş bulunuyordu.” (2)

Devrimi bataklıklardan kurtaracak zümrelerin başında ülkenin aydınları gelmektedir. Yalnız 1920’lerin Anadolu’sunda devrimin sürekliliğini sağlayacak aydın sayısı çok azdı. Tüm Devrim bu az sayıda ki aydın kadronun sırtındaydı; ayrıca aydın olarak nitelendirdiğimiz kitlenin önemli bir kısmı da sorunluydu, aydın ile halk arasında derin bir ayrım oluşmuştu. Hatta Atatürk, 26 Mart 1923’te Cumhuriyet’e miras kalan aydın zümresine şu sözlerle seslenmek zorunda hissetmiştir:

“Bozuk anlayışlı milletlerde büyük çoğunluk başka hedefe, aydın denen sınıf başka anlayışa sahiptir. Bu iki sınıf arasında tam bir zıtlık, tam bir karşıtlık vardır. Aydınlar ana kitleyi kendi amacına ulaştırmak ister; halk kitlesi ve avam ise bu aydın sınıfına bağlı olmak istemez. O da başka bir yol belirlemeye çalışır. Aydın sınıfı telkinle, uyarıyla çoğunluğu kendi amacına göre razı etmeye başarılı olamayınca, başka araçlara yönelir. Halka baskıya ve zor kullanmaya başlar; halkı baskı altında bulundurmağa kalkar. Artık burada  incelenmesi gereken asıl noktaya geldik. Halkı ne birinci yöntem ile ne de zorbalık ve baskı ile kendi amacımıza sürüklemeye başarılı olamadığımızı görüyoruz; neden?

Arkadaşlar!

Bunda başarılı olmak için aydın sınıfla halkın düşüncesi ve amacı arasında doğal bir uygunluk olması gereklidir. Yani; aydın sınıfının halka vereceği bilgiler, göstereceği ülküler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalı. Hâlbuki bizde böyle mi olmuştur. O aydınların etkileri milletimizin ruh derinliğinden alınmış ülküler midir?

… aydınlarımız ne için yürüdüklerini ve ne yapacaklarını öncelikle kendi beyinlerinde iyice kararlaştırmalı, onları halk tarafından iyice sindirilebilir ve kabul edilebilir bir hale getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır…”

Nasıl, halk ile aydın arasında oluşan ayrımı ne güzel ifade etmiş Atatürk, değil mi?

30’lu yıllara gelindiğinde ise başarılmış birtakım üst yapı devrimleri ile yetinilmiş ve bunları korumak amacıyla cumhuriyet kadroları bazı refleksler geliştirmiştir. Geliştirilen bu refleksler sonucunda, Mustafa Kemal’in de tüm uyarılarına rağmen Devrim’in alt yapısına ( Toprak reformu gibi) yönelik yeterli hamleleri gerçekleştirilememiş, Devrim kireç tutmuştur.

Tonguç’u göre Kemalist devriminin sürekliliği için yepyeni bir anlayışa sahip aydın zümreye ihtiyaç vardı. Cumhuriyet henüz her işin başına getirebileceği ve güvenebileceği nesli yetiştirememişti; çünkü bu nesli oluşturmak için devrimin elinde, halkın dilinden anlayacak aydına zümresi yoktu. Devrimin insan modelini de yeni aydınlar inşa edecekti.

Tonguç’ a göre yeni insan modelinin yetişeceği mecra ve kaynağı:

“Her işe temel ve malzeme olabilecek madde köye gömülü idi. Köy ve tabiat, bütün cevherlerinin içlerinde saklıyordu. Bundan evvel ki devirlerde olduğu gibi, köylüyü değil, tabiatı emmek gerekti…” (3)

“Tabiatı emebilmenin birinci şartı, yeni ve kadir insan tipleri yaratmaktır.”  (4)

1935 yılında İlköğretim Genel Müdürlüğüne gelen Tonguç, hedef olarak yeni bir insan tipini yetiştirmeye yönelmiştir. Gerek 1936 yılında başlayan Eğitmen Kursları gerekse 1937’de deneysel aşaması başlayan Köy Enstitüleri yeni aydın modelini yetiştirecek kurumlar olacaktır. Köy Enstitüleri sayesinde “ Münevver, halk ve köylü ayrılığı kalmayacaktı. Mukadderat birliği kurulacaktı. Cumhuriyet ve onun yetiştirdiği nesiller, her türlü tehlikelerden bilhassa; tevarüs edilmiş olan menfi Osmanlı münevverlerinin suikastlarından, korunacaktı. “ (5) Böylece Tonguç’a göre ezen ve ezilen sınıflar İmparatorluk döneminde kalacaktı.

Köy Enstitüleri tipik bir aydın yetiştirmekten öte, adını halk aydını diyebileceğimiz yeni aydın modeli arayışıydı. Tonguç, Pestalozzi’nin 135. Ölüm yıldönümünde kaleme aldığı yazıda, Pestalozzi kendi ülkesinde oluşan fenalıkların kaynağını, bilinçsizce işleyen ve halkı ezen ekonomik düzen olduğu kanısına vardıran etken; onun sadece kitabi bilgisi değildir, “  …

Çocukluğundan itibaren türlü fırsatlardan faydalanarak köyleri dolaşmış, buralarda yaşayanlarla düşüp kalkmış, her sınıftan halkı ve onu idare denelerin yakından tanıyan bir aydın olarak yetişmiş, hayatın sıkıntıları içinde bunalanları görmemezlikten gelmek yolunu sapmamıştır.” (6) Yeni aydın tipi ya da halk aydını aynı Pestalozzi gibi sadece kitabi bilgiyle yetinmemiş, aynı zamanda her fırsatta halkı ile birlikte olan aydındır; ancak bu yeni aydın modeli, halk ile aydın ikiliğine son verebilirdi. Ayrıca Devrim’in, köklü bir alt yapı devrimini zorlayan bir baskı unsuru oluşturacak geniş halk kitlesi yoktu. Ezilen köylü sınıfında bir kıvılcım yaratacak eğitim-öğretim kurumu olan Köy Enstitüleri eğer kadronun gerici unsurları tarafından kapatılmasaydı; aynı zamanda tabiatı emebilen, yeni kadir ve çağdaş insanın kaynağını oluşturacak ve Devrim’in kireçlenmesinin de önüne geçilecekti.

  1. Bülent ECEVİT, Atatürk ve Devrimcilik, Tekin Yayınevi, İstanbul s.19
  2. Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Politikada 45 Yıl, Bilgi Yayınevi, Ankara, 1968, s. 86
  3. İsmail Hakkı Tonguç, Canlandırılacak Köy, Remzi Kitabevi, 1939, s.12
  4. A.g.e,  Önsözünden
  5. A.g.e, s. 11
  6.  İsmail Hakkı Tonguç, Kitaplaşmamış Yazılar, Köy Enstitüleri ve Çağdaş Eğitim Vakfı Yayınları, Cilt 1, Ankara, 1997, s.20

Diğer Yazılar