Küresel Sermaye Kazanırken, Emekçi Kaybetti

Küresel Sermaye Kazanırken, Emekçi Kaybetti

Hasan Macit yazdı:
“Neoliberel uygulamanın ilk tasfiyeleri tarım ve hayvancılığı destekleyen, tarımsal işletmeler oldu. Tarımsal ürün destekleme alımları sınırlandırıldı.”

Kurtuluş Savaşı sonrası düşman vatan topraklarından atıldı. Geride, okuma yazma bilmeyen on milyonluk köylü nüfus… Kapitülasyonlar nedeniyle iğneden ipliğe her türlü üretim, ticaret ve sanayi yabancıların elinde… Her tarafı yıkılıp yakılmış, alt yapısı (yolları, köprüleri, sulama, elektrik vb. tesisleri) olmayan bir yurt…

Gazi Mustafa Kemal “Asıl savaş şimdi başlıyor.” Diyerek ereği (hedefi) gösterdi. Sıra ekonomi savaşında…

Türkiye Cumhuriyeti karma ekonomiyi model alarak kuruldu. Her alanda kamu işletmeleri kurulurken, diğer yandan ulusal sermaye yaratmak için özel girişimciler desteklendi. 

Yabancıların elinde olan, demiryolları, fabrikalar, madenler ulusallaştırıldı (millileştirildi). Ekonomide ulusallaşma süreci başladı. Başta şeker ve kâğıt fabrikaları olmak üzere her alanda fabrikalar kurulmaya ve ithal edilen ürünler yerli üretimle karşılanmaya başlandı.

Kuruluştan itibaren, kamu kaynakları; özel sektörün ve devlet sektörünün gelişmesi için kullanıldı. Ülke gereksinimine ve hükümetlerin önceliklerine göre yapılan kalkınma planı uygulamaya konuldu.

Uygulanan ekonomi modeli nedeniyle zaman zaman sıkıntı yaşansa da toplumun tüm kesimleri ulusal gelirden payını almakta, ekonomi büyümekteydi.

Atatürk döneminde uygulanan ekonomi politikaları sonucu her türlü yokluğa ve sıkıntılara rağmen ekonomi büyümeye, ülke kalkınmaya başladı.

                                                                ***

Atatürk dönemi sonrasında, kamu kaynakları özel sektöre daha fazla aktarılmaya ve yabancı girişimciler desteklenmeye başlandı.

Ulusal sermayenin oluşturduğu burjuva sınıfı güçlendi. Devletten bağımsız hareket eder duruma geldi. Ve küresel sermaye ile işbirlikleri oluşturmaya başladılar.

Kuruluşta olmayan oluşan işçi sınıfı 1961 Anayasasının sağladığı haklarla örgütlenip güçlendiler.

1961 Anayasası toplumun değişik kesimlerine sosyal ve hukuk alanlarında yeni haklar getirdi. Bu haklardan yararlanan çalışanlar örgütlendiler. Örgütlerinin gücü ile kamu kaynaklarından daha fazla pay almaya ve siyasette söz sahibi olmaya başladılar.

Özgürlük ve demokrasi yaşamın her alanında hissedilmeye başlandı.

                                                                       ***

Sermaye; kamu kaynaklarından daha fazla pay almak isterken karşılarında işçi haklarını savunan güçlü sendikalar istemiyordu. Ucuz işgücü istemekteydi.

Ulus devlet, ulusal çıkarlardan ödün vermez. Küresel sermaye de ulus devlet yapılanmasında istediği gibi hareket edemez.

Küresel sermaye ve yerli işbirlikçileri ulus-devlet yapılanması ile her yerde mücadele içindedir.

Türkiye’de de ulus-devlet döneminin geçtiği savlarını ileri sürerek, devletin ekonomiden çekilmesi için he yola başvurmaktan çekinmiyorlardı.

Sermayenin mücadelesi sonuç verdi. Emeğin aleyhine olan ünlü 24 Ocak kararları alındı. 24 Ocak kararlarının fikir babası ve uygulayıcısı Turgut Özal’dır.

Demokratik ortamda uygulama olanağı bulunmayan, 24 Ocak kararlarını uygulayabilmek için, küresel sermaye ve yerli işbirlikçilerin desteği ile 12 Eylül 1980, askeri darbe gerçekleştirildi.

Askeri darbe gerçekleşince, işveren konfederasyon başkanın “şimdiye kadar hep işçilerin dediği oldu ve onlar gülüyordu; artık bundan sonra bizim dediğimiz olacak, biz güleceğiz” açıklaması ve dönemin ABD Başkanına CIA yetkilisinin “bizim çocuklar başardı” olayı sahiplenmesi, darbenin arkasındaki güçleri göstermektedir.

Askeri yönetim emekten yana ve demokrasiyi savunan; sendikaları, siyasi partileri, KÖYKOOP’u ve birçok derneği kapattı. Küresel sermaye kazanırken; emekçiler, üreticiler, demokrasi kaybetti.

Ekonomide, neoliberal politikaların uygulanmasının önü açıldı. Kamunu İktisadi İşletmelerin (KİT) tasfiye süreci başlatıldı.

Neoliberel uygulamanın ilk tasfiyeleri tarım ve hayvancılığı destekleyen, tarımsal işletmeler oldu. Tarımsal ürün destekleme alımları sınırlandırıldı.

Çiftçiye, üretime destek olan tarımsal KİT’ler; EBK, SEK, Gübre sanayi, Zirai Donatım, Köy Hizmetleri Genel Md., SEKA, YEMSAN, ORÜS, v.b. kuruluşlar, ya özelleştirildi ya da kapatıldı.

Cumhuriyetin kazanımları olan fabrikalar tek tek özelleştirildi. Özelleştirilen fabrikalar tek tek kapandı. Yerlerinde, ağırlıklı olarak yabancı mallarının satıldığı alış veriş merkezleri yükseldi.

Sonuçta; doğdu topraklarda doyamayan köylümüz kentlere göç etmek zorunda kaldı. Ulusal işletmeler küresel sermaye ye satıldı. İşsizlik tarihi rekor kırdı. Tarım ve hayvancılıkta, gıda da kendi kendine yeten bir ülke iken ithalat bağımlısı bir ülke olduk.

Kısacası; gelir dağılımındaki adaletsizlik nedeniyle bir avuç varsıl ve küresel sermaye kazancını katlarken, halkın büyük bölümü yoksullaştı, yardımlarla yaşamını sürdürebilir duruma geldi.

Kurtuluş, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ayarlarına dönmesidir!

hasanmacit@gmail.com

Diğer Yazılar