ERAY ESEROL: Muhsin Ertuğrul benim için çok emek demek!

ERAY ESEROL: Muhsin Ertuğrul benim için çok emek demek!

ERAY ESEROL: Muhsin Ertuğrul benim için çok emek demek. Kutsal emek diyebilirim. Hiç yoktan var ederek Ankara Devlet Konservatuvarı’nın, Şehir Tiyatrosu’nun, Ankara Deneme Sahnesi’nin kuruluşuna kadar, tiyatro neden toplumumuz için bu kadar önemli sorusuna cevap vererek çok emek vermiştir.

Yine bir Pazar günü derya deniz bilgi birikimi olan değerli Devlet Tiyatroları sanatçısı Eray Eserol ile tiyatro, edebiyat ve sinema üzerine güzel paylaşımlarımız oldu. Çoğu insan onu Behzat Ç. dizi ve film serisindeki Tahsin Müdür rolüyle tanıyor. Sohbetimiz öncesinde fotoğraf çektirmeye gelen insanlar gibi. Ve yine bazı şanslı öğrencileri Bilkent Üniversitesi’nden, Ankara Üniversitesi’nden ve Hacettepe Üniversitesi’nden diksiyon, oyunculuk, sahne bilgisi derslerinden, diğerleri de belki Başkent İletişim Bilimleri Akademisi’nden seslendirme, beden dili dersleri ya da drama atölyelerinden, belki çevirdiği bir kitaptan, oynadığı, yönetmenliğini, reji asistanlığını yaptığı bir tiyatro oyunundan tanıyor. Sorduğum sorulara duraksamadan, dünyadan örneklemelerle, içtenlikle yanıtlar verdi. Öğretmenlik ruhum onu dinlerken öğrenciye dönüştü ve içimden daha çok okumalı, izlemeli, dinlemeli dedim.

2008’de en iyi erkek oyuncu ödülünü aldınız. Savaştan Barışa, Aşktan Kavgaya, Bir İnce Sızı, Felatun Bey ile Rakım Efendi oyunlarında oynadınız. Tütüncü Dükkanı ve Sevda Dolu bir Yaz’ı yönettiniz. Şu anda da Küçük Burjuva Düğünü ile sahnelerdesiniz.

Ben biraz çevirmen yönünüze değinmek istiyorum. 2011 yılında çevirisini yaptığınız John Logan’ın yazdığı Kırmızı oyunu en iyi çeviri ödülünü aldı. Aynı zamanda Arthur Miller’ın Morgan Dağı’ndan İniş oyununu da siz çevirdiniz. Çevirinin en zor yanı sizce nedir?

-Şiir ve edebiyat çevirisini düşünürsek aslında kültürü çevirmek zor. (Iron) Demir diye bir oyunun çevirisini yaptım. Kapağındaki bir kadın, bir eliyle hapishanenin demir barlarını tutuyor, bir elinde de ütü var. Hem kadın olduğunu gösterecek, hem de ikisi de demir. Oyunun adına demir mi diyelim, ütü mü diyelim yoksa konu itibariyle içeride hapsedilmiş birisi var, kulp mu diyelim diye düşündüm. Çevirirken onların kültür kodlarıyla bizim kültür kodlarımızı ortaklaşa düşünmemiz gerekiyor. Aynı şekilde, Sam Shepard’ın Fool for Love oyunu Aşk İçin Delirmiş ya da Aşk Delisi olarak da çevirilebilir. Ama burada iki gencin aşk yüzünden hayatları çözümlenemez durumda ve karmaşanın içinde kalıp aptala dönmesi anlatılıyor. Dolayısıyla kelime oyunuyla birleşik yazarak Aşkaptalı yaptım, her kelimeyi oyunun anlamıyla bir düşünerek çevirmek gerekiyor.

Kırmızı oyununa değinecek olursak da İstanbul’da oynandı, İskender Altın yönetti. Aynı zamanda en iyi erkek ve en iyi yardımcı erkek oyuncu ödüllerini aldı.

Sevda Dolu Bir yaz oyununu hem uyarladınız hem yönettiniz.

-Evet, Füruzan’ın bir öyküsü. Ben dramatik karakterlerle çok ilgileniyorum. Dramatik olması için oyunun içinde çatışma, dönüşüm sonunda da katharsis olmalı. Normalde bu öyküyü de tek kişi anlatıyor. Ben, bu oyunu anlatan kadın karakterin yanına bir de kız çocuğu ekledim.  Oyunda da kucağında oturan bir kız çocuğu var, ben onu 25 yaşına uyarladım ve oyunda annesinden hesap soruyor. Annesi de kendi başına gelenleri, kız çocuğunun başına getirerek yeniden kendi hayatını canlandırıyorlar. Dolayısıyla hem dramatik oluyor, hem anıları sahnede canlı olarak görüyoruz, hem de annesi kendisini savunurken kendi oynayacağı yerleri kızına oynatıyor. Sonuç olarak bilinçlenme veya baht dönüşü seyirciye geçiyor.

2005’de Kale İçi dizisi ve ardından Behzat Ç. dizi serisi geliyor. 2011 ve 2013 de Behzat Ç. filmleri ve öncesinde Altın Ayı Ödülü’ne aday olan Bizim Çaresiz Yalnızlığımız filminde oynadınız. Şu anda da Behzat Ç. Bir Ankara Polisiyesi diziniz reklamsız internet televizyonu olan Blu TV’de yayınlanıyor. Tek kanallı dönemden bu yana, bu çok seçenekli kanalların olduğu dönemi de göz önüne alarak dizi ve film sektörü nasıl etkilendi?

-İnsanlar artık televizyonun onlara gösterdiğini izlemekten çok, kendi izlemek istediklerine yöneliyor. Belli televizyon kanalları belli programlara yöneliyor, bu da hayatı tekdüzeleştiriyor. 21. Yüzyıl orta-üst gelir düzeyinde, daha okumuş insanların televizyonda seyretmek istediği aslında sanatsal içerik ve dramatik olarak takip edebileceği dizi seçenekleridir.  Televizyonda 7 dakika dizi gösterip, 14 dakika reklam izleyince konsantrasyon bozuluyor.

Seyirci aslında  izlemek istediğini seçebiliyor ama öte yandan da yönetmen ve oyuncu açısından bazı diziler başlayıp bir süre sonra bitiyor.

-İyi olan kalıyor aslında.

Behzat Ç.’nin bu kadar beğenilmesinin sebebi nedir?

-Çünkü çok insancıl, tiyatro gibi yazılıp, oynanıyor. Doğal halleri çok fazla. Karakterler kurmaca ama imkansız bir kurmacanın içinde değil. Seyirci klişeden bıktı, dünya edebiyatının konusu aşk, ölüm, cinselliktir. Bunu nasıl yansıttığına göre değişir. Behzat Ç.de ise cinayetlerin de sebebi anlatılıyor. Ailelerinin birinci halkasının sorunları gerçek hayatla ilişkilendiriliyor. Tutulmasının sebebi de gerçeğin ortaya çıkarılmasındaki yan halkalar.

Tahsin Müdür karakterini sizin sempatikleştirdiğiniz düşünülüyor.

-Doğru, çünkü diğer polisler gibi yazılmıştı ama benim savunduğum dizideki polislerin idealize edilmiş polisler olmadığıydı. Dolayısıyla ben de ideal çalışan, ideal insan, ideal memur olayım ki onların çizgiden ne kadar uzaklaştığı bana bakılarak anlaşılsın diye düşündüm. Dramaturjimiz bu. Eğer Behzat iyi polis olmasına rağmen tutumu sebebiyle ilerleyememişse ve öte yandan onun kadar iyi olmayan biri ilerleyebildiyse, hem toplumdaki tezatı ortaya koyar, hem de onların ütopyadan ne kadar uzaklaştıklarını anlarız diye düşündüm ve böyle oynadım.

Oyuncu önerilen rolü mutlaka kabul edip layığıyla yerine getirmeli midir, yoksa kendisine uyduğunu düşündüğü rolü söylemeli midir?

-Çok uzun süredir Ankara Devlet Tiyatrosundayım, hangi role uyacağımı bilip bana o rolü verirler, tiyatroda böyle bir maksimum fayda sağlama becerimiz var. Dizide ise örnek olarak Behzat Ç. dizisi için ilk okuttukları karakterin bana uygun olmadığını söyledim, rolü reddetmek çok yaptığımız bir şey değildir ama ikisini de yapmaya çalışırız. Deneme çekimi yaparken kamerayla çekerler, vizörde gördüğünü bir monitöre aktarırlar ve herkes orayı izler. Kamerada yarattığı havayı bilmeli oyuncu. Ne yaptığını seyirci de anlarsa sanat orada gerçekleşmiş oluyor. Televizyonda da aktardığın duygu yüzde seksen civarında izleyiciye geçiyorsa, bu da oyuncunun başarısıdır.

Tek kişilik oyun denilince ne düşünüyorsunuz?

-Çok istediğim bir oyun türü ama bunu o olgunluk seviyesine geldiğim çağda yapacağımı düşünüyorum. Oyuncu bunu başarmak için oyun boyunca seyirciyi tutmalı, ifadeyi tutmalı, o rolü bulmalı ve cesareti olmalı.

Her gözlemci iyi tiyatrocu olamaz ama her tiyatrocu iyi bir gözlemcidir. Bu konuda ne düşünüyorsunuz?

-Çok iyi bir varsayım. Konservatuvarda da hep gözlem ödevi veririz. Kişi gözlemlediği kişinin nasıl yürüdüğünü, nasıl baktığını, nasıl davrandığını özümser, anlatır ve oynar. Bütün işimiz gözlem. Kendimizi de gözlemleriz, dışarıyı da. Bir rol verildiğinde dağarcığında, gözleminde bir detay yoksa orda kalınır. Sürekli ne hissettiğimize bakarız. Babam öldüğünde ağlıyordum, kız kardeşimden mendil isteyeceğim yanımda oturuyor, ama konuşamıyorum. Mendile ulaşamayacak kadar enerjimin kalmadığını anladım. Elimle işaret ederken ağladığımda elimin ve içimin titrediğini gözlemledim. Rol esnasında da hissettiğimiz seyirciye geçecek, seyirciyle bu empatiyi yakalayınca sanat gerçekleşir.

Dünya sinemasına baktığımızda Billy Bob Thornton gelişimi yavaş ilerleyen birini oynarken, yürüyüşünü canlandırabilmek için ayakkabısının içine cam parçaları koyuyor ya da Nicholas Cage rol için anestezi olmadan dişini çektiriyor.  Bunları yapmadan da hissi seyirciye geçirebilmek midir oyunculuk yoksa yapılması iyi midir?

-Amaç tabii ki bunları yapmadan da rolü gerçekleştirebilmek. Gerçeğe yaklaşmayı tutku derecesinde istiyoruz. Devamlı gözlem halindeyiz ama gerçekte gözlemleyemediğimiz durumlar da olabiliyor, birini öldürmek gibi. Bütün derdimiz gerçeğe yaklaşmak, sahnede seyirci bizi gördüğünde illüzyon yaratmak durumundayız. Bunun için oyunculuk metotları var.

Avustralyalı aktör Heath Ledger, The Dark Knight filmindeki Joker karakterini oynamadan önce 6 ay bir otel odasına kapanıp kendine özgü konuşma ve gülme tarzı bulmaya çalışmış. Kendini role bu kadar kaptırmak hakkında ne düşünüyorsunuz?

-Çok istediğimiz bir şey ama gerçekle arasındaki çizgiyi bulmak gerekir. Çalışılmalı, konsantre olmalı, rolü gerçekleştirip bittiğinde de gerçek yaşama dönülmeli. Bazı derin oyuncular var, derinlik sarhoşluğu ya da vurgun yemek diyoruz, rolün içinde kalır. O rolden çıkamaz, bu kadar ağır bir tutku ile gerçeği yaratmaya çalışıyoruz.

Sinemanın tiyatroya olan üstünlüğü mekan sınırının olmaması iken Lars Von Trier Dogville filminde yerlere tebeşirle çizgiler çizilmiş bir tiyatro sahnesini mekan olarak kullandı. Seyircinin de mekana değil karakterlere ve olaylara konsantre olmasını arzuladığını söyledi. Bu sinema ve tiyatro arasındaki çizgilerin aşılması konusunda ne düşünüyorsunuz?

-Çok güzel bir hikaye ve sinema uyarlamasını çok sevdim. Kasabadaki yaşamı gösterirken duvarlar yok ama karakterlerin birbirini görmemesi, yalnızlıklarını anlatmaları, yokluk içinde insan olmanın ağırlığını verdi aslında bu film. Hep yapmaya çalıştığımız bulunmayanı bulmaktır, yeni anlamı nasıl yaratırız bunun peşindeyiz. Metin üzerinden yeni bir dünya nasıl yaratırız bunun için çabalıyoruz. Anlam yaratma sanatıdır tiyatro da. Yepyeni bir hayat nasıl yaratırız ve seyirciye nasıl hissettiririz diye düşünürüz. Bir defasında arkadaşım hapşırdı ben de çok yaşa dedim, buldum işte dedi, böylece inandırıcı olacak şekilde nasıl rol yapacağını buldu.

Dünya tiyatrosunda izlediğiniz ve aklınızda çok kalan bir tiyatro örneği verebilir misiniz?

Ölüm ve Bakire’yi izlemiştim, çok etkilendim. Sinemada gördüğüm aktör tiyatroda tüm mimikleri ve oyunculuğuyla çok büyüleyiciydi. Seyirciyi tam bir illüzyona sokmaya çalışırız, iki saat boyunca bambaşka bir dünyada yaşasın isteriz. Epik tiyatronun ifadeleri ve anlatım tarzı farklıdır ama çok etkileyicidir. Rolü ve tavrı kırarız. Gerçekçi tiyatroda da psikolojik derinlik katarak, yaptığını seyirciye aktarmak o denli zordur.

İki isim söylesem, size ne ifade ettiklerini söyleyebilir misiniz? Bertolt Brecht ve Muhsin Ertuğrul.

Muhsin Ertuğrul benim için çok emek demek. Kutsal emek diyebilirim. Hiç yoktan var ederek Ankara Devlet Konservatuvarı’nın, Şehir Tiyatrosu’nun, Ankara Deneme Sahnesi’nin kuruluşuna kadar, tiyatro neden toplumumuz için bu kadar önemli sorusuna cevap vererek çok emek vermiştir. Türkiye’nin batıya dönük yüzü açısından neden tiyatro önemli, tiyatro bizi nasıl batılılaştırır diye düşünerek gerçekçi tiyatronun örneklerini çok iyi verdiler. Bertolt Brecht ise siyasi içeriği tiyatro yoluyla anlatırken, insanların bilinçlenmesini de sağlayabilmeyi bulması açısından çok değerli. Bizde de meddah epik tiyatronun başlangıcıdır. Kendi geleneksel tiyatromuzda bunun örneklerini görüyoruz.

Okuyucumuza tiyatro oyunu ve kitap önerisinde bulunur musunuz?

Anlamsızlığın ortaya koyulduğu tiyatrolara iyi bir örnek olduğunu düşündüğüm Küçük Burjuva Düğünü’nü seyretmelerini tavsiye ederim. Kitap olarak da Orhan Pamuk’un Kırmızı Saçlı Kadın adlı kitabı, İnci Aral’ın Buluşma adlı kitabını tavsiye ederim. Yazar olarak Füruzan, Sam Shepard, Eugene O’Neill, Rona Munro, Paul Auster okumalarını öneririm.

Çok teşekkür ediyorum hem bu değerli paylaşımlarınız, hem de zaman ayırdığınız için.

Ben teşekkür ediyorum.

Diğer Yazılar