SUSTUR ZİHNİNİ VUR GELİŞİNE

SUSTUR ZİHNİNİ VUR GELİŞİNE

Kâmuran Şems yazdı:
Peki düşünmemeyi nasıl öğreneceğiz? Kritik soru bu. Cevap çok basit: Yaratıcı dürtüyü devreye sokmak için kendi kendine analizden kaçınılmalıymış. Bu noktada yaşı ilerlemişler çok avantajlı çünkü insan yaş aldıkça daha akıllı oluyor. Dolayısıyla beyni aşırı düşünmemeye programlama yetisine de sahip.

Bu felsefeye tamamen ampirik bir tutum vasıtasıyla eriştim. Kaynağım çok severek icra ettiğim Budokon, geniş kapsamlı bir hareket sistemi, hocalarımın okuma listesinden Zen Zihni. Kısaca Zen zihnine belli bir pozisyonda, genellikle bağdaş kurup, nefes alış verişleri en iyi şekilde hissedebileceğiniz bir diklikte oturarak nefese odaklanarak zihni susturmak diyebiliriz.

Ünlü Fransız kuramcı Roland Barthes Zen zihnini, sessizce hiç bir şey yapmadan oturmayı amaçsız ve arzusuz bir eylem olarak görür. Bu görüşü Japonca Zen zihni anlamına gelen Mushotoku kelimesini etimolojik olarak araştırdıktan sonra yakalar. Arzsız, talepsiz, dünyevi sorumluluklardan uzak zihinsel bir yapı, özneyi ortadan kaldıran bir eylem.

Düşünsenize bir ağaç sessizce ormanda oturmaktadır, yıllar geçer, o kendi kendine büyür, yaşar, hayvanlara ev sahipliği yapar, oksijen sağlar ve tüm bunları sakince günahlar dünyasında kendini tüm kepazeliğin dışında tutarak yapar. İşte Zen Zihni tam olarak budur. Pratiği oldukça zor ama son derece faydalı bir haletiruhiyedir.

Arınmış bir zihinle,  fiziksel bir egzersize başlamak yapılan pratiğin verimini artırıyor, yani bana öyle oluyor. Bu boyuta ancak dört ayda gelip ve yukarıda bahsi geçen felsefemi jurnalime mühürlemişim.

Bendeniz bu kafaya 2019 yılında geldim. Bu arada ilginçtir tekrardan göz atmak için elime aldığım, hâlen kütüphanemde tuttuğum “Intellectual Life” dergilerinin 2012 yılı Mayıs/Haziran sayısında temiz zihin konusu yine spor dünyasından iki dev isim üzerinden analiz edeilmiş. Federer ve Dokovic.

Ünlü tenisçi Roger Federer’in hayranı çoktur. Sakinliği, sessizliği, kontrollü ve efendiliği ile tenis dünyasının Sör’üdür. Doğrusu biraz hesaplanmış bir sakinlik olarak görmüşümdür tenisçinin davranış biçimini.

Elbette bu son derece öznel bir bakış açısı. Kendi doğama tezat oluşturduğu için yakınlık kuramıyor da olabilirim. Oysa ki sakinliği  ve dinginliği ile var olan insanlara hayranlığım büyüktür. Bu yüzden Federer’e haksızlık etmek istemem. Kaldı ki bu sene Sırp tenisçi Novak Dokovic ile Wimbledon Tenis turnuvasının finalinde olağanüstü bir maç çıkardı. Bu arada kesinlikle Dokovic hayranı olmadığımı da belirtmeliyim. 

Analizin temelinde aşırı düşünmenin başarıyı olumsuz anlamda etkilediği üzerinde duruluyor.

Grand Slam’lerin yaşan efsanesi Federer, yıllar önce Amerika Açık tenis turnuvasının yarı finalinde Dokovij’in son derece rahat bir şekilde attığı, bizim deyişimizle gelişine bir forehand ile Federer’in yakınından geçemediği bir vuruşla maçı kaybeder. Dokovij ise turnuvayı kazanır.

Federer’in Grand Slam’lerde düşüşe geçmesinin zihinsel bir zaafa bağlı olduğunu düşünen uzmanlara göre aşırı düşünmekten kendini boğan tenisçi kendini bloke ediyor. Aynı durum kritik bir vuruş yapacak golfçü ya da penaltı atacak bir futbolcu için de geçerli.

Yeri gelmişken, terbiyesizlik olarak algılamayın ama vereceğim örnek biz Türklerin içgüdüsel olarak bilimsel açılımları yakalamasına muhteşem bir örnek. Uzmanların anlatmak istediği kısaca “düşün düşün boktur işin” özünde.

Yine uzmanlara göre bu fazla düşünme sorunsalından kurtulmanın en iyi yolu kendimiz içgüdülerimizi dinlemeye bırakmak ve bünyemizde bir yerlere sıkışmış bilgeliği açığa çıkarmak.

Peki düşünmemeyi nasıl öğreneceğiz? Kritik soru bu. Cevap çok basit: Yaratıcı dürtüyü devreye sokmak için kendi kendine analizden kaçınılmalıymış. Bu noktada yaşı ilerlemişler çok avantajlı çünkü insan yaş aldıkça daha akıllı oluyor. Dolayısıyla beyni aşırı düşünmemeye programlama yetisine de sahip.

Bütün bunları sizlerle paylaşmamın altında yatan aslı sebebe gelirsek aslında bu topraklarda yaşayan şaşkın toplum için mükemmel bir zihin örneği var: Mustafa Kemal Atatürk.

Anlayabilene!

Diğer Yazılar