Spor Siyaset İlişkisi ve Genç Cumhuriyetin Ateş-Güneş Deneyimi

Spor Siyaset İlişkisi ve Genç Cumhuriyetin Ateş-Güneş Deneyimi

Süleyman Kalman yazdı:

“Atatürk’ün ölümünden sonra Güneş Kulübü’nün önce liglerden çekilmesi ardından kapatılması gibi Güneş Dil Teorisi’de üniversitelerde ders olmaktan çıkmıştır. Bu dersin hocası İbrahim Necmi Dilmen, dersin neden programdan çıkarıldığını soran öğrencilerine, “Güneş öldükten sonra onun teorisi nasıl hayatta kalabilirdi” diye yanıt vermiştir.”

Fenerbahçe Spor Kulübünün, cumhurbaşkanını ülkemizin kurucusunun yanına portresini asarak törenle divan kurulu üyesi yapması iktidara biat, haksız rekabet gibi birçok tartışma ile birlikte spor ve özellikle de futbolla siyaset ilişkisini ve ülkemizde bunun etkilerini gündeme getirdi.

Bu bağlamda, erken Cumhuriyet dönemindeki Güneş Spor deneyimini hatırlamak gerektiğini düşündüm.

Sporda öncü kulüplerimizden olan Galatasaray’da profesyonellik konusundaki tartışmalar 1929-30’larda başlamış. Çeşitli huzursuzluklar, çekişme ve anlaşmazlıklar bir süre göz ardı edilse de, 1933’te iyice su yüzüne çıkmış.

Eşref Şefik1’in “Olimpiyat” isimli spor dergisinde Galatasaray yönetimi aleyhine yazdığı yazılar sonucu kulüpten ihracı ve bunu başka istifaların izlemesi, Yusuf Ziya Öniş2, Ulvi Yenal3 gibi önemli isimlerin de kulüpten kopması ayrılığı daha da derinleştirmiş.

Bu sancılı süreçten biraz yapay ve zorlama da olsa GS’den ayrılmalarla Ateş Güneş Kulübü doğmuş.

Ateş Güneş olayında, Türkiye’nin yakın tarihi ile ilgili birçok iz ve unutulmuş gerçek var. 

Ateş Güneş’in Galatasaray’dan kopması ile ilgili GS karşıtı cephenin gerekçeleri şunlar:

Kulübün küçük bir elit kesimin tahakkümünden çıkarak halka açılması gerekliliği, yeniliklere karşı çıkan kulübün ak saçlılarına direniş, lise baskısına isyan (bu konuların bugün hâlâ gündemde ve tartışılıyor olması da işin başka bir ilginç yanı) ve önlenemez profesyonelleşmeye geçiş isteği.

Bunlar ilk bakışta haklı gerekçeler olarak gözükse bile olayın çok daha derin yönleri olduğu, sadece bölünme sürecinde değil, daha sonraki aşamalarda da kendini gösteriyor.

Kurucu 25 kişi Galatasaray kökenli oldukları için, önce takımın ismini “Sarı-Kırmızı” koymak istiyorlar. Ama Galatasaray buna şiddetli bir direnç gösteriyor, İstanbul Valiliği de izin vermiyor. Bu yüzden sarı-kırmızı renkleri çağrıştıran Ateş Güneş ismi alınıyor.

Tek Parti döneminin en güçlü yılları ve Cumhuriyet ideolojisi sadece devrimler gibi pratik uygulamalarla değil, kuramsal olarak da yerleştirilme çabasında. Bu yüzden hedef doğru olsa da, yaratılmak istenen toplum modeline ilişkin çalışmalarda hatalar da söz konusu. Türk Dili, Atatürk’ün deyimiyle “yabancı diller boyunduruğundan” kurtarılıyor. Dilde sadeleşme ve öz kaynaklara yönelme yanında bazı aşırıya kaçan uygulamalar da oluyor: “Güneş Dil teorisi”4 gibi… Bu bakımdan Güneş’i bu kuramla benzeştirenler de mevcut.

Ateş Güneş’i kuran kadronun Atatürk’e yakınlığı, kulübün başına Ata’nın yaveri ve kimilerine göre “kara kutusu”5  olan Cevat Abbas Gürer’in6 getirilmesi, 6 Ekim 1933’te kulübün tek partinin Beyoğlu binasında açılışı, bizzat Atatürk’ün kulübün ismini yalnızca “Güneş” olarak değiştirmesi, kulübe ziyaretleri ve kongreye katılımı, Güneş’in siyasi yönünü ve resmi ideolojinin takımı olduğunu ortaya koyuyor.

O dönemler dünyanın birçok ülkesinde tek parti iktidarları, baskıcı (faşist ve komünist) rejimler ve diktatörlükler var. Bu durumlar Güneş’in Franco’nun Real Madrid’ine, Almanya’da ise Hitler’le özdeşleştirilen Shalke 04’7e benzetilmesine yol açıyor.

Sonraki yıllar her kulüp, özellikle İstanbul’un üç büyüğü, ülkenin kurucusunu değişik kanıtlarla taraftarı ilan edip, bununla rakiplerine karşı bir üstünlük kurmaya çalışır.  Örneğin birisi bir dönem kendi semtinde oturup, idmanlarını izlemesini, bir diğeri kulüplerini  ziyaret etmesini ve 3-3 biten bir GS-FB maçından sonra “biz de burada üçe üç beraberiz” dediği rivayetini, Galatasaray ise kulübü ziyareti sırasında yazdıklarını ve övgülerini, Gazi Büstü’nü kazanmış olmayı delil olarak gösterir.

Oysa herhalde Kemal Atatürk, her Türk kulübüne yakındır ve onların başarılarını takdir eder. Ama belli ki hepsinden yakın olduğu, üzerine gölgesinin düştüğü spor kulübü Güneş Spor Kulübüdür. Bu konudaki yorumların en geçerlisi, Ata’nın olayın arkasında birebir olmaması ama ona yaranmak isteyen “kraldan çok kralcıların” durumu bu noktaya getirmesi biçiminde olmuş.

Atatürk, Ateş Güneş adından yalnızca Güneş’i seçmiş ve 28 Aralık 1934’te bu kongrede kabul edilmiş. 30 Aralık 1934 ve 15 Şubat 1935’te iki kez kulübü ziyaret etmiş ve sporcular kendisini “Yaşasın Güneşimiz” diyerek karşılamışlar.

Güneş, sadece futbolda değil, güreş, atletizm ve kürekte de etkinlik göstermiş.

Normalde alt liglerde oynamaya başlaması gerekirken kurulur kurulmaz, İstanbul 1. Ligine alınmış ve oynadığı 3 sezonda, 1935-36’da 5., 1936-37’de 2., 1938’de de şampiyon olmuş.

1938 şampiyonluğunun avantaj kurallarında Güneş lehine yapılan değişiklerle olduğu iddiası yaygın. Üç takım BJK , FB ve Güneş ligi aynı puanla bitirir, attığı ve yediği çıkartılınca averajı daha iyi olan Beşiktaş’tır ama teamüller değiştirilerek attığının yediğine bölünmesi gibi bir uygulama yapılır ve Güneş şampiyon ilan edilir. Oysa takımların attığı ve yediği goller sırasıyla şöyledir: BJK 44-12, FB 40-10, Güneş 34-8.

Güneş Spor Kulübü, sadece kopuşu sırasında aldığı yöneticiler ve sporcularla değil, ligdeki maçlarda da en çok zararı Galatasaray’a vermiş ve 6-0 ve 7-0’lık iki galibiyetle, GS’yi büyük hezimetlere uğratmıştır. İki takım arasında oynanan 7 maçta GS bir galibiyet alabilmiş, 3 maç berabere bitmiş, 3’ünü de Güneş kazanmıştır.

Bunların yanında, birçok GS-Güneş maçında olaylar çıkmış, bunlardan en önemlisi 4/Temmuz/1937’de oynanan ve Galatasaray taraftarının sahaya ayva yağdırdığı maç olmuş. Bu spor tarihimize “ayvalı maç” olarak geçerken, olaylara sinirlenen Başvekil İsmet İnönü GS’yi kapatmakla tehdit etmiştir.

1938’de şampiyon olmuş, arkasına devlet desteğini ve olanaklarını almış, bazılarına göre maç, hakem ve sporcu ayarlama konusunda Türk futbolunda çığır açmış olan Güneş 1939 sezonunda 4 maçta 3 galibiyet ve 1 beraberlik almışken aniden ligden çekilir ve 1940 yılında kapısına kilit vurur. Yöneticilerin çoğu Galatasaray’a geri döner ve Yusuf Ziya Öniş ve Ulvi Yenal gibi kulübe başkanlık bile yaparlar.

Bu konuda yazılan yorum ve değerlendirmelerin en çarpıcılarından biri,  bu kopuşun faturasının Galatasaray’a 17 yıl şampiyon olamamak şeklinde kesildiği.

1931’den, 1948’e kadar beklenmek zorunda kalınan İstanbul şampiyonluğu…

Atatürk’ün ölümünden sonra Güneş Kulübü’nün önce liglerden çekilmesi ardından kapatılması gibi Güneş Dil Teorisi’de üniversitelerde ders olmaktan çıkmıştır. Bu dersin hocası İbrahim Necmi Dilmen, dersin neden programdan çıkarıldığını soran öğrencilerine,  “Güneş öldükten sonra onun teorisi nasıl hayatta kalabilirdi” diye yanıt vermiştir.

Sonuç olarak; kitleleri ilgilendiren bir spor dalı olması nedeniyle, hem siyasetçide hem spor yöneticisinde karşılıklı bir iştaha yol açan futbolla ilgili bu tecrübeyi anımsamakta yarar olduğunu düşünüyorum.

Dipnotlar

1 Eşref Şefik Atabey (1894, İstanbul- 1980, İstanbul), Türk gazeteci, radyo spikeri. Galatasaray ve İstanbul liselerinde okudu. Gönüllü olarak Çanakkale Savaşı’na katıldı. İlk İstanbul Radyosu kurucuları arasında yer aldı. Çeşitli gazetelerde muhabir ve spor yazarı olarak çalıştı. Güreş ve boks karşılaşmalarını radyodan naklen anlatmasıyla ün kazandı. Radyodan 20 Temmuz 1934’te ilk maç naklini yapan, şike iddiaları ile BJK’nin Şeref Bey’den yoksun bir kadro ile çıktığı maç sonrası ”Şerefsiz BJK takımı FB’ye 4-1 yenildi” diye gazeteye manşet atan, radyodaki sunumları sırasında süt içmesi ile meşhur ilginç bir kişi.

2Yusuf Ziya Öniş (1892-1960) Bizim kuşağın bir zamanlar 1.ligte top koşturan Sarıyer takımının  stadının adıyla hatırladığı Galatasaray’da iki dönem başkanlık ayrıca ilk Türkiye Futbol Federasyonu başkanlığı yapmış, Türk sporunun öncülerinden.

3Ulvi Yenal  (1908-1933) genç yaşında Galatasaray ve Milli takımın kaleciliğini yapmış, üç dönem Galatasara’ da başkanlık görevinde bulunmuş, 1954’te Federasyon başkanlığı yapmış önemli spor adamı.

4Güneş Dil Teorisi: Türkçenin dünyadaki en eski ve önemli dillerden olduğu, birçok dilin Türkçe’den köken aldığı, Mezopotamya uygarlığının kurulmasında öncü olan Sümerler’in Türkçe kökenli bir dil kullandığı gibi savlara dayalı, esasen sürekli Batıdan ve Arap-Fars dillerinden bir şeyler alarak özgünlüğünü ve özgüvenini yitirmiş Türk diline ve halkına “ulus” bilinci aşılamak için türetilmiş ve Atatürk’ün ölümünden sonra güncelliğini yitirmiş kuram.

5Atatürk’ün kara kutusu: Doğan Hızlan.17 Kasım 2006/Hürriyet Gazetesi.

6Cevat Abbas Gürer (1887-1943) İstiklal Harbi sırasında Atatürk’ün yaverliğini yapmış, Atatürk’ün Boğaz’da demirli düşman gemilerini gördüğünde söylediği “Geldikleri gibi giderler” sözünü yanında söylediği, asker ve siyaset adamı. Güneş kulübünün başkanı olduğu gibi, İş Bankası’nın da kurucularındandır.

7Shalke 04: Yedi şampiyonluğundan 6’sını Nazilerin iktidarda olduğu dönemde alan ve Hitler’in ayrı bir sempati ile bakıp desteklediğine inanılan Almanya’nın en popüler spor kulüplerinden biri.

Diğer Yazılar