Tek Yönlü Zihinler

Tek Yönlü Zihinler

Kâmuran Şems yazdı:

“Ezberlenmiş yaklaşım zihinsel bir tek yönlülüktür ve beynin tabiatına aykırıdır. Burada kritik olan çok yönlü düşünen, muhakeme yapan, iyi ve kötüyü ayıran bir varlık olduğunu insanın sürekli olarak kendisine hatırlatmasıdır. İnsanın meselelere kendi penceresinden bakmasının kimseye bir faydası olmadığı ortadadır. “

Bugünkü insanı kavramak için ne yapmalı?

Bu soru uzun süredir kafamı meşgul ediyor. Aslında bir işgal söz konusu zira 21.yyda insanlık adına gelinen nokta buysa bu durum şüphesiz sağduyulu zihinleri oyalar.

Her şeye eleştirel bir gözle bakmak yorucu, bezdirici ve tehlikeli olabilir ancak günümüzde bir tsunami dalgası gibi ivmelenen kişisel gelişim çalışmaları gerçekten ne işe yarıyor çok merak ediyorum.

Yüzyıllardır şükretmek ile ilgili vahiyleri dinliyor, duyuyoruz. Şimdilerde enerji koçları, bazı doktorlar basında orada bura ha babam şükredin diyorlar. Yani bir insan şükran duymayı illa başkasından mı duymalı ve uygulamalı? Anlamak mümkün değil. Hadi bunu geçelim, iyi ya da kötü her şeye itiraz eden ve hep taraflı bakan dar kafaları ne yapmalı?

Meseleyi bir örnek üzerinden anatomik olarak inceleyelim.

Bir devlet kurumunda yeni bir uygulamaya geçilir. Geri dönüşüm verimliliğini artırmak için yapıdaki ortak alanlara her türlü atık türünü ayrıştıran özel çöp kutuları yerleştirilir. Neredeyse metrede bir kadar sıklıkla. Sonrasında odalardaki bireysel çöp kutuları kaldırılır. Bu hareket ilk bakışta tuhaf gelebilir. Ancak hemen ardından kurumsaldan elektronik posta gönderilir ve konuya açıklık getirir. (hareket planı belki de önce haber verip sonra kutuları kaldırmak olabilirdi ama konumuz bu değil)

“Günümüzde, oturmanın sigaradan bile daha zararlı olduğu gerçeğini göze alarak siz çalışanlarımızın odalarındaki çöp kovalarını kaldırdık. Hem sizin sağlınız hem de doğanın sağlığı için kolaylıkla ulaşabileceğiniz atık kutularını kullanmanızı rica ederiz.”

Kelimeler bire bir aynı olmasa da bu mealde yazılmış bir metin.

Şimdi tepkilere göz atalım. Kimisi yüksek sesle yani özellikle herkesin duyacağı şekilde bu uygulamanın ne kadar saçma olduğunu, kimisi hemen itiraz edilmesi gerektiğini, kimisi kendisinin çöp kovası alacağını çeşitli üsluplarda belirtir.

Meseleye nedense iyi tarafından bakma eğilimi yoktur, doğrusu hakikaten azami on adım atıp doğayı ve kendi sağlını korumak yerine isyan.

Her türlü kurumun ideolojik birer aygıt olduğu ünlü kuramcı Althusser tarafından vurgulanmıştır. Dolaysıyla ister istemez bu tip bir emrivaki insanın sinirine dokunabilir. Ne var ki arif olup, olayın içinden çıkıp sakince sonuçlarını düşünmek daha mantıklı olmaz mı?

Mesela ideolojik olarak benimsemediğimiz bir kişi evrensel boyutta ve basiretli bir karar alsa ve sizi şaşırtsa ne yaparsınız?

Eğer samimi ve etkileyici bir hareket ise bu kişinin müdrik olduğunun bir göstergesi olabilir. Her hangi bir kişinin, kurumun yaptığı olumlu ve çağdaş davranışları desteklemek, iyiliğe doğru attığı bu adımda teşvik etmenin ne kötülüğü olabilir. Yanlış bir şey yaptığında ise gerekli uyarılar yapılır ve münazara başlar, orası başka.

Kısacası tarafsız bir göz sorunları daha net görür ve öfkeden çıldırmadan soğukkanlılıkla durumu çözümleme yetisine  vâkıftır.

Yukarıdaki örnek özellikle seçilmiştir çünkü otomatik reddediş refleksi kolayca görülebilir. Düşünmeden itiraz etme tepkisi nasıl yerleşmiş acaba? Sorunun cevabı derin ruhsal çözümlemeler gerektirebilir ama belki de psikanalize hiç gerek yoktur. Nasıl mı?

Atilla İlhan, Türkiye’nin sayılı aydınlarından, konuyu yarım asır önce nefis bir şekilde berrak ve anlaşılır kılmıştır. 10 Ocak 1971 yılında yazdığı yazısından alıntı.

“Ne kadar kapalı insanlarız!

Kapalıdan, kendi entelektüel sistemleri içerisine hapsolmuş, onu kıskançlıkla, hatta tutkuyla savunan, başka fikirlere daha başlangıçta kötü önyargılarla yaklaşan bir tutumu kastediyorum. Sağınıza solunuza şöyle bir bakın!.. Sağcısı da, solcusu da her şeyi kafasında yapmış bitirmiş, kendisinden başkasının yapamayacağına emin! Düğmesine bastınız mı, kendi sistemini, değerler düzenini tıkır tıkır sıralıyor, tartışmaya kalkıştınız mı, tartışır görünüyor ama, inanmayın,  aslında yaptığı, o önce söylediği sözleri bir kere daha tekrar etmek.”

Usta bir kalemin kırk sekiz yıl önceki tespiti. Ne yazık ki durum günümüzde de hala geçerli.

Atilla İlhan, entelektüellerin iki satırlık bir dünya görüşünü benimseyip  düştüğü rahatlığa çok basit bir denklemle karşı çıkıyor ve şöyle diyor.

“Nasıl doğa ve toplum, hareket yasalarına göre, diyalektik bir gelişme süreci içindeyse, akıl da böyle sürekli bir gelişme, arama süreci içinde olmalıdır.”

Ezberlenmiş yaklaşım zihinsel bir tek yönlülüktür ve beynin tabiatına aykırıdır. Burada kritik olan çok yönlü düşünen, muhakeme yapan, iyi ve kötüyü ayıran bir varlık olduğunu insanın sürekli olarak kendisine hatırlatmasıdır. İnsanın meselelere kendi penceresinden bakmasının kimseye bir faydası olmadığı ortadadır.

2005 yılı sonbaharında kaybettiğimiz fikir adamı Atilla İlhan’a saygıyla.

Diğer Yazılar